Küreselleşme ve su ticareti / Doğal Hayat / Çevre / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '08

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
 

Küreselleşme ve su ticareti

Küreselleşme ve su ticareti
 

Küreselleşmeyle Birlikte su tankerlere yüklenip dünyayı dolaşıyor.


Su ticareti suyun borular ve tankerler ile yer değiştirip depolanarak ve şişelenerek satılmasını içerirken, özelleştirme su üzerindeki kamu denetimi ve suyun dağıtımındaki kamu payının özel şirketlere geçmesini ifade eder. Su da neo-liberal küreselleştirme ideolojisinin şampiyonluğunu, ticaretin önündeki engellerin kaldırılarak su talebinin liberalleşmesini su krizine karşı bir alternatif olarak öneren Dünya Su Konseyi Yaparken, operasyonlar ise Dünya Bankası eli ile yürütülüyor. Dünya Bankasının son yıllarda su altyapısı ile ilgili tüm kredilerinde mutlaka bir özelleştirme şartı getirmiş olması sudaki küreselleştirmenin varmış olduğu aşamayı gösterir. Özelleştirme olgusunu ayrı bir başlıkta ele alacağımızdan bu bölümde üzerinde ağırlıklı olarak duracağımız olgu su ticareti olacak.

Su pazarı özellikle de şişelenmiş su pazarı dünyada hızla büyüyen ve şimdiden petrolün yerini alacağı söylenen bir ticaret hacmine sahip. Yıllık cirosunun 22 milyar dolar olduğu tahmin edilen küresel şişelenmiş su pazarının yüzde 70-75'i yerel markaların kontrolü altında. Pazarın yüzde 59'unu işlenmiş su, yüzde 49'unu doğal kaynak suyu oluşturuyor. Pazarın kalan yüzde 25’lik kısmı ise büyük tekellerin at koşturduğu bir alan ve doğal olarak Pazar paylarını her geçen büyütüyorlar. Bunu pazarda en büyük ciroya sahip markayı satın alıp onun üzerinden yerel pazarda ipleri eline alma biçiminde yapıyorlar. Şişelenmiş su pazarı, yıllık yüzde 15 büyüme oranıyla en hızlı gelişen pazarların başında gelirken, Coca Cola, Pepsi, Nestle, Danone gibi dünya devleri konumundaki meşrubat ve gıda şirketleri şişelenmiş su sektörüne yatırım bütçelerinden çok daha fazla pay ayırmaya başladılar.

Hâlihazır da dünyada giderek büyüyen su pazarı nedeni ile su ile ilgili uluslararası ekonomi literatüründe “mavi altın” ifadesi kullanılıyor. Bu pazarın ne kadar cazip olduğunu anlamak için bir örnek vermek gerekirse 2004 yılında dünyadaki şişelenmiş su satışları154 milyar litre civarındaydı ki bunun parasal karşılığı milyonlarca hatta milyarlarca dolar ile ifade edilebilir. Nitekim sadece ABD’de 2006 yılında satılan şişelenmiş su miktarı 31 milyar metreküpü bulunca[1] su ticareti ve su pazarı bir anda büyük şirketlerin bu alana akın ettiği yeni bir ticari kazanç kapısı oldu ve böylece su ticareti yapılan değerli bir ticari mala dönüştü.

Kutuplardan, Alaska’dan, dünyanın su zengini bölgelerinden tankerlere yüklenen su üzerinden küresel bir ticaret başladı. Dünyanın en çok şişe suyu tüketilen ülkelerinden biri olan ve pazar hızlı büyüdüğünden cazibesi günden güne artan ABD’den bir örnek vermek gerekirse 2006’da şişe suyu satışlarından elde edilen net kâr 10 milyon, 980 bin dolar oldu.[1] Küresel Pazara baktığımızda ise Satılan Şişe Suyu Oranları (2004 verileriyle ve milyar litre olarak) şöyle. Listede Yer Almayan Ülkeler 39, 9, ABD 25, 8, Meksika 17, 7, Çin 11, 9, Brezilya 11, 6, İtalya 10, 7, Almanya 10, 3, Fransa 8, 5, Endonezya 7, 4, İspanya 5, 5, Hindistan 5, 1.[2)

Kişi başına Tüketilen Şişe Suyu Miktarına baktığımızda ise oranlar şöyledir (yıllık bazda ve litre olarak) İtalya 183, 6 (ki İtalya hâlihazırda Dünyada Şişelenmiş Su Tüketimi en yüksek olan ülke), Meksika 168.5, Birleşik Arap Emirlikleri 163.5, Belçika 148.0, Fransa 141.6, İspanya 136.7, Almanya 124.9, Lübnan 101.4, İsviçre 99.6, Kıbrıs 92.0, ABD 90.5, Suudi Arabistan 87.8, Çek Cumhuriyeti 87.1, Avusturya 82.1, Portekiz 80.3, Hindistan 79.60, Dünya Ortalaması 24.2[3]

Şişe suyu olgusunun ne kadar cazip ama diğer yandan da nasıl adaletsiz bir Pazar oluşturduğuna en iyi örnek Meksika’dır, Meksika’daki şişe suyu satışları 2005 yılında çeşme suyu faturalarının ortalama 2 katı kadar (32 milyar peso) ya da hane başına 135 dolar olarak tahmin edilmekteydi. Eğer bu fonlar (para kaynakları) şebeke suyunun niteliğini arttırmak için harcansaydı, çeşme suyunun kalitesini önemli derecede geliştirmek için geniş mali olanaklara sahip olunacaktı. Ama Hükümetler ve yerel yönetimler şebeke suyunun kalitesini arttırmak yerine, büyük su tekellerinin çok büyük bütçeler ile oluşturduğu bağımlı tüketici karşısında güçsüz duruma düşerek çok uluslu su şirketlerinin kârlarına boyun eğmek durumunda kaldı.

Bu noktada akla Naomi Klein’in Felaket Kapitalizmi kavramı geliyor. Yani krizleri parasal kazanca dönüştürecek fırsatlar yaratmak. Su ticareti bu olguya harika bir örnek teşkil eder. Son yıllarda su krizi olgusunun gündem girmesi ile birlikte suyun çok önemli bir kaynak olduğu, giderek kıtlaştığı ve su kaynaklarının akılcı kullanılmasının şart olduğu yönünde söylemler de ortada dolaşmaya başladı.

BM 2025 yılında halihazırda da su zengini olmayanların su yoksulu olarak su kıtlığı çekeceğini, dünya ölçeğinde su kıtlığı çeken ülke sayısının artacağını ifade etti. IPCC’nin son raporlarında ise kurak bölgelerin sayısının ve alanının artacağını özellikle de Akdeniz Çanağı olarak ifade edilen bölgenin önümüzdeki 20 yıl içinde şiddetli bir kuraklık yaşayacağı belirtilmekte.

Dünya nüfusundaki artış, paralel olarak büyüyen su talebi ve buna karşılık dünya da büyük su kaynaklarına sahip olan ülke sayısının azlığı nedeniyle yani suyun sınırlı olması nedeni ile su giderek bir kriz potansiyeli olarak görülmeye başlandı.Çeşitli Dünya Bankası belgelerinde “su”, 21. yüzyılın petrolü olarak anılıyor ve Bankanın bir dönem Başkan Yardımcısı olan İsmael Serageldin suyun kontrolü kavgasının 21. yüzyılın savaşlarını provoke edeceği öngörüsünde bulunuyordu. Aynı öngörü geçen yıllarda yayınlanan BM raporlarında da belirtiliyor.

Ferdinand Braudel’in Kapitalizmin büyük kârlar elde edilecek alanlarda faaliyet göstermeyi seven bir sistem olduğu uyarısını dikkate alırsak bu felakette büyük sermayeli çok ulusulu şirketlerin dikkatini çekecekti. Bu alanda Enron, Vivendi gibi dev su şirketleri hemn kolları sıvayıp dünyanın zengin su kaynaklarına sahip bölgelerinden su yoksulu ama zengin ülkelerine su ihracatına dönük projeleri ürettiler. Küreselleşmenin ve iki yönlü ticaretin, suyun büyük-ölçekli ihracatını ekonomik şekilde mümkün ve çekici kılan ekonomik faktörler bu ticareti teşvik ediyor. Küresel Şirketler de tatlı suyun sınırlı oluşunu bir fırsata dönüştürüp, bir biçimde uluslararası düzeyde petrol ya da diğer ticari mallar gibi ticareti yapılabilen bir metaya dönüştürmek için hükümetler düzeyinde lobi faaliyetine başladılar.

Küresel Su Pazarı ve bu kapsamda su ihracatından elde edilecek kazançlar, yıldan yıla ve güncel olarak büyüyen bir Pazar olduğunu gösteriyor. Pazar büyüklüğününse 300 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Dünya Bankası, bu pazarın gelecek on yılda büyüyeceği kanısında, bir tahmine göre su ihracı için gelecek on yıl boyunca 600 milyar dolarlık bir yatırım olacak [4]

Bazı ülkeler, kendisi yeterli tatlı su kaynağına sahip olmadığından diğer ülkelerden ithal ettiği tatlı suya büyük ölçüde bağımlı durumda. Ortadoğu'nun büyük kısmı, özellikle de zengin körfez ülkeleri neredeyse tarımsal ihtiyaçları başta olmak üzere ihtiyaçlarının büyük bölümü için diğer bölgelerden yaptığı su ihracatlarına güvenir. İşte bu nokta da büyük su şirketleri hızlı hareket eden küçük tankerler vasıtası ile tatlı suya ihtiyaç duyan ülkelere su zengini ülkelerin suyunun küçük miktarlarını (Bahamalar, Japonya, Güney Kore dâhil) ihraç eder. Bazı batılı devletler (bunlar ABD, Şili, Güney Afrika, Avustralya, İspanya, Kanarya Adaları) su İhracına dönük bazı planlara, projelere sahipler. Nitekim Körfez Savaşı Sırasında ABD’li askerlerin su gereksinmesi Türkiye’den Damacanalar ile ihraç edilen su ile sağlandı. Yine 1990 yılında “Medusa’nın Torbası” adı verilen bir proje ekseninde Aquarius adında bir şirket Yunan Adalarına plastik damacanalar eşliğinde su taşımıştı.

Hâlihazırda en büyük tatlı su ihracatçısı Kanada. Kanada ve Amerika'nın arasında bir bölümü şişelenmiş olarak ve yanısıra 20 litrelik damacanalar halinde su ihraç edilmesine dair anlaşmalar mevcut, bu alanda önemli bir ticaret yaşanıyor.[5] Hatta Kanada ABD’ye büyük miktarlarda suyu tankerler ile taşımak ve kendi geniş su rezervlerinden su sıkıntısı yaşanan bölgelere su transfer etmeye yönelik çeşitli projeler teklif etti. Şu ana kadar bu teklifler henüz realize olmuş değil, ama su sıkıntısının büyümesi halinde ABD’nin bu teklifleri realize etmeye dönük girişimleri olacağına kesin gözüyle bakılıyor. 1990 yılında su ihracına dönük planları olan su şirketleri okyanus ölçeğinde taşıma yapabilecek tankerlerle Su sıkıntısı çeken bazı Asya ülkelerine ihraç etmek için, Üç Kanada Eyaletine teklifte bulundu. Bu teklifin yanında Nova Group Ltd adılı bir şirket yine Asya’ya tankerler ile su ihraç etmek için, Ontario hükümetinden, Ontario gölünden yıllık 600 milyon litre su çekip bunu ihraç etmek için bir imtiyaz elde etti. Ancak tüm bu olaylar karşısında Kanada Hükümeti göllerinden su çekimi yapmak için sınırlama getirdi. Federal Hükümetçe konan kotaya göre büyük göllerdeki su rezervlerinden 50 milyon metreküpten daha çok su çekilmesi yasaklandı[6].

Kanada’nın su konusunda bu tür sınırlamalar getirmesi üzerine büyük şirketler bu kez

Alaska’ya Yöneldiler, orayı su ihracatının odağı yapmaya başladılar. Alaska, tankerlerin bölmelerinde taşınan suyun ticari ihracatına izin vermesi için dünyada ilk hukuki yetki sağlayan ülke oldu. Alaska’nın çok büyük bir su potansiyeli mevcut. Alaska’da imtiyazlar elde eden Vivendi Şirketi Çine su ihraç etmek için teklifte bulundu. Böylece Çinin ucuz işgücü ile dünyaya ihraç ettiği bilgisayar yongası çipleri için-ki bunların üretimi esnasında büyük miktarlarda suya gereksinime duyuluyor ve Çin kendi kaynaklarını tüketme noktasında-gereksinilen saf su bu şekilde sağlanmış olacaktı.[7]

Nordic Water Supply adlı şirketin ise 2000 yılında, 19 milyon litrelik balonlarla Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a su taşıdığı, bu miktarın 1990'da Yunan adalarına su sevk eden Aquarius şirketinin konteynır hacminden 10 kat büyük olduğu yazıldı. Yetkililer dünya üzerindeki suyun yüzde 2.5'ten daha azının içilebileceğini ve kaynakların azaldığını belirtirken, suyun "mavi altın" olduğunu söyleyen Kanada Konsey Başkanı Maude Barlow, yakında suyun petrol gibi paylaşılacağını belirtiyor.[8]

Mavnalar, Bahamalar'da adalara tatlı su yüklerini taşıyorlar, tankerler, Japonya ve Kore’ye suyu teslim ediyor. Su ticareti konusunda başvurduğumuz çeşitli kaynaklar Türkiye’de EMT Aydıner olarak gözüken şirket’in, çok uluslu şirketlerden biri ile birlikte su işine girdiği ifade ediliyor.[9] Bir şirket (Maude Barlow ve Tony Clark’ın Mavi Altın adlı kitapta bu projeyle dünya su devlerinden Suez’inde ilgilendiği belirtiliyordu) dönüştürülen petrol tankerleri ile Manavgat nehrinin suyunu, Malta, Libya, İsrail, Yunanistan ve Mısır'dan Kıbrıs'a boruyolu boyunca uzanan ticaret filosu ile suyunu satmaya hazırlanıyordu.[10] Ancak tankerle su satışının pahalıya mal olması üzerine bu ticaretten şimdilik vazgeçildi. Manavgat’ın suyu da Antalya Büyükşehir Belediyesine tahsis edildi.

Güney Avrupalı ülkeler ise kuraklıklarla uğraşmakta, Avrupa Komisyonu, Avusturya gibi su-zengini ülkelerin kaynaklarını kullanıma açmanın olanağına bakıyor. Eğer Avrupalı bir su şebekesinin kurulması için yapılan planlar kabul edilirse, yüksek dağlara ait su, İspanya veya Yunanistan'a akıyor olacak, 370 milyon Euro’yu bulacak bu kazanç AB’nin su sorununu çözmekte epeyi işe yarayacak ve bir model oluşturacak. Avrupa’nın en büyük enerji şirketlerinden Verbund'un CEO yardımcısı-ki bu şirket birliğin en büyük elektrik dağıtımcılarından birdir- yüksek-teknolojiye dayalı bir boruyolu ile şimdiden. Avusturya Alplerinden Viyana'ya kaliteli memba suyunu taşımaya hazırlandıkların ifade etmekte. Şirket diğer ülkelere de bu sistemi uzatması için teklifte bulunuyor.

Ancak bunun yaratacağı ekolojik zarar tankerlerle yapılan su ihracatları konusunda kamuoyunu uyaran Avusturya çevrecileri arasında büyük huzursuzluğu yol açıyor.

Suez Lyonnaise'in başkan yardımcısı Gerard Mestrallet ise Avrupa'da yakın zamanlarda, başka bir tane Suez kanalı planlıyor. Bu Fransa’daki Rhone nehrinden Catalonyanın başkenti Barselona’ya su taşımak için dev bir -160-mil uzunluğunda-su kanalını inşa etme niyetini ilan etti.

İngiltere'nin büyüyen su krizine hitap etmek, bazı siyasal ve ortak liderler, çağırıyor, büyük-ölçek, İskoçya'dan sudan, tanker ve boruyolu tarafından ihraç ettiği için. Şimdiden, birkaç İngiliz şirket, su ihracatlarının olanağını keşfediyor ve bir İskoç organizatörü, İskoç şirketlerinin, bu işle ilgili olduğunu ilan etti.

Strathclyde üniversitesinin Profesörü George Flemmingi, bir su tekeli olan Thames Water’in şimdiden İskoçya’nın kuzeyinden çıkıp, Londra’yla Edinburgh’un arasında uzanan boruyolları ve doğal suyollarını uzatmak için yapılacakların göreli olarak basit olacağını ifade ediyor. Büyük Britanya’yı oluşturan diğer şirketler bu konuda İskoçya’yı izlemek yanlısı çünkü İskoçya'da su üzerindeki şirket egemenliği, kuvvetli olduğu için bu konuda İskoçya’yı destekliyor. İskoçya suyunun yetkilisi konumunda olan İskoçya'nın su kurumu alenen, İspanya, Fas ve Ortadoğu'ya fazla suyu satması için bir plan hazırladığında gördüğü genel tepki onu biraz geriletip, projesini ötelemeye yönelttiyse de bu tepkilerin geçici olacağını düşündüğü ve tepkilerin yatıştığı anda harekete geçmeyi beklediği yönünde güçlü kanılar var.

Avustralya'da, birleşmiş sular (UW), uluslar arası su ticaretinde, (Güney Avustralya'da önemli bir kaynak saptadı) Adelaide'nin su dağıtımına ilişkin yaptığı sözleşmesini güvenceye aldı. Ve buranın fazla suyunu diğer ülkelere ihraç etmesi için bir 1 5 yıllık bir plan geliştirdi. Ama bu konuda istediği izni koparamadı çünkü büyük bir ulus ötesi su ticaretini piyasa büyüklüğünün şimdiden 628 milyon dolar civarında olacağı hesaplanıyor, doğal olarak böylesi büyük bir pastayı tek başına yemek isteyen şirket engeller ile karşılaşıyor.

Dünyanın etrafında birkaç şirket, dünyanın tatlısu kaynaklarında büyük miktarlarda su elde edip devasa su depolarına yükleyip okyanusun diğer yakasında satabileceği teknolojiyi geliştirmekle meşgul. Norveçin başkenti Oslo'da Kuzey Avrupalı su şirketi, kuzey Kıbrıs'a damacanalarla yıl başında suyun 7 milyon metreküp suyu teslim etmesi için bir kontratı yapılması için girişimde bulundu.. Körfez savaşı esnasında, çalışma çöl fırtınası, onların askerlerine çanta tedarik suyunu sulardı.

Aquarius ticaret ve taşımacılık, Ltd Şirketi adında bir başka tekel. İngiltere ve Yunanistan’a, poliüretan damacanalarda satılan tatlısuyun ilk ticari teslimlerine başladı, suyolları boyunca mavnalar gibi çekti. Ortak yatırımcıları, Suez Lyonnaise des Eaux'u yanına alan şirket, Aquarius faaliyet gösterdiği pazarın yılsonuna kadar 200 milyon metrik tonu aşacak bir büyüklüğe ulaşacağını tahmin ediyor.

Şirketin Büyük depolara sahip tanker filosu, 8.720 bin ton ile 2, 000-ton arasında su taşıyabiliyor. Daha büyük depolar ise iki milyon litre su taşıyabiliyor. Şirket bu tatlı suyu İsrail'e teklif etti ve partner olabilecek yerli ortakların da ilgisini çekmeyi başardı.[11]

Suyun Çok Uluslu Şirketler tarafından küresel düzeyde kontrol altına alınması için imzalanan en önemli anlaşma ise, 1994 yılında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’nü oluşturan anlaşmalardan biri olarak imzalanan ilk çok taraflı olma özelliğindeki GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) oldu. GATS’ın 2000 yılı Ocak ayından buyana sürdürülen genişletilme ve derinleştirme müzakerelerinin 11 ana gündem maddesinden birisi de “Su iletim sistemleri, enerji ve atık su işleme”dir. Çok Taraflı Yatırım Anlaşması’na göre su bir kamu hizmeti niteliği taşımamakta, suyun kaynaktan temini, işlenmesi, iletimi hizmetlerinin serbest piyasa kurallarına göre yapılması öngörülmektedir.[12]

[1] Wikepedia, Bottled Water (Şişe Suyu) maddesi, http://en.wikipedia.org/wiki/Bottled_water

[2] agm (adı geçen madde)

[3] agm

[4] agm

[5] Wikipedia, Water Export Maddesi, http://en.wikipedia.org/wiki/Water_export

[6] agm

[7] agm

[8] Wikipedia, Water Export Maddesi, http://en.wikipedia.org/wiki/Water_export

[9]Maude Barlow, Blue Gold: The Fight to Stop the Corporate Theft of the World's Water, New Press (April 2002)

[10] Bu kaynaklardan en başlıcası su ticareti konusunda en çok başvurulan kaynaklardan olan Maude Barlow ile Tony Clark’ın Mavi Altın adlı kitapları, bir başka kaynak ise Wikipeida, ayrıca www.waterjustice.org’da uluslar arası su ticareti içinde aktif olan ve bu tür projeler ile ilgilenen uluslar arası şirketlerden söz ediliyor. Dünya su ticaretinin belli başlı dört beş şirketin elinde olduğu düşünülürse iştah açıcı bir proje olan Manavgat suyu ile ilgilenmeleri gayet olağan.

[11] AKP İktidarı döneminde Filistinli, Lübnanlı çocukları bebekleri bombalarla öldüren cani İsrail devletine Manavgat suyunun pazarlanması için anlaşma yapıldı. Böylece AKP Kapitalizmin, kâr elde edip dehşetli kazançlarla zenginleşmenin “dini imanı” olmadığını çok güzel göstermiş oldu. Anacak bu anlaşma daha sonra tankerle su taşımacılığın İsrail’ce pahalı bulunması nedeni ile

[12] Barlow, Clark, agm (adı geçen makale)

 
Toplam blog
: 6
: 2421
Kayıt tarihi
: 05.03.08
 
 

Yaşım 43. Doğduğum yer İstanbul dışı olsa da ben kendimi İstanbullu sayıyorum. Sosyoloji eğitimini ü..