- Kategori
- Futbol
Madem Liverpool'u yenecektin, Ne diye Porto'ya kaybettin?

İlk ve ikinci maçlardan itibaren Beşiktaş’ın beklentilerden farklı dengelere sahip bir grupta olduğu açığa çıkmıştı. Tartışmasız grup lideri olacağı tahmin edilen Livorpool’un üç maçın sonucunda puanı 1 ve grup sonuncusu. Fransa Liginde yerlerde sürünen Marsilya için 3.’lük veya Beşiktaş’ın performansına göre 4.’lük tahmini yapılırken 7 puanla grup lideri.
Beşiktaş’ın bu dengesiz grupta, şu ana kadar üç maçta tek galibiyet alması üzüntü verici. Livorpool maçında alınan bu galibiyetin ardından insan ilk iki maçta kaybedilen puanlara daha fazla üzülüyor. En azından Porto ile bu sahada berabere kalabilmiş olsa idik, Beşiktaş şu an 4 puanla grupta ikinci, Porto ise 3 puanla üçüncü olacaktı. Grubun rövanş maçlarında iki deplasman karşılaşması yapacak olan Beşiktaş için alınmış olacak 4 puan bile oldukça riskliydi. Alınan tek galibiyet ve 3 puan, umut ışığı barındırsa da, güçlü bir inanç barındırmıyor ne yazık ki.
Maça bakacak olursak. Beşiktaş’ın akılcı bir taktikle sahaya çıktığını söylemem lazım. Serdar Özkan’ı kanada mahkûm etmekten kurtarıp, ceza alanı ile orta saha arasında geniş bir alanı kullanma özgürlüğüne kavuşması, maçın başında oldukça etkin olmasına yol açtı. Dörtlü defans, orta göbekte Cisse, orta sağ Serdar Kurtuluş, orta sol Tello, bu üçlü grubun önünde zaman zaman kanada kaçan, zaman zamanda forveti ikileyen Serdar Özkan ve Delgado ikilisi ve forvette Bobo ile ideale yakın bir dizilim vardı sahada.
Bu dizilimin her futbolcuya pozisyona göre iki ve üç farklı görev şeklini zorunlu kılması, beceri düzeyi düşük olan takımlar için risktir aslında. Ancak Beşiktaş gibi takımların kadrosunun bu özelliği göstermesi gerekirken, Lucescu’dan bu yana ne bu anlayışı takıma yükleyen bir teknik direktör görebilmiştik, ne de bu görevleri hakkıyla yerine getirecek beceri ve mantaliteye sahip futbolcu ile karşılaşmıştık.
Dünkü maçta da, Serdar Kurtuluş çıkıp yerine Koray girene kadar Beşiktaş’ın oyunda denge kurmaya yakın bir futbol sergilemeye çalıştığını gördük. Özellikle topu ayağına alabildiği anlarda ayağa ve hızlı paslarla, boşluklara yapılan koşularla ve rakip defans arasına atılmaya çalışılan toplarla, rakip kalede yer edinmeye çalışan, futbolu “oynamak” isteyen bir Beşiktaş vardı sahada.
Elbette bugün birçok değerlendirmede yapıldığı gibi, öylesine Liverpool’u sürklase eden, sahada rakibi ezip geçen bir oyun olduğunu iddia etmek için, maçı seyretmeden yorum yazmış olmak gerekir. Liverpool’un ağırlığını, maçın belirli dönemlerinde fazlası ile hissettirdiği, özellikle ikinci devrenin ortalarında Beşiktaş’ı boğduğu bir maç izledik. Ancak Liverpool takımı onlardan beklediğim beceri düzeyine hiçbir zaman ulaşamadı. Hatta 10 yıl öncesinin İngiliz futboluna dönüş yapıp, daha çok fizik mücadeleyle rakibe basan, kanatlardan ve şişirme toplarla rakip ceza alanına yüklenen bir takım gördük. Bir elbette tecrübeden kaynaklı olarak, gerek bireysel anlamda ikili mücadelelerde, gerekse de takım oyununda hücum senaryolarında farklılıkları gün yüzüne çıkıyordu.
Galip gelinen bir karşılaşma da olsa, Beşiktaş takımının en zayıf tarafının defans hattı olduğu, bu hattın en zayıf halkasının da göbekte yer alan Gökhan Zan – İbrahim Toraman ikilisi olduğu bir kez daha görüldü. Liverpool’un klasik bir İngiliz takımı hüviyeti ile yüksek top ağırlıklı oynaması Gökhan Zan ve İbrahim Toraman ikilisinin hatalarını çok gün yüzüne çıkarmasa da, ikilinin arasına veya arkasına atılan her top tehlike yarattı. Liverpool’un son vuruş tekniği futbolcularının fazla olmaması, defanstan kaynaklı hataların üstünü örttü.
Bu zayıf halka şu ana kadar Beşiktaş’a çok zarar verdi ve büyük olasılıkla da bundan sonra vermeye devam edecek. Beşiktaş’ın bu defans problemine karşın, gittikçe oturaklaşan, güçlenen, deneyim kazanan ve uyumlu hale gelen bir forvet hattı var. Burada Bobo’ya özel bir pencere açmak lazım. Bence Beşiktaş’ta yakın bir zamanda göremediğimiz ve Türk takımlarında örneği olmayan bir forvet türü. Hiçbir özelliği tek başına sivrilmesi de, çok yönlü ve çok fonksiyonlu bir golcü. Hava toplarına hakim, çıktığı hava toplarını arkadaşlarına yönlendirmekte başarılı. İleride ayağında top tutabiliyor, arkadan gelen destekçilerine ayağındaki topu başarılı bir şekilde aktarabiliyor. Topla driplingi gayet iyi ve hızlı koşularla rakip defansının arasına sızabiliyor, her topa ayak koymaya çalışıyor. Belki de en önemli özelliği son derece ısrarlı, ayakta kalmaya çalışarak ve her hatayı ve boşluğu gözleyerek oynuyor oluşu. Bence ileride dünyanın üç büyük ligi olan İngiltere, İspanya ve İtalya liglerinden birisinde oynayabilir. Dün akşam atılan iki golde de en büyük emeğin Bobo’da olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Serdar Özkan büyük olasılıkla medya ve taraftarlar arasında maçın kahramanı olarak gösterilecektir. Bu tercihinde kendince haklı yönleri olabilir elbet ama Serdar Özkan’ın ikinci yarıda sahada kaybolduğunu, kanada sıkışınca verimli olamadığını da görmek gerek.
Bu arada maçın Beşiktaş’ın lehine dönmesini sağlayan etkenlerden birisi oyuncu değişikliklerinde gösterilen başarı oldu. Gerek Koray’ın gerekse de Higuen’in oyuna girdikten sonra takıma ekstra katkı sağladılar. Bence Koray’la Cisse’nin yan yana oynayabileceği dizilişleri zorlamak lazım. Birbirlerini tamamlayan özellikleri var. Aynı tercihin Bobo ve Higuen içinde yapılması gerekiyor. Ve yine bu iki forvette birbirleri tamamlayıcı nitelikler sahipler. Beşiktaş gibi büyük bir takımın, sınır içi ve dışında oynayacağı maçlar için farklı alternatiflere sahip olması ve zaman zaman bu alternatiflere şans tanıması gerekiyor.