- Kategori
- Gündelik Yaşam
Murat Kazanasmaz'ı nasıl bilirsiniz?

Ya “Nihat Beyan”ı... “Ersin İmer”i hatırlar mısınız, mesela? Bir de “Hülya Uğur”u...Bu ve benzeri isimler, günlük hayatımızın popüler motifleri olarak nasıl da belleklerimizde yer ettiler değil mi?
Murat Kazanasmaz, nerede ise tüm radyo kanallarının özellikle sabah saatlerinde kendisine, canlı yayında telefonla bağlandıkları ve İstanbul’un yol durumunu aldıkları meşhur şahsiyet. Resmi görevi; İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Trafik Şube Müdürlüğü, kontrol operatörlüğü. Orijinal soyadı, temposunu ve vurgusunu hiç değiştirmediği akıcı konuşma üslubu ve bitmek-tükenmek bilmeyen bir enerjisi olduğu imajı ile ters bir görüntü çizen durgun kişilik doneleri, Kazanasmaz’ı, özellikle radyo severler arasında bir fenomen haline getirdi. Kısa bir süre önce, bir radyo kanalında, sanıyorum program bile yapmaya başladı. Beş yaşındaki oğlum, kendisine, “Murat Gazabasmaz” şeklinde hitap ediyor gıyabında. Ve kısa bir süre önce öğrendim ki bu durum sadece benim evlat için geçerli değilmiş. Kazanasmaz kardeşimiz, bir gün, bir radyo kanalında, görevi ile ilgili bir anısını anlatmıştı: Trafik şubesi olarak, İstanbul’un bir caddesine ya da sokağına, trafik kontrol kamerası yerleştiriyorlar. Daha sonra merkezde görüntüleri incelerken, kamerayı hangi yöne çevrili şekilde monte ettiklerini unutuyor ya da karıştırıyorlar. Sokakta bulunan dükkanlardan birine telefon açıyor Kazanasmaz. Bir hanımefendi ahizeyi kaldırıyor ve cevap veriyor. Murat Bey, müşteri olduğunu ve dükkana gelmek istediğini, yerlerini ayrıntılı olarak tarif etmesini rica ediyor bayandan. Karşıdaki kişi, yeri tarif ediyor ve bu arada kendileri de yön tespitini rahatlıkla yapıyorlar. Tam telefonu kapatacakken bayan, kimin geleceğini soruyor. Kazanasmaz da gayet doğal bir şekilde “tabi ki ben geleceğim” diyor. Aldığı cevap unutulacak ki gibi değil: “Peki ama burası sir ağda merkezi ve sadece gerçek bayanları kabul edebiliyoruz beyefendi.” * * * Bir başka efsanevi kişilik ise “Sayın Nihat Beyan”. İstanbul 10. ya da 24. noteri başkatibi (kaçıncı noter olduğu konusunda derin tereddütlerim var). Vallahi “bu sıra sayılı noterler kimdir, isimleri, cisimleri nedir?” derseniz kimse bilmez ama Nihat Beyan ismi tam anlamıyla bir popüler kültür markasıdır. Medya organlarında düzenlenen, aklınıza gelebilecek ne kadar yarışma programı, çekiliş, piyango vesaire organizasyon var ve noterlik de bir durum sözkonusu ise tartışmasız tek bir isim orada hazır olmaktadır: Sayın Beyan. Bir noter başkatibi için bundan daha güzel bir isim sözkonusu olabilir mi Allahaşkına? Ne kadar beyan buyrulacak ve tasdiğe muhtaç konu var ise marka tektir: Nihat Beyan. * * * Çok kanallı televizyonculuk günlerinin yeni başladığı yıllarda, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) devrim niteliğinde bir adım atmış ve ana haber bülteninden sonra yayına giren “Hava Durumu” kuşağının sunumunu, orta boylu ve orta yaşlı, bıyıklı olduğunu hayal-meyal hatırladığım, saçları hafif dökülmüş, sevimli bir beyefendiye tevdi etmişti. Bizler de heyecanlı bir yerli dizi seyreder gibi oturur ve hava durumunu seyrederdik. Şeker adamdı Ersin İmer. Hava durumunu monotonluktan çıkarmak için çeşitli espriler, farklı atraksiyonlar, sunum yenilikleri yapmaya çalışır ve ilgi de toplardı. Kısa zamanda seyircilerin sevgilisi olmayı başardı. Yağışlı günler geçirdiğimiz bir günün akşamında, siyah bir şemsiye ile sunduğu programı dün gibi hatırlıyorum. Ama asıl unutamadığım ve eminim ki birçoğumuzun da hatırladığı ya da okur okumaz anımsayacağı, muhteşem ama bir o kadar da kendisini işinden edecek ifadesi şöyle olmuştu. Soğuk kış günleriydi. Kar, don, buzlanma, sis gibi her türlü kötü hava şartı hüküm sürmekteydi yurt genelinde. O zamanlar kışlar, kış gibi yaşanırdı. Bir de baharlar vardı. Yaz ise bu kadar acımasız değildi. Ersin İmer, her zamanki pozitif enerjisi ile hava durumunu sundu ve lafını şöyle bağladı: “Sizlere donsuz geceler dilerim efendim.” Tabi ülkede yer yerinden oynadı. İmer, başka bir donu, bir meteorolojik olayı kastetmişti devletin televizyonunda ama lastikli Türkçe uzadı yine “don lastiği” gibi uzayacağı yere kadar. Ve Ersin İmer bir daha program sunamadı. * * * Bir başka hava durumu sunucusu ise “Hülya Uğur” isimli hanımefendi idi, unutulmazlar arasına giren. Hülya Hanım, öyle bir hava durumu sunuyordu ki her sunumun bitiminde, klasikleşmiş kapanış cümlesinde olduğu gibi, dinleyenler, meteorolojik havayı unutuyor kendi havalarına bakıyorlardı: “Hava nasıl olursa olsun, sizin havanız yerinde olsun efendim, iyi akşamlar.” Bu tür konular, o yılların Türkiye’sinde cidden devrim niteliğinde idi. Bugün olduğu gibi sululuk adam boyu, seviyesizlik sıfırın altında değildi. İnsanlar, bu ufacık aşırılıklardan zevk alır, onlara ilgi gösterirdi. Engin bir hoşgörü ve gönüllü bir kabullenişle. Hangisi doğru, en iyisi zamanın kararına bırakmak ve “dün öyle güzeldi, galiba da bugün böyle” demek. Ne dersiniz?