- Kategori
- Aşk - Evlilik
Mathilde, Henriette ve diğerleri

Kadınların ya da erkeklerin ne istediği bir muamma gibi görünse de aslında her şey göz önünde. Başlangıçta kadın hayatın sadece standartları oldukça yüksek hatta lüks yaşanması gerekliliği düşüncesiyle maymundan hallice fakat cebi para dolu insanlara verir kendini. Ya da parası olmayan fakat göze gelir bir biçimde yakışıklı dikkat çekici birine. Buna benzer şeyler erkekler için de geçerli.
Sonra? Gerçekler başlar. Adam, kadını sadece kariyerini tamamlayan, önemli davetlerde yanında taşınan, çocuklara bakan, güzel yemekler yapan ve kapıyı güler yüzle açan bir nesne olarak gördüğünden bir süre sonra – yaklaşık bir iki ay- kadının duyguları onun için pek bir anlam ifade etmeyecek. Kadın, başlangıçtaki düşüncelerinin ve beklentilerinin aslında pek de içi dolu şeyler olmadığını asıl isteğinin anlaşılmak, değerli olduğunu hissetmek ve saygı görmek gibi insani duygularının tatmin edilmesi olduğunu sonradan fark edecektir.
Ancak artık olan olmuştur. Yine bir süre sonra ki bu da yaklaşık bir yıla tekabül etmektedir. Yeni bir birey eklenir ortama ve hem kadının hem de erkeğin umudu bu bireyin onları tatmin edeceği yönündedir. Her ikisi de ortak bir amaçları olduğu için yer yer kendi duygularından isteklerinden vazgeçerek bu yeni bireyin büyümesi ve gelişmesi için çaba gösterirler. Genelde bu süreçte bahsi geçen duygular unutulur.
Yeni birey aileye katılmadığı ya da katıldığı halde kadın ve erkeği bir amaçta birleştiremediği zaman arayışlar başlar.
Matilde ve Henriette’yi tanırsınız. Biri Julien’i buldu diğeri Felix’i arayışları sonucunda. Aslında düşünmedikleri bir şey var. O da Julien ya da Felix de değildi asıl istedikleri. O iki kadın diğer iki genci hayal ettikleri türden insanlar olarak düşündüler. Ya da hayallerindeki erkek yapabilmek için çaba gösterdiler. Halbuki bu iki genç adamın ortak noktası ikisinin de hayata tutunma hırsları idi.
Anlatılanların bir roman olduğu düşünülebilir. Nitekim öyle. Ancak romanların da yaşayan insanlar tarafından yazıldığı ve insani oldukları unutulmamalı.
Asla inkar edemeyeceğimiz ve başkalarına anlatamasak ta kendi kendimize sürekli fısıldadığımız bir gerçek var.
“Hep sonradan gelir aklım başıma.”