- Kategori
- Öykü
Nasırlı ser

Oturduğunda kılı kırk yarmadan, hangi ilikten geçtiğini bilmeden, öylece kafasını boşaltırcasına oturup dinlenmeye koyulacaktı ki, acı bir gülümsemeyle harmanlandı cesareti.
Ne kadar tutarsız göründü birden göğüs kafesindeki bağırgan yüreği ve de kulağı sağırlaştıran o ketumluğu... Hüzün sarısı bıyıklarından tütün kokusu ilişti, o kocaman burnuna ve tarihi hayli geçmiş bir gazetenin buruşuk külahını aradı elleri. Yine yoktu göğsündeki hırıltının can tütsüsü.
Kızgın bir yüz ifadesi takındı. Bu yüz halini, en son köyün kasabasındaki berberin aynasında görmüştü. Berber, kulağının sarkan memesini dalgınlıkla kestiğinde, çatılan kaşlarının arasına en az üç dört sigara sığabilirdi. Berberin kıvranan mahcubiyetini gidermek için gülümsemişti. Gülünce hayal gücüne takındığı mizahi sigaralar da doğal olarak düşmeliydi kaşlarının arasından. Kendisine eli yüzü düzgün bir moral ısmarlamıştı işte.
Hayat, hüznüyle sevinciyle aynı karanlığın aydınlığını emziriyordu.Bunu, kafasının en baki belleğine kazımayı uygun gördü ve ani bir kalkışla bulunduğu yerde ufak bir toz sisi yarattı. Şimdi inme vaktiydi. O içemediği sigarası da biraz ciğerlerini burkmuştu; ama olsun. Bu da bir irade göstergesiydi ve kendinden gurur duyduğu bir âna tanıklık ediyordu.
Gözlerinin aydınlığı yavaş yavaş gözbebeklerinden süzülüyor ve karanlığa dönüşüyordu. Şu inme anındaki o demir halatların sesi de olmayaydı iyiydi; ama böyle bir sitem, sesli düşünülemezdi. Özgüven emaresi takındığı gözlerle bakıyordu meslektaşlarınına öyle derin derin...
Yeryüzünde bir şair, şöyle diyordu:
Kömür gözlü karısını
Kara saçlı kızlarını düşleyerek kazıyordu
Yüreğinin altında kaldı her şey