- Kategori
- Gündelik Yaşam
Kirli adam

Foto:Ş:ODABAŞI
İnönü Caddesi’nde, sıkış tepiş park etmiş araçların arasında, bir seyyar satıcı tezgâhı.
Tezgâhta mevsim meyveleri.
Tezgâhın başındaki adam dikkat çekici.
Başında foteri, kırçıllaşmış kirli sakalı, gözlerinin altındaki siyah halkalarla ilginç bir adam.
Üzerindeki pardösü, kirden yeni bir renge dönüşmüş durumda.
Ağzında sigarasıyla tezgâhın sahibi değil, sanki bekçisi.
Tezgâhtan alışveriş edenleri, korkutacak bir tip.
İnsanlar korkmadan tezgâha yanaşıp alışveriş ediyorlar.
Adam sadece bakıyor.
Tezgâhtan seçme hakkı var, müşterinin.
Belki de seçerek meyve alma işi, alışverişe çekiyor insanları.
Bir genç alışveriş yapıyor.
Hesaplıyor aldıklarını.
8 lira tuttuğunu söylüyor.
Kirli Adam, on liradan fazla diye uyarıyor.
Elindeki poşetlerle, bir an duraksıyor genç adam. Vakti dar, ince hesap yapma vakti değil.
O sırada “On lira ver yeter” diyor, Kirli adam.
Adam vazgeçiyor hesap yapmaktan. On lira verip çekip gidiyor.
Kirli Adam on lirayı, cebinden çıkardığı para destesinin içine koyuyor.
Pardösüsünün iç cebinden, ucu görünen şişeden bir fırt çekiyor.
Şarabın rengine âşık bir adam.
Kafası hep dumanlı.
Akşama kadar tezgâhın kârıyla demleniyor demek ki.
Kirli Adam, caddenin ortasında bile dem tutuyor.
Umurunda değil hiçbir şey.
Vay be!
*
Çok geçtim bu caddeden.
İlk defa fark ettim adamı.
Seyrettim adamı uzaktan.
Tezgâha yanaştım. Selam verdim.
“Bir fotoğraf çekebilir miyim?” dedim.
Adam beni söylediğim sözden dolayı pişman etti.
“Resim çekmek yasak” dedi.
Herkes resim çekiyor.
“Resim benim karnımı doyurmuyor” diye kükredi.
“Para veren yok, herkes resim çekiyor.”
Cebinde yeteri kadar parası var. Benim cebimde ondaki para yok.
Adamın aklı yinede parada takılı kalmış. Birde dostu şarap var, cebinde.
İnsanlar, belki de bu kirli adamdan alışveriş yaparak yardım ediyorlar. Kirli Adam işin farkında değil.
Adam para peşinde.
Fotoğraf çekenler para vermeye başlasaydı, model olurdu adam.
Keşke şimdi, iyi bir insan modeli olsaydı.
Adamın görünüşü ile istekleri arasında bir çelişki var.
Adam geçimsiz.
Adam huysuz birisi.
Dağdan dumandan konuşuyor.
Neredeyse bir resim yüzünden adam beni dövecek.
Adamın sakalının değeri yok.
Giydiği şapka bir aksesuar.
Hayatta, yakaladığı bir yer yok. Yaşam felsefesinin bir ağırlığı yok.
Adam boş. Teneke.
Boş vermişliğin bir ürünü, “Kirli Sakallı Adam.”
Sakal traşı olmasını beceremediğinden sakalını uzatmış belli.
Temizlikten de haberi yok.
Baykuşun ağzına düşen serçe kuşu gibi, insanlar adamın tezgâhına düşüyorlar, tezgâhtan bir şeyler alıyorlar.
Adama dedim ki; “bir beni dövmediğin kaldı, senden alışveriş yapmam.”
Kirli Adam, bana baktı. Bir şey söylemedi.
Tezgâhtan bir şeyler seçen müşteriyi izlemeye koyuldu.
Ben uzaklaştım tezgâhtan.
Bazı tezgâhlarda meyve sebze satılır.
Bazı tezgâhlarda da sevgi satılır artıdan.
Derler ki, ”yüzü sirke olan adam bal satsa” ne olur?
*
Bozulmuştu moralim.
Ben insanları severim.
Aynalı Çarşı’nın olduğu caddeye girince sildim kafamdakileri.
Arkamdan önümden araçta gelmiyor. Gözüm yumuk yürüyebilirim.
Sessizliği bozan bir sesin geldiği yere baktım.
Genç bir adam ellerini açmış şarkı söylüyor.
Sınıfı geçtiği belli.
Herkes dönüp dönüp bakıyor. Bazıları gülüyor.
Adam bir şarkıyı, taksit taksit okuyor.
Sesi de güzel.
“Hülyaaaaa!”
“Neden böyleeee!”
“Hülyaaaaa!”
“Derdini söyleeee”
Adamın dertli olduğu belli.
Offf! Offf! Diye inleyerek devam ediyor şarkıya.
“Yeşil gözlere yandım
Benim olacak sandım
meğer vefasızmışsın
yazık sana inandım”
Hüllllyaaaaaa!
Adam çarşının bir ucunda, kayboldu gitti.
Ben iki adam daha tanıdım, bugün.
Yüzlerine baktım.
Onlar benim yüzüme baktılar mı?
Bilmiyorum.
Ben adamların, yüzlerini unuttum.
Ellerini açıp şarkı söyleyen adam, daha çok aklımda kaldı.
Kirli Adam, yer bulamadı gönlümde.
Ne yapayım, gönül kapım kilitsiz olsa da bazen kötü bir rüzgârda kapanabiliyor.
Şarkı söyleyen adam, açtı gönül kapımı sonuna kadar.
Çanakkale bir gecenin içine daha girdi gitti, yavaş yavaş.
Bir gün daha kapısını kapattı.
Yaşananlar, yaşandı.
Yaşadım.