Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

14 Haziran '10

 
Kategori
Öykü
 

Koku

Koku
 

Odamın duvarları üzerime geliyordu sanki. Onu hatırlatan her şeyi bir kutuya kapatmış, yatağın altına kaldırmıştım. Kalbim sıkışıyor, boğazım düğümleniyordu. Hava almak için dışarı çıktım.

Yürümekte zorlanıyordum, kalbim gibi bedenim de yorulmuştu. İskeleye inen yola saptım, yokuş aşağı yürürken biraz da olsa kendimi iyi hissettim.

Aktörü olduğum çok güzel bir hikâyenin sonuna yaklaştığımı bilmek, kalbimi paramparça ediyordu. Titreyen ellerimle sigara paketimden bir sigara çıkardım. Sigarayı yakabilmek için durmam gerekti. Geçmişi içime çekercesine yaktım sigarayı. Sigara için de son başlamıştı artık.

Havanın kararmasına daha çok vardı, yolun kenarında bir bahçe duvarına oturdum. Arkamdan bir rüzgar esti. Yorgun bir bina olduğu belliydi, terk edilmiş görünüyordu. Giriş kapısı çoktan sökülmüş, arka taraftaki penceresi görünüyordu. Rüzgar pencereden içeri girmiş, terk edilmiş anıları kapıdan dışarı atmıştı. Kapının hemen yanındaki pencereden dışarı doğru hareketlenen naylon, sanki gidenlere el sallıyordu. Bahçede duran paslanmış salıncak en mutlu anları geri getirmek istercesine sallanmaya çabalıyordu. Kırılmış bir kum saati vardı yerde, zamanı durdurmaya yetmemişti ölümü. Duvarın boyaları tamamen dökülmüş, kerpiçlerde ustaların parmak izleri belirmişti. Onu bu denli eskiten yıllar mıydı yoksa yalnızlığı mı, bilinmez…

Duvarın üzerinde söndürdüğüm sigarayı bahçeye doğru fırlattım. Bir yaşanmışlık da ben eklemiştim tabloya. Yürümeye devam ettim. Salı günleri kurulan pazarın kalabalığı sokağın başına taşmıştı. Çilek kokularını takip ederek pazara girdim. İnsanların koşturması, bağırışlar, bacağıma çarpan çocuklar ve renkli tezgahlarla dolu pazarda ilerlemeye başladım. Kimi taze soğan arıyordu kimi kızartma için patates. Pazarcılar tezgâhtaki marulları ıslatıyordu, annesinin eteğini çekiştiren çocuk ise oyuncak araba hayalindeydi. Yaşlı bir teyze enginar soruyordu ama sesini ulaştıramıyordu bir türlü. Pazar direğinin dibine oturmuş bir satıcı, file içine yerleştirdiği limonlar için bağırıyordu.

Önce omzuma çarptığını hissettim, o fark etmemişti. Arkamı dönüp baktığımda benden birkaç adım uzaklıkta durmuş bana bakıyordu. Elindeki Pazar çantasından anladığım kadarıyla alış verişini bitirmiş evine dönüyordu. Parmağında bir yüzük vardı, evliydi. Bana bakışı çok başkaydı. Baktığı sanki ben değildim, gözlerimin içinde özlediği bir yaşanmışlık bulmuştu belki. Belki özlediği birine benziyordum. Belki de terk edilmiş evden bir fısıltı getirmiştim ona. Birkaç saniye daha baktı ve yoluna devam etti. Arkasından izledim bir süre, cebinden telefonunu çıkardı, konuşarak kalabalığın içinde kayboldu. Eğer ayrılmasaydık bir gün nişanlım da evimiz için alış veriş yapacaktı. Belki beni arayıp akşam ne yemek istediğimi soracaktı. Eve dönmeliydim, çok dik bir yokuş beni bekliyordu.

Kimseye görünmeden doğruca odama girdim. Radyoyu açtım ve birlikte dinlediğimiz şarkılardan birisi çalmaya başladı. Paslanmış salıncak gibi en mutlu anları geri getirmeye çalışıyordu sanki. Üstümü değiştirirken fark ettim ki her tarafım onun sevdiği parfüm kokuyordu. Şişeyi kaldırmadan önce hepsini sıkmıştım. Hatıralarla mücadele edeceğim uzun bir gece başlamıştı…

 
Toplam blog
: 38
: 363
Kayıt tarihi
: 06.06.10
 
 

Yaşam Koçuyum. Aynı zamanda Satış/Pazarlama konularında danışmanlık yapıyorum. ..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara