Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
294
 

Memleket havası

Memleket havası
 

Sıcak bir yaz günü karşıya geçmek için Kadıköy iskelesine yürüdüğüm sırada iskelede doğal olmayan bir kalabalık toplandığını fark ettim. Herhalde sıcaktan biri bayıldı diyerek merakla kalabalığa yaklaşınca insanların güldüklerini, zaman zaman kahkahalar attıklarını görünce ortada bayılan biri olmadığını anlayıverdim. Güçlükle birkaç kişiyi dirsek yardımıyla itip aralarından geçtim. Yaşlı bir adamın sırtını dayadığı iskeleye beyaz vapurların biri yanaşıyor diğeri kalkıyor, vapurdaki insanlar da kalabalığa merakla bakıyorlardı.

Yaşlı adam, başında kasketi, önünde işporta tezgahına dizili onlarca küçük cam şişeyle öylece duruyordu. Cam şişelerin hepsi boştu. Hay allah, ne satıyor acaba diye merakla işporta tezgahına yaklaşıp karton üzerine keçeli kalemle, eğri büğrü harflerle yazılmış büyük yazıyı okuyunca beni bir gülme tuttu.

MEMLEKET HAVASI… SUDAN UCUZ MEMLEKET HAVASI.  

“Pardon ne satıyorsunuz?” diye sordum tüm kibar merakımla.

“Okuman yok mu?” dedi, munzır bir tavırla. 

Bir çocuk gülmeye başlayınca bu kez iyiden ciddi bir ton verdim sesime: “Hiç hava satılır mı?” dedim. “Hem kaça satıyorsun?”

“Elli kuruş. İster misin?”

“Hayır.” Dedim. “Hem ne bilicem benim memleketin havası olduğunu. Üzerinde ne etiket var ne bir şey… Ya başka memleketin havasını verirsen?”

“Alıcı değilsen kalabalık etme…”  

“Milleti mi dolandırıyorsun?”

Yüzüme bir saniye kadar baktı. Sonra vatandaşın biri Erzurum havası isteyince bana cevap verme gereği duymadan, önündeki etiketsiz, içi hava dolu cam şişelerden birini rastgele çekip gazoz açacağı yardımıyla şişenin kapağını açtı ve adama uzattı. Adam elli kuruşu yaşlı adamın nasırlı kara eline bıraktı. Şişeyi aldı ve burnuna götürüp enfiye çeker gibi koklamaya başladı. Adamın bu halini görenler gülmeye başladılar. Ancak adamın yüzünde sanki Erzurum yaylasındaymış gibi öyle kırmızı bir renk belirdi, ve öyle lezzetli, öyle yumuşak bir gülümseme yerleşti ki adamın ağzına, sanki az önce bir buçuk porsiyon Cağ Kebabını mideye indirmiş, üzerine bir sürahi buz gibi ayranı devirmiş, şimdi yaylada gölgeye uzanmış sigarasını tellendiriyor sanırsınız. Adamın bu halini gören ve onunla alay edenlerden biri elli kuruş uzatıp: “Patlat bir tane Harran Ovası.” demesin mi?

            Aynı şekilde para ve cam şişe değiş tokuş edildi. Benzer rahatlamayı bu adamın yüzünde görünce ellerim saçlarıma gitti.

            “Yahu, sizi kazıklıyor. Ayaküstü dolandırıyor.” 

“Ohh mis gibi memleket havası.” dedi, adam.

Birkaç el birden uzandı bu defa. Trabzon, Sivas, Antalya, Elazığ… 

On beş şişe açılmıştı. Her şişe açılırken sanki gazoz kapağı açılır gibi karbondioksitli bir ses çıkarınca insanlar daha çok heyecanlanıyorlardı. Tıss sesiyle gözler biraz daha büyüyor ve biraz sonra çocukluklarının geçtiği sokağı, aşık oldukları kızı, babalarını, annelerini, dedelerini, eşlerini görecek yada köy ocağında pişen ekmek kokusunu ciğerlerine buyur edecek gibi lezzetli bir sabırsızlık içinde sıra bekliyorlardı. Şeytanlık bende ya soruverdim.  

“İstanbul havası yok mu?”

Yaşlı adam, bıyık altından gülümsedi.  

“O bedava.”

Kalabalık arttıkça şişeler hızla azalmaya boş şişeler hasır çanta içine birikmeye başladı. “Patlat bakalım bir Mersin” tıss sesi ardından bir ohh duyuluyordu. Sırtta hafif bir titreme. Gözler kapalı bir gülümseme… Kim bilir ne anılar canlanıyordu gözlerde. Patlat bir Konya, tıss… Patlat bir Ankara tıss… 

Ardı arkası kesilmiyordu. Sadece büyük şehirler yoktu. Kasabası, köyüne kadar her yerin her memlektein havası vardı. O yaz sıcağında memleket havası öyle iyi gidiyordu ki… Belediye zabıtaları gelinceye kadar yirmi otuz şişe memleket havası satıldı.  

Alanlar bilmiyorlar mıydı aslında şişeler boş, içlerindeki hava İstanbul havası, bütün şişelere biraz karbondioksit gazı basılıp kapaklarının kapatılmış olduklarını  bilmiyorlar mıydı? Elbette biliyorlardı. Ancak gurbet elde olmanın ızdırabı ve hasreti öyle büyüktü ki birisi çıkıp size başında memleket olan herhangi bir şey sunsa, onu sormadan, hiç kontrol etmeden, bir an gurbette olduğunuzu unutmak adına, baş ağrısı için yabancı birinden aldığınız aspirin gibi alıp, yutuverirsiniz.   

Birkaç saniye için gurbette, yabancı bir şehirde olduğunu, bu koca şehrin gürültüsünü, karmaşasını, yorgunluğunu, yalnızlığını unutturan, onları alıp memleketlerine götüren, en güzel günlerini, yemeklerini, kadınlarını, arkadaşlarını, ölen ya da yaşayan akrabalarını onlara hatırlatan o yaşlı adama elli kuruşu hiçkimse çok görmedi. Sonunda dayanamadım ve cebimden elli kuruş çıkarıp yaşlı adama uzattım.

“Patlat bakalım bir Bodrum havası…” 

Tıss…           

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 121
Kayıt tarihi
: 25.04.12
 
 

İnsan ve hayvanı bir severim. Saygıdan hoşlanmam. Zımparalanmış köreltilmiş sevgiden de.. Kib..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster