Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

23 Mayıs '15

 
Kategori
Deneme
 

Memleketimden insan manzaraları 1

Memleketimden insan manzaraları 1
 

“Sağ yobazlığa ne kadar düşmansam, sol yobazlığa da o kadar karşıyım.”

Mahmut MAKAL

Bir yıl kadar önceydi. Değerli yazarımız Mahmut Makal’la bir telefon söyleşimizde; nerden, nasıl yeri gelmişse gelmişti de, ünlü Fahriye Abla şiirinden birkaç dize okumuştum. Sayın Makal:

“- Fahriye Abla, güzel bir şiirdir; ben de severim de şairini hiç sevmem!” deyivermişti.

Şaşırmıştım. Şiirini sevip şairini sevmemek!.. Nasıl olurdu bu? “Niçin?” diye sormuştum da; “Uzun hikâye” deyip geçiştirmişti. Israr etmemiştim ben de ama kafamı kurcalayıp durmuştu bu konu.

Şimdi, biliyorum artık; o sorunun cevabını.

Kendi ağzından değilse de, kendi kaleminden okuyup öğrendim. Bugünlerde “5. Basım”ı yapılan 17 eserinden biri olan “Anımsı Acımsı” kitabından…

Biliyorsunuz, “Memleketimden İnsan Manzaraları” büyük usta Nâzım Hikmet’in manzum bir eseridir.

Anımsı Acımsı da Mahmut Makal’ın bir çeşit ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’dır” desem; inanın, hiç de abartılı bir söz olmaz bu. (*)

Gerçekten de İsmail Hakkı Tonguç’tan Yaşar Nabi Nayır’a, 1950’nin Niğde Valisi İbrahim Tevfik Kutlar’dan Aksaray’ın Nurgöz köyünden İsa Çavuş’a, o yılların Aksaray Savcısı Nedim Göncüoğlu’ndan Nurullah Ataç’a, İsmet İnönü’ye, Celal Bayar’a…

Avukat şair Oktay Rıfat’tan Peyami Safa’ya… Yazar İlhan Tarus’tan Şahap Sıtkı’ya, Sunullah Arısoy’dan Dr. Şükrü Elçin’e… Sait Faik veCahit Sıtkı Tarancı’dan, Behçet Kemal Çağlar’a kadar…

Bu girişten sonra, gelelim şimdi, “Mahmut Makal, ünlü Fahriye Abla’nın şairi Ahmet Muhip Dranas’ı niçin sevmez?” sorusunun cevabına:

Makal, altı yıl köy öğretmeni olarak çalıştıktan sonra, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü sınavını kazanarak yeniden öğrenci olur. 1955’te son sınıftadır.

Evet, öğrencidir ama aynı zamanda ünlü bir yazardır O. 1950 Ocak’ında yayımlandığında, iktidarı ve muhalefetiyle lehinde ve aleyhinde kıyametler koparılan Bizim Köy’ün yazarı...

Kendisi gibi şiire, okuyup yazmaya, müziğe meraklı arkadaşlarıyla şiir geceleri, folklor geceleri düzenleyip günün ünlü şairlerini, yazarlarını okula davet eder. Ankara Radyosu Türk Halk Müziği Sanatkârı Muzaffer Sarısözen’i ekibiyle birlikte okulda ağırlayıp türkü geceleri yapar.

Bu gecelerden birinde, o yılların ünlü hikâyecilerinden Şahap Sıtkı (İlter) ile de tanışır. Şahap Sıtkı, Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumunda çalıştığını söyleyip kurumun çıkarmakta olduğu “Çocuk ve Yuva” dergisi için bir yazı ister: Köyde küçük çocukların bakımını anlatan bir yazı… Ama hemen… Dizgiye verilmek üzere olan, o aybaşında çıkacak sayıya konacaktır çünkü. Ve bu sayı, “Çocuk Bakımı”yla ilgili özel bir sayı olacaktır. Bu konuşma, bir hafta sonu akşamında geçer. Üç gün sonra çarşambadır ve o gün öğleden sonra okul tatildir. Makal, yazıyı bu sürede hazırlayıp çarşamba öğleden sonra da elden getirip teslim edebileceğini söyler.

Söz verdiği gibi, üç gün içinde hazırlar yazıyı. Ancak çarşamba günü bir kar, bir fırtına… Okulun bulunduğu Gazi Orman Çiftliğinden, Ankara Kalesine, Çocuk Esirgeme Kurumunun Anafartalar Caddesindeki adresine nasıl gidecek?

Ama O bir köy çocuğu… Üstelik,  bir Köy Enstitülü… Söz verdiyse, ne pahasına olursa olsun, sözünü yerine getirmelidir mutlaka. Bir güzelce sarılıp sarmalanır. Gidip gelmek 6 saatine mal olur ama yazıyı da yerine ulaştırır.

Ulaştırır da yazı yayımlanmaz. O ay da yayımlanmaz, sonra da… Üstelik bu konuda bir açıklama da yapılmaz. Makal, “Herhalde “İplik Pazarı” adlı yazım zülfiyâre dokundu!” diye düşünür. Tâ ki, 1989’da Şahap Sıtkı ile tesadüfen görüşüp konuşuncaya kadar.

Bakalım, ne demiş Şahap Sıtkı:

Yazıyı ben istemiştim; doğru… İçtendim ve yayımlayacaktım: Ama padişahtan büyük Allah var. Derginin ‘ağa’sı Ahmet Muhip Dranas’tı. ‘Mahmut Makal adı bu dergiye giremez’ diye dayattı. O zaman sana anlatamazdım bunları.”

Yaa, işte böyle!..

Makal’ın yerinde siz olun da sevin bakalım; Şahap Sıtkı’yı, sevin bakalım; “Ne çapkın komşumuzdun sen Fahriye Abla!” diyen şairimizi…

“- İyi de Erkan, Şahap Sıtkı’nın bu işte bir kabahati yok ki! Müdürü, âmiri öyle emir verdiyse, o ne yapsın? Elinden ne gelir ki?” diyor ve devam ediyorsunuz:

“Henüz 24 yaşında ve öğrenci olan bir genç için, 1940’lı yıllarda CHP’nin şiir ödülünü kazanmış, birçok kez milletvekili adayı olmuş, üstelik o günkü iktidarla da sarmaş dolaş ünlü bir şaire karşı mı gelsin?  ‘Madem öyle söylüyorsunuz, öyleyse bana eyvallah!’ deyip işini mi bıraksın? Sen olsan, bir baba, bir aile reisi olarak çoluk çocuğunun rızkını tehlikeye atar mıydın?” diye de soruyorsunuz,öyle mi?

Sanırım; “Tabiî atardım!” deyip bir güç ve erdem gösterisinde bulunmamı beklemezsiniz benden. Çok anlamsız olur, çünkü bu. Bekâra karı boşamak kolaydır zira. Tamam da, okula gitme zahmetine katlanmasa bile, telefonla, olmadı birkaç satır yazıyla durumu anlatamaz mıydı?

Benimki de lâf mı yani?

Şahap Sıtkı, “Bizim Köy” adlı bir kitap yazdığı için bedavadan meşhur olmuş, her halinden bir köylü parçası olduğu belli olan Mahmut Makal için rahatını niye bozsun ki! Kaldı ki, O’nu meşhur eden kitabı da gerçekte kimin yazdığı belli değil! “Tonguç yazmıştır” diyen var; “Hasan-Âli Yücel veya Varlık Yayınevi Genel Yönetmeni Yaşar Nabi Nayır yazmıştır.” diyen var…

Değer mi, öyle biri için rahatını bozmaya!

İyi bir memur ne yapar?

Bunu bilmeyecek ne var! Şefi ve müdürü ne emrederse onu yapar!

Müdür, “Mahmut Makal adı bu dergiye giremez” dediğine göre:

“- Neden giremezmiş sayın müdürüm? Mahmut Makal’ın ne yanlışını, ne kötülüğünü gördük?” diye soracak değildi ya!

Böyle saçma bir soru sorarak müdürünün kendisine karşı olan güvenini sarsmak aptallık olmaz mıydı?

Makal denen o köylü genç darılırmış, kırılırmış; kime ne! Akıllı bir insan böyle gereksiz şeylerle uğraşıp rahatını bozar mı?

Hayret bir şey ki, Makal yazısının dergide yayımlanmamasının hesabını 34 yıl sonra soruyor; Şahap Sıtkı’ya.

Ben onu bunu bilmem. “Evet efendim; sepet efendim” demesini bir türlü öğrenemeyip Mahmut Makal gibi oradan oraya sürülmektense, Şahap Sıtkı gibi, “Baş üstüne efendim! Nasıl emrederseniz efendim! Sizin yanınızda benim düşüncemin ne önemi var efendim!” deyip ballı börek yemeğe devam etmek daha doğru ve daha güzeldir; bence de!

Bilmem, anlatabildim mi?

Hüseyin Erkan                                                                                              info@dilemyayinevi.com.tr                                         

NOT: Bugüne kadar hiçbir eserini okumadığım Şahap Sıtkı’yı tanımak için, çalışkan ve üretken dostum, meslektaşım İhsan Işık’ın ‘Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi’ne baktım. 1915’te Niğde’de doğmıuş, 1991’de İstanbul’da ölmüş. Hukuk Fakültesini bitirmiş ama hukukla ilgisi olmayan işlerde çalışmış hep. 5 hikâye, 5 roman, 1 oyun, 1 anı, 1 inceleme kitabı yazmış. Ayrıca çeviriler de yapmış.

Ancak, daha önce Rusça’dan çevrilen bir Çehov hikâyesini, “Ben yazdım” diyerek imzalayıp yayımlamasının Adnan Benk tarafından tespit edilmesi, yazarlığının sonu olmuş. (Ne acı bir son!..)

Şahap Sıtkı gibi, kim bilir daha nice değerlerimiz vardır bizim! Adnan Benk gibi bir yiğit tarafından henüz  tespit edilmemiş; nurikeşfedilmemiş!.. (H.E.)

(*)  ANIMSI ACIMSI: Mahmut Makal, Literatür Yayınları, 5. Basım, 230 Sayfa, İstanbul, 2015

Dilemyayinevi.com.tr

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Anımsı Acımsı (Mahmut Makal, Literatür Yayınları, 5. Basım, İstanbul 201

 
Toplam blog
: 303
: 309
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara