- Kategori
- Sinema
Mervece "kemal" yorumu

alıntı
“Mustafa”filmini bir yorumlamayan bir ben kalmıştım. Farkındayım. Kambersiz düğün olmaz. Kusura bakmayın!Ayağımın tozuyla sinemadan geldim ve bu konu ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Filme gitmeden önce bu film ile ilgili yazıları okumamaya çalıştım ama…Duyduklarım yetti ve dürüst olmak gerekirse, filme ön yargılı gittim.İlk ara verildiğinde, ikinci bölümde eleştireceğim bir şey çıkar beklentisi içerisine girdim.Ama gerçeğe çok yakın buldum belgeseli.
Atatürk hayatı boyunca çok olay yaşamış; babasını kaybetmiş, kardeşlerini kaybetmiş, okulu bırakmak zorunda kalmış, cepheden cepheye koştururken annesini kardeşini görememiş, aşık olmuş fakat; bunu yaşayamamış…
Aşık olduğu insanla evlenememiş, bence Latife Hanım’a aşık değildi.Latife Hanım Genç Türkiye’nin Baş Bayan’ı vasfına layık biriydi. Fikriye Hanım şevkatliydi fakat şevkat de yetmedi Mustafa Kemal’e.zaten Fikriye'ye de aşık değildi. Yuva kuramamış, her adımının izlendiğini bilerek örnek olma gayretinde bulunmuş…Bunun yanında çocuk ruhunu yitirmemiş…Koskoca Cumhurbaşkan’ı salıncağa binmiş, İstiklal Marşı’nı besteletmek için Zeki Üngör’ü çağırdığında onunla Marş’ı okumuş ve tüm hizmetçileri çağırıp onlara besteyi okutmuş, bu samimi olduğunun göstergesi değil midir? Maceraperst miydi? Hayır! Her adımını düşünerek attı. Maceraperest bir adam istiyorsanız Enver Paşa'yı araştırın.
Bir şarkı duyduğunda ağlaması, duygulu olduğunu gösterir, TBMM açılış konuşmasını dişleri yüzünden kısa kesmesi ve sebebini Afet İnan’a açıklaması, insancıllık belirtisidir. Sevdiği kadın”Korin”e yazdığı mektuplarda kullandığı edebi dilin yetkinliği ve aşk…Başka bir şey daha dikkatimi çekti. Korin'e yazdığı mektuplarda "Kemal" diye imzalamış.Mustafa Kemal, annesini gözünde Mustafa'ydı; devlet adamı iken Mustafa Kemal'di.İnsani yanlarını hissettirirken ise; Kemal'di...Dans ederken, içindeki aşkı yaşarken, tavla oynarken...O MUSTAFA'YI DA KEMAL'İ DE DİLEDİĞİNCE YAŞAYAMADI; O MUSTAFA KEMAL'Dİ!Bu yüzden fedakardı o...
Uzun yıllar yoksulluk yaşamış bir köy çocuğu; iyi giyinmeyi seven biri, evlendiği insana bakın, ünlü bir ailenin kültürlü kızı…Çevresinde güçlü insanların olmasını istemiş olabilir mi?
Atatürk aynı yolda yürüdüğü arkadaşlarının, Ulu Önder’e suikastten yargılanması; ölüm korkusu, yalnızlık yaşaması, karanlıktan korkması…
Siz söyleyin, baba ve anneniz ölse; eşinizden ayrılmış olsanız... Başka bir yere gidebilme şansınız olmasa, kendinizi yalnız ve hapsedilmiş hissetmez miydiniz?Politika gerçekten içinde yaşaması zor alanlardan biri... Gün gelip ardınızdan sürüklediğiniz halk, size düşman olabiliyor…Tarih bunu yaşayan binlerce politikacı ile dolu…
Böyle bir duygudaysa kim suçlayabilir onu, İNSANİ DUYGULAR TAŞIDIĞI İÇİN KİM SUÇLAYABİLİR?…Ya da çok içtiği sigaralar için…
Onu, bunu boşverin arkadaşlar, bu kadar olumsuzluk yaşadıktan sonra bu kadar büyük adam olabilmiş kaç lider tanıyorsunuz dünyada?
Turgut Özakman’ın bir sözü var:”Zaferi Mustafa Kemal’e; Mustafa Kemal’i Allah’ın lütfuna borçluyuz.”
M.Kemal gibi bir lidere sahip olduğumuz için şükretmeniz gerekirken, onu tabulaştırmaya çalışmak yanlış…O HAYATI BOYUNCA KEMAL ADINA YAKIŞIR YAŞAMIŞTIR. Kemal olgun demektir, söyler misiniz? Herkesin kendi derdine düştüğü bir dönemde o vatanı kurtarmanın çarelerini arıyordu, bu olgunluk değil de nedir? Ve herşeyden önce "insan"dır. Eksisiyle artısıyla ben Atataürk'ü seviyorum.Bu belgesel Atatürk'ü daha çok sevmemi sağladı.Güzel bir çalışma yapmış Can Dündar, bu kadar gürültüye ne gerek vardı anlamıyorum.
Medya'nın bu tavrı, uzun zamandır adını duymadığımız Can Dündar'a destek vermek mi? Bilmiyorum...