Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '09

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1204
 

Leşlerin üstüne basarak yürüyenler

Leşlerin üstüne basarak yürüyenler
 

Alıntı...


Ortalama yaşam süresi altmış beş yaş olan ülkemizde; son yapılan Sosyal Güvenlik Yasası ile, emeklilik yaşını önce yedi bin iki yüz prim ödeme esas gün sayısına, ardından dokuz bin güne çıkartarak mezarda emekliliği garantileyen sözüm ona hükümet, hayata geçirdiği bu yasa ile hükümet olma sorumluluğunu üstünden atmış, vatandaşa ne halin varsa gör demiştir.

Bununla da kalmamış, bir yandan hizmet kapsamını sürekli daraltırken, diğer yandan tetkik, tedavi, muayene ücretlerini artırarak vatandaşın cebinde kalabilecek son kuruşuna da göz dikmiş, yine de gözü doymamıştır. Doyacağı da yoktur.

Aldıkları emekli ikramiyesi ile vakti zamanında en azından kafasını sokabileceği bir ev satın alabilen vatandaş, bugün bırakın ev almayı, kümes bile alamamakta, gün be gün sırtına binenlerce her gün biraz daha çamura batmakta, batırılmakta, nefes alması güçleşmektedir.

Hal böyle olunca vatandaşlar da kendine özgü çareler üretmekte, yöntemler geliştirmekte, üç beş aylık bebeleri bile girdi çıktı yaparak, yaptırarak kendi çözümünü kendi yaratmaktadır. Tıpkı CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kılıçdaroğlu gibi…

Kılıçdaroğlu; biliyorum yaptığım etik değil ama… diye bir açıklama yapmış. Başı önünde.

Şimdi; tam da burada (!) sormak lazım değil mi? Ölen mi suçlu, öldüren mi diye…

Sen kalk prim ödeme gün sayısını, yaş ortalaması altmış beş olan bir ülkede, kademeli olarak dokuz bin iş gününe çıkart, mezarda emekliliği garantile, işçinin, memurun, emeklinin emeğinden her gün biraz daha tırtıkla, sonra da cezai münyidelerle bu çıkmazı çözümlemeye çalış.

Hak mı bu? Reva mı? Hangi devlet, hangi hükümet reva görür halkına böyle bir zulmü? Hangi dağ dayanır. Hangi kutsal kitap yazar? Hangi çeşmenin suyu yeter sizi doyurmaya. İnim inim inlettiğiniz halkı dokuz bin güne mahkum ederken, kıyak emeklilik için kendine çare arayan beyler.

Şimdilerde çemkirip duruyorsunuz, derdini anlatmaya, derman bulmaya çalışan vatandaşın yüzüne. Hemen çekiveriyor alıveriyorsunuz kuytu bir kıyıya. Diğer yandan da, ben vatandaşımın elini ayağını öpeyim, kapısında yatayım, terlik pabuç alayım, ben onların başkanı, başbakanı değil hizmetçisi kölesi olayım diye name yapıyorsunuz.

Siz de hiç utanma, arlanma yok mu? Siz de… Siz de… Hiç haya yok mu? Hangi aralıkta kaybettiniz, yitirdiniz bu duygularınızı.

Ne diyeyim ki ben size. Hiçbir cümle yetmez ki sizi anlatmaya. Hiçbir dağ, hiçbir deniz, hiç bir okyanus temizlemez ki verip verip de unuttuğunuz, kuytulara atığınız sözlerinizin leşini… Kokusunu.

Bütün dilleri devirsen döksen de ortaya.

Hem siz o köle sözcüğünü bol keseden atar, sallarken, savururken ortalık yerde şimdilerde, bol keseden attığınız, savurduğunuz o sözcük uğruna, evet evet bir tek o sözcük uğruna, ne fırtınalar kopuyor, ne yangınlar çıkıyor hiç bilmediğiniz kıyılarda biliyor musunuz? …

Biz; sizin bize köle olmanızı falan istemiyoruz. Yaşam hakkı istiyoruz sadece. Yaşam! ...

Nefes almak istiyoruz. Çocuklarımızın yarına güvenle bakabilmesini istiyoruz. Geçtik gemicikten, raydan, trenden.

Yani… Demem o ki…

Bana göre asıl etik olmayan, bu kanunu çıkartarak, anne, babaları, hatta dedeleri, yapmak istemedikleri, sapmak istemedikleri yola sokan, saptıran, sevk eden, zorunda bırakan sizlersiniz. Eğer bir anne baba, hatta dede, dünyaya getirdiği çocuklarından sorumluysa, daha düne kadar devlet diye bildiği tepelere kar yağdıysa, güvenemiyorsa, değil çocuklarına tay tayken sigorta girdisi çıktısı yapmayı, yaptırmayı, daha doğmadan bile düşünebilirler, alabilirler önlemini. Eğer siz devlet, eğer siz hükümet olamıyorsanız...

Yani; asıl utanması, arlanması, özür dilemesi gereken sizlersiniz. Sizin; bir belediye başkan adayını bile bu yola sevk eden insafsız tutumlarınız, uygulamalarınız.

Yeterin gari. Utanın biraz. Utanın da, çemkirmeyin derdini anlatmaya çalışan bu milletin yüzüne. Leşlerinin üstüne basarak yürümeye, yükselmeye çalıştığınız bu millet sizin milletinizdi bir zamanlar.

Can çekişen. Canı çıkmak üzere olan.

Şimdilerde kulunuz köleniz oluruz diye name yapsanız da, derdinden, tasasından bi haber olduğunuz milletiniz.

İnanın utanıyorum artık sizden.

Hepinizden! ...

Bir gelecek sağlayamadığımız her bir çocuk adına…

Sayıları her gün biraz daha artan, çoğalan işsizler ordusu adına.

Ölenler, öldürenler, cinnet geçirenler adına...

Utanıyorum sizden.

Çıkmayın karşımıza…

Verdiğiniz sözlerin çiği kurumadı daha. Leşi gömülmedi toprağa. Aç. Çıplak. Açıkta. Kokuyor ortalıkta.

Doğum günümde bana böyle bir yazı da yazdırdınız ya… Bravo size.

Mutlu oldunuz mu şimdi…

Mutlu musunuz ha? …

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1493
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster