- Kategori
- Tarih
Mustafa Kemal ya Selânikli olmasaydı?

Sarışın bir kurda benziyordu/ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür. O, Türktür. Ama, Anadolulu Türk değildir. O, Osmanlı'nın egemenliği altında olan Makedonyalı Türktür. Yani, o gün de, bugün de Osmanlı'nın batısında kalmış topraklarda doğmuştur Mustafa Kemal.
Bu neyi değiştirir?
Bu çok şeyi değiştirir ve değiştirmiştir.
Daha okula bile başlamadan önce Mustafa Kemal'i tanımaya başlarız. Televizyonların olmadığı yıllarda radyolar anlatırdı büyük önderi. Hakkında yazılmış şiirleri okurdu sunucular. Sonra, televizyon girdi yaşamımıza ve Mustafa Kemal sanki etle kemiğe bürünüp çıkıvermişti karşımıza. Artık, onu hareketli izleyebiliyorduk. Gülüyordu, konuşuyordu, denize giriyordu, halkın dertlerini halkın içine girerek dinliyordu.
Bütün bu anlatmalara karşın Mustafa Kemal, bu toprağın insanlarına yeteri kadar tanıtılamamıştır.
Bizler neyi öğrendik? Mustafa'nın 1881 yılında Selânik'te doğduğunu. Babasının kereste tüccarı Ali Rıza Efendi, annesinin Zübeyde Hanım olduğunu öğrendik. Sarı saçlı ve mavi gözlü Mustafa'nın, kız kardeşi Makbule Hanım ile birlikte büyüdüğünü okuduk ya da okutturulduk.
Şemsi Paşa İlkokulu'na başlayan Mustafa'nın, babasının ölümü üzerine Manastır Askeri Okulu'na başladığını da öğrendik. Hattâ, burada Mustafa adını taşıyan öğretmeni tarafından kendisine "Kemal" adının da verildiğini öğrendik.
Peki, geçmişin miniklerine ama bugünün büyüklerine soralım: Şemsi Paşa İlkokulu nerededir? Ya Manastır Askeri Okulu nerededir?
Hani çocukluğumuzdan beri okuruz ya: Nerdedir bu okullar? Karadeniz ya da Akdeniz bölgemizde mi? Yoksa Güneydoğu Anadolumuzda mı? Hadi bu soruları da geçelim. Hani hep anlatılmıştır ya: "Mustafa Kemal küçüklüğünde tarlada bekçilik ederdi" de "kargaları kovalardı" diye. Peki, Mustafa Kemal'in karga kovaladığı tarlalar, Osmanlı'nın payitahtı İstanbul'da mıydı? Yoksa Ege kıyılarında mıydı?
Tabi ki değildi. Bütün bu saydığım yerler bugün de Makedonya olarak adlandırdığımız coğrafi bölgedeydi. Yani, Mustafa Kemal 1881 yılında Selânik'te dünyaya gelmiştir. Babası, onu Makedonya'daki bir mahalle okuluna yazdırdı. Fakat, bu okulun eğitim sistemini beyenmedi ve Şemsi Ef okuluna kaydını yaptırdı. Oradan da Manastır Askeri okuluna girdi.
Anlatmak istediğim şudur: Mustafa Kemal, 1881 yılında Makedonya'da (Selânik) dünyaya gözlerini açmıştır. İstanbul Harp Okulu'na gelene kadar, yani 1894 yılına kadar da Makedonya'da kalmıştır. 1902 yılında ise Harp Akademisi'ne girmiştir. Yani Mustafa Kemal Makedonya'dan ayrıldığında yaşı 13-14'tür. Harp Akademisi'ne girdiğinde ise 21 yaşındadır.
Çocukluğumuzdan beri yaşam öyküsünü okuduğumuz Mustafa Kemal'in "karga kovaladığı tarla" Makedonya'da idi. İlkokuluda ordaydı, Manastır Askeri okulu da oradaydı.
Şimdi, hâlâ kendimize soruyuz değil mi? "Böyle olmuş da ne olmuş?"
Biraz daha sabır, gerçek konumuza girmek üzereyiz.
Tarihte Cirmen Savaşı diye bilinen bir savaş vardır. İşte bu savaşın kahramı I. Murat'tır. Bu savaşın sonucunda 26.Eylül.1371 tarihinde Makedonya, Osmanlı egemenliğine girmiştir. 1912-1913 Balkan Savaşları sonunda ise Osmanlı, bu topraklardaki egemenliğini yitirmiştir. Mustafa Kemal dünyaya geldiğinde, bu topraklar 510 yıldır Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altındaydı. Fakat, buna karşın Makedonya, bugün de olduğu gibi "Batı" idi. Özellikle Selânik kenti Osmanlı topraklarında en ilerici ve hattâ sosyalist görüşlerin başladığı ve yayıldığı topraklardı. 13 yaşına kadar bu topraklarda yaşamış olan Mustafa Kemal gibi bir dâhinin, doğduğu topraklardan esinlenmemesi ve o topraklardan bağını, gönlünü, düşüncelerini koparması elbette düşünülemez.
Osmanlı İmparatorluğu, yönetildiği padişahlar tarafından hiçbir zaman bağnazlığa, yobazlığa sürüklenmemiştir. Fakat, İslamiyetin gölgesinde kalan ve padişahların da aslında bu dinden pek memnun olmadığı düzende, "Şehülislâm" denen bir kuruluş vardır. Bu kuruluşun, yapılan her yasanın, her davranışın şeriata uygun olup olmadığına karar verme yetkisi gibi bir görevi vardır. Ve ne yazık ki, kendilerinin varolabilmesi için şeriatın da varolması gerektiğini bilen bu Şehülislâm"lardan büyük bir kısmı kendi çıkarlarından başka çıkar düşünmemişlerdir. Ve hattâ ileriki yıllarda yine bu Şehülislâmlardan biri, Mustafa Kemal için de "Katli vaciptir" fetvası çıkaracaktır.
Osmanlı padişahları İslâm dininden memnun değildi. Bizler bunu, padişahların yaşam koşullarından ve düşüncelerinden rahatlıkla anlayabiliyoruz. Bakınız, Osmanlı padişahlarının büyük bir kısmı "manevi" dünyadan çok "maddi" dünyanın zenginlikleri içinde yaşam sürdürmüştür. Bu "maddi" yaşam zenginliklerini bugünün maddi zenginlikleriyle karıştırmayın. Bugünün maddi zenginlikleri, ülke kaynaklarını yabancılara satıp üzerinden komisyon almaksa, o zamanın zenginlikleri de ele geçirilen topraklardan padişah haremine getirilen "ganimetler"dir. Ama, en önemlisi de ele geçirilen topraklardan Harem'e getirilen gencecik kızlardır. Bu nedenle de Osman ve Orhan'dan sonra, hiçbir padişahın annesi Türk ve Müslüman olamamıştır.
Osmanlı padişahlarının İslâm dinine olan soğuk bakışları onların hiçbirinin Hacca gitmemesinde de görülmektedir. Şimdi, biliyorum tarihin eskimiş kurtları bu gitmeyişin nedenlerini Osmanlı'nın çıkarı doğrultusunda yorumlayacaktır. Ya Fatih Sultan Mehmet'in Hırıstiyanlığa olan tutkusuna ne demeli? Koskoca Osmanlı İmparatorluğu Bizans'ın bayrağını kendisine bayrak edinmiştir. İstanbul fethedildikten sonra yakın tarihe kadar "Konstantinopolis" diye adlandırılmıştır. Ortodoks dünyasının en önemli dini merkezi Fener Rum Patrikhane'si hep açık kalmıştır. Ayasofya kilisesinin fresk ve mozaikleri yakın zamana kadar açık kalmıştır ve Müslümanlar bu şekilde ibadetlerini yerine getirmiştir.
Osmanlı padişahlarının çoğu içkiye ve tütüne düşkün olmuşlardır. Hattâ, bir çoğunun "eşcinsel" ilişki içinde oldukları da bilinmektedir. Bunun en büyük kanıtı ise, İskender Pala Hocamız ne kadar kızarsa kızsın Divan Edebiyatı örnekleridir. Divan Edebiyatı, doğrudan sarayı işaret eder, çünkü bu edebiyat Saray'da doğmuş, gelişmiş ve oraya seslenmiştir. Şimdi, İskender Pala gibi çok değerli hocalarımızın ellerinde yeniden yoğurulan Divan Edebiyatı, elbette isteneni günümüz okuruna yansıtmamaktadır. Divan Edebiyatı'nın gerçek dünyası için ya kendiniz bu metinlerin özgün basımını bulacaksınız ya da Doğu edebiyatının vazgeçilmez kaynağı üstat Abdülbaki Gölpınarlı'nın eserlerine başvuracaksınız. Özellikle "Divan Edebiyatı Beyanındadır" adlı inceleme kitabını mutlaka okuyun.
Ya sonra? Bakınız, İslâm dininde yasak olan "suret" yapma, hemen bütün Osmanlı padişahları tarafından uygulanmamıştır. Ben, hiç bir kaynakta Osmanlı padişahların Kuran-ı Kerim okuduklarını ya da okuttuklarını işitmedim. Ama, II. Abdülhamit dışında da hemen hepsinin günün koşullarında en ileri eğitimi aldıklarını biliyorum. Hepsinin çok güzel şiirler yazdığını, besteler yaptığını biliyorum. Hemen hepsinin bir mesleğinin olduğunu da biliyorum.
Siz herhangi bir kaynakta cuma dışında beş vakit namaz kılan padişah gördünüz mü? Ya da oruç tutan? Ya da zekat veren? Ya da Hacca giden? Ya da kelimeyi şehadet getiren bir padişah portresi hiç okudunuz mu? İşittiniz mi? Gördünüz mü?
İtiraz etmeyin, "kaşarlanmış tarihçiler". Padişahların yatak odasına kaç kadın ve kaç "oğlan" aldığını yazan "vakanüvistler" bunları atlamışlar mı? Yoksa padişahlar İslâm dininin bu beş şartını yerine getirmemişler mi?
Osmanlı padişahlarının İslâm dinine sıcak bakmadıklarını kısaca anlatmaya çalıştıktan sonra, dönelim yazımıza.
Başkentlerin, Şeyhülislâm denen gerici softaların cenderesinden kurtulmaya çalışan, onlara danışan ama çoğu zaman da onların dediğine kulak asmayan Osmanlı padişahları, başkente göre Batı'da bulunan Makedonya topraklarında özgürlük denemelerine girmişlerdir. İleride Türk aydınlarının büyük çoğunluğunun bu topraklar üzerinde doğmuş ve büyümüş olması rastlantı değildir.
İşte Mustafa Kemal'in de bu topraklarda, Selânik'te doğmuş olması onun devrimci kişiliğini oluşturmuştur. Onun, karga kovaladığı tarla doğduğu topraklar üzerindedir. Onun ilk okulu da oradadır. Ki, okulların verdiği eğitim kalitesi yarışmaktadır. Biz bunu nasıl anlıyoruz? Mustafa Kemal'in babası mahalle okulunu beyenmeyip, onu daha iyi eğitim yapan Şemsi Efendi'nin okuluna yazdırmasından. Demek ki, burada da eğitimin şeriat ya da İslâm kurallarına göre yapılmadığı kesindir. Osmanlı'nın esnek görüşü burada da kendisini göstermektedir.
Mustafa Kemal, Manastır askeri okulunu da doğduğu topraklarda okumuştur. İstanbul'a, Harp Okulu'na ve Harp Akademilerine geldiğinde ise, zaten bu okullar tam anlamıyla bugünkü gibi ve her zaman öyle olacağını umduğumuz gibi Batı yanlısı, çağdaş, ilerici, devrimci eğitim kurumlarıydı. Yani, Mustafa Kemal, Osmanlı'nın Batı topraklarında şekillenmiş, İstanbul'un Batılı, ilerici, devrimci Harp Okullarında yoğurulmuş ve biçimlendirilmiş bir büyük insandır.
Ben şimdi şunu savunuyorum: Mustafa Kemal, Makedonyalı, Selânikli değil de, Osmanlı'nın başka coğrafyasında doğmuş ve büyümüş olsaydı, yaptıklarının hiçbirini yapamazdı. Bunu nereden anlıyoruz? Tabi ki kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin başına gelenlerden. Yani, Mustafa Kemal'in ölümü üzerine Türkiye'yi yönetmeye gelenler hiçbir varlık gösterememişlerdir. Haydi sırayla sayalım Mustafa Kemal'den sonra başımıza gelenleri: Fevzi Çakmak, M.Rauf Orbay, İsmet İnönü, Ali Fethi Okyar, Celâl Bayar, Refik Saydam, Rüştü Saraçoğlu, Recep Peker, Hasan Saka, Şemsettin Günaltay, Adnan Menderes, Cemal Gürsel, S.Hayri Ürgüplü, Süleyman Demirel, Nihat Erim, Ferit Melen, Naim Talu, Bülent Ecevit, Sadi Irmak, Bülend Ulusu, Turgut Özal, Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan...
Gidişatı görüyor musunuz? Zonguldaklı, Erzurumlu, İstanbullu, Aydınlı, Ispartalı, Bursalı, Malatyalı, Rizeli, Konyalı.... Yani Türkiye'nin her yanında doğmuş ve ülkeyi yönetmeye kalkışmış hiç kimse Osmanlı'nın Batı topraklarında doğmuş bir Mustafa Kemal olamamıştır.
Bunu neden yazıyorum? Bir coğrafi bölgenin insanı nasıl yönlendirebileciğini anımsatmak için. Anadolu'nun içlerinde doğmuş, Osmanlı döneminde Şehülislamların ve tarikatların elinde büyümüş insanlarla bir ülke kurulamıyor da, ileriye götürülemiyor da. Hele bugün, Anadolu'nun durumu Osmanlı'nın Şeyhülislâmlarından bin beter kişiler tarafından yönetilmektedir. Tarikat liderleri ve aşiret liderleri oy verilecek partiyi belirlemektedir. Rize'nin dinsel dokusu içinde büyümüş bir insan, eğitimini din ağırlıklı okullarda sürdürmüştür. Bu kişi bugün Türkiye'yi yönetmektedir. Cumhurbaşkanlığı dahil Türkiye'nin bütün kurumları büyük bir hızla kendi dinsel görüşü doğrultusunda biçimlendirilmektedir.
Mustafa Kemal'in ölümünden sonra başımıza gelen ve yukarıda adlarını bir bir saydığım yöneticiler, Makedonyalı ya da Batılı olmadıkları için bu ülkenin liderinin devrimlerine ve ilkelerine ayak uyduramadılar. Bir zamanların 12 Eylül lideri her yönüyle Mustafa Kemal'e özenmiş ve ben de "Ohri"liyim demişti. Oysa Manisalı olduğunu kendisi de bildiğinden, davranışlarına bu yansımıştır. Yani, Türkiye'nin başına geçmişte gelmiş ve bugün gelen yönetim ve bundan sonraki yönetimlerin Mustafa Kemal Türkiyesi ile hiçbir ilgisi yoktur ve olamayacaktır da. Çünkü, Mustafa Kemal başka topraklarda, başka eğitim alarak büyümüştür.
Mustafa Kemal, Makedonyalı olmasaydı Türkiye ya olmazdı ya da Sevr'in vermiş olduğu topraklarda yaşamaya mahkum edilirdi.
Şimdi yazımın başına yeniden dönelim ve Mustafa Kemal Atatürk'e konulan asıl isim Kemal olduğunu anımsayalım. Yazıldığına ve Mustafa Kemal'in bizzat söylediğine göre "Mustafa" adı sonradan matematik öğretmeni tarafından kendisine verilmiştir. Oysa, o tarihlerde ve özellikle Selânik'te Müslüman erkek çocuklarına tek isim vermek geleneklerde yoktu. Bence, Kemal dünyaya geldiğinde kulağına okunan isim "Mustafa Kemal"di. Bu hep böyle sürdü. Ne zamana kadar? Mustafa Kemal'in çağdaş Türkiye'yi kurmasına kadar. Zaten o güne kadar Osmanlı'nın çökmesine, geri kalmasına ve çağdışına itilmesinde İslâm dinini neden olarak gören Mustafa Kemal, lâik bir ülke kurarken adının bile İslâm dininin kurucusu ile anılmasını, onu çağrıştırmasını, anımsatmasını istemiyor olmalıydı. Hiç bir şey aydınlığın önünü perdeleyen dini, bu ülke insanlarına anımsatmamalıydı. Adının kutsal sanılması bile.
Görüyor musunuz Mustafa Kemal ile, ardıllarının arasındaki evrenler kadar ayrı mı?