- Kategori
- Dünya
Kimsenin gücü bizi silmeye yetmez

Bu güzelim Bosna'nın enkazları yine onarılır ama..
13.07.2008
TÜRKLERİ YERYÜZÜNDEN SİLMEK
Birinci Dünya Savaşı 1914 yazında, Sırp genci Gavrilo Pirincip’in, Bosna’da, Avusturya Macaristan İmparatorluğu Arşi Dük’ü, Fransua Ferdinand ve eşine attığı kurşunlarla başlamıştı. Gavrillo Pirincip te böylece tarihe geçmişti.
İşte, yakın tarihimizde de yine iki Sırp kasabı Bosnalı Sırp lideri Radovan Karadziç ile Bosnalı Sırp komutan Ratko Miladiç Kızılhaç verilerine göre Bosna Hersek’te 312.000 kişiyi katlederek tarihe geçmişlerdir. 11 Temmuz 1995 de gerçekleştirilen bu katliamın dün 13. yıl dönümüydü. İnanın o günler aklıma geldikçe halâ kalbim sızlar. Tüm dünyanın gözleri önünde işlenen bu gaddarca katliam yapıldığı Srebranica’ nın düştüğü saatlerde BM Genel Sekreteri Bturos Gali Atina’da “barışa yaptığı katkılardan dolayı” Onasis Ödülü almakla meşguldü. Avrupa ise aynı saatlerde faşizme karşı zaferinin 50. yılını kutluyordu.
Bu nasıl bir Avrupa’dır, Amerika’dır ki insanlık utancı olan bu katliama duyarsız kalmışlardır.
Daha önce Sırplara karşı Slovenlere ve Hırvatlara doğrudan destek veren ABD ve Avrupa ülkeleri Sırpların Bosna-Hersek’te gerçekleştirdikleri katliamları sadece ufak tefek kınamalarla geçiştirmişlerdir.
Bosna Hersek Müslümanlarının soykırımında sırplara neredeyse destek çıkmışlardır. BM Genel Sekreteri Bturos Gali hangi yüzle barışa katkı ödülünü alıyordu? Avrupa neyin 50. yılını kutluyordu.!
Bir sürü masum insanın öldürülmesini gözleri kör olmuşta, görmüyorlar mıydı? Elbette biliyorlardı ama Müslümanlığın yok edilmesi işlerine geliyordu.
Dünya basını büyük ilgi göstermiş miş. Bu ilgi neden acaba! Anma törenine katılan 40 bin kişinin arasında babalarının tabutlarına sarılarak ağlayan çocukları, eşleri, anaları görüntüleyerek reyting için aralarında yarış mıydı amaçları? Yazıklar olsun… Böyle medeniyeti batsın. Biz de bu medeni gördüğümüz vahşilere katılacağız diyerek bir sürü ödün veriyoruz. AB’nin bizi kabul etmemek için çevirdiği entrikalara daha ne kadar katlanacağız acaba
Almanya eski başbakanı ne demişti bir hatırlayalım.
Avrupa’nın geleceğinde ne olursa olsun Türkiye’nin yeri yoktur. Bu ülkenin globalleşmesinin temel prensiplerine sahip olmadığını ve uluslararası kardeşliği içine sindiremediğini de görmeliyiz. Türkiye’nin birliğe girmesine asla izin verilmemelidir.
Lord Curzon’nun dediklerini hatırlayalım.
Türkler Avrupa’dan atılmalıdır. Amerika’lı senatör Lodge’ nin dediği gibi İstanbul Türkler’ den tamamen alınmalı, bir veba tohumu olan, harplerin yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa’dan silinmelidir.
ABD eski Başkanı Truman ise;
Yer yüzünden silmek istediğim iki millet vardır. Bunlar İspanyollar ve Türklerdir. demiştir.
Bu örnekleri daha çoğaltabilirim. Bunlar benim uydurmalarım değil, Avrupa ve Amerika’da ileri gelenlerin, Türkler hakkında gerçekte neler düşündükleridir.
Bu milletler Türklerin tokadını yemişlerdir, bazıları denize dökülmüşler bazıları da pes etmişlerdir. Dünyadaki Türk Cumhuriyetlerinin birleşmesinden ve dünya üzerinde potansiyel güç olup her alanda gelişmesinden korkuyorlar mı acaba? Müslümanları bunun için mi yok etmeye çalışıyorlar?
Ortadoğu’ya hakim olabilmek için bizi bölmeye, parçalamaya, bizden faydalanmaya kalkıyorlar. Bizim ilerlememizi değil asırlar gerisine gitmemizi istiyorlar. Şimdi 30 Şeriat oteli kuracaklarmış Avrupa ve Kuzey Afrika’da. Neden ki? Bir düşünelim…
Ben Avrupa veya Amerika düşmanı değilim. Ama olanları unutmuyorum. İkinci Dünya Savaşında Japonya’nın kayıtsız şartsız teslim olmasına rağmen Hiroşima’ya ve Nagazaki’ye attığı bombalarla
360.000'den fazla insan hayatını kaybetmesine, onbinlerce insanın sakat kalmasını nasıl unutabiliriz..
Irak Savaşını, bir milyon insanın katledilişini nasıl unutabiliriz… (Irak’a özgürlük geldi güya.)
Bosna’dan nerelere daldım yine kusura bakmayın. Şu anda sabah ezanı okunuyor ve ben yazmaya çalışıyorum.
Yazıma ara veriyorum sabah kalkınca devam edeceğim sanırım. Yatmam gerek çünkü annecim en geç 9 da benim başıma dikilir.
Günaydınlar. Saat sabahın 10 nu. Kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Evet, Sırpların Bosna’da ki Müslüman katliamına AB ve ABD nin lakayt kalmalarının altında güçlünün, güçsüze egemen olmasının yanı sıra bizi derin derin düşündürecek önemli nedenler vardır. 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’yı koruyan Hollandalı BM askerlerinin Bosnalı Sırpların kasabayı ele geçirmesine göz yummasının ardında işte, tüm yukarıda yazmış olduğum düşünceler yatmaktadır.
Şantözlüğüm sırasında Yugoslavya’ya iki kez konserler için gittiğimi, Yugoslavya’nın Atatürk’ü denilebilecek devlet adamı Josip Broz Tito’ya da hayranlığımı yazılarımın birisinde yazmıştım. Tito Yugoslavya’yı Almanların işgalinden kurtarmış, komünist Rusya 'ya karşı örnek olacak cesur bir direniş-le mücadele vermiş ve kazanmıştı. Ancak Federal bir devlet kurmakla hata mı yapmıştır bu tartışılır. Fidel Castro’nun dediği gibi Tito öldü ve Yugoslavya bitti.
O güzelim Sarjevo’yu, Piriştina’da konakladığımız, dağlık bölgenin ortasına saray gibi oturulmuş aynı isimdeki oteli, Bosna Caddelerindeki tavernalardan yükselen buzikili aşk şarkılarını, üzerlerinden geçti-ğimiz köprüleri, yeşil ormanlarını unutmama imkân var mı? Üsküp’te ki soydaşlarımız tarafından gördü-ğüm yakın ilgiyi unutabilir miyim? Sonra ne oldu, mutluluk taşan bu güzel ülkenin güzel insanlarının çoğu katledildi. Ben o sıralarda hem sanatımla meşguldüm hem de Kadıköy Moda Sabit Pazarı’nda ticaretle uğraşıyordum. Hem de pazarın başkanıydım. Ne mi yapıyordum, gülmeyin ama tanınmış bir Tavuk firmasının bayiliğini yapıyordum. Değerli müzisyen arkadaşlarım uğrarlardı ara sıra. Edip Akbayram haftada bir gün yanında yardımcısı, hanımının eline tutuşturduğu liste ile pazara ve bana uğrardı alış veriş için. Her geldiğinde de “Kızım sen deli misin nesin ya! Sanatçısın tavuklarla ne ilgin var“ diye bana takılırdı. İşte o yıllarda inanın için için Bosna için ağlıyordum. O güzelim yerlerin bombalanışını yok edilmesini içime sindiremiyordum. Yapabileceğim tek yardımı Moda halkından ve diğer tanıdıklarımdan istedim. Pankartlar astırttım. Bosna’ya yardım kampanyası başlattım. Giyecek, yiyecek gibi şeylerdi bunlar. Halkımızın duyarlığı ile bunu başarmıştım. Kızılay’dan gönderilen bir tır kamyon ile Bosna’ya yollamıştım. Tabii o sıralarda menajerim Sadık Pasıc’e ve Dr. olan hanımının hastanesine ulaşmama imkân olmamıştı. Küçücük bir yardım yapabilmiştim ama giden canları, ırzına geçilen kadınların kızların namuslarını geriye getirememiştim.
Değerli arkadaşlarım her 11 Temmuz’da ben onların acılarını içerimde hissediyorum. Ve sanki onlardan birisiymiş gibi üzülüyorum. Modern dünya, modern teknoloji, modern çağ ve maalesef modern soykırım.
Bizde de bazı küstahlar Federe Devlet olsun istiyorlar. Akıllarına şaşarım. Burası Atatürk Türkiye’sidir ve ebediyen öyle kalacaktır. Bosna katliamı ve Irak yakın tarihimizde olmuştur. Bunu asla unutmamalıyız.
Avrupa birliğine girelim ama, Atatürk ilkelerimizden ödün vermeyerek ve bizim istediğimiz şekilde girelim. Biz onlara değil onlar bize muhtaçtırlar.. Biz madenlerimizi çalıştırsak, tarımımıza gereken önemi versek, zengin bir ülkeyiz. Petrolümüzde var, altınımız da. Her şeyden önce 4 mevsim yaşanıyor bu güzel ülkemizde. Toprağımız bereketlidir. İş, aş olunca bizden iyisi olabilir mi? Yeter ki bizi yönetenler önce vatan desinler, gerisi gelir.
Bir türlü kısa yazamıyorum. Bundan şikâyetçiyim. Ya siz? Belki zamanla kısa yazmayı da öğreneceğim. Hepinize gönül dolusu sevgiler ve bol ışıklar. Sevgiyle kalınız…