- Kategori
- Dünya
NATO, Türkiye ve Rasmussen'in Genel Sekreterliği

Rasmussen
Görünen köy kılavuz istemez ama yine yorumumuzu ekleyelim; Başbakan Erdoğan'ın sinir harbi yine Türkiye'ye ve kendisine kar kaldı, Danimarka Başbakanı Rasmussen Türkiye'nin taraf değiştirmesi sonucunda gönlündeki pozisyona sahip oldu.
Başbakan, Davos Krizi'nden sonra <ı>''Biz düşünmeyeceğiz onlar ne der diye; biraz da başkaları düşünsün Türkiye ne der?'' şeklinde konuşmuştu. Görülen o ki, kimse <ı>''Türkiye ne der?'' diye düşünmüyor. Dünya çapında birçok aday bu görev için uygunken, ısrarla Türkiye'nin muhalif olabileceği isimlerden birisi olan Danimarka Başbakanı Rasmussen NATO Genel Sekreterliği için aday gösterildi ve Türkiye dışındaki bütün ülkeler de onun için mutabık kaldılar. Bir üye de çıkıp <ı>''Ya tamam da, Türkiye bu Rasmussen'e ne der?'' diye düşünmedi.
Türkiye bu isme belli nedenlerden dolayı uzun süre muhalif oldu. Hatta, bu konu Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan arasında da görüş ayrılığına neden oldu. En sonunda, NATO Zirvesi toplandı ve konu masaya yatırıldı. Türkiye ile ilişkileri geliştirmek isteyen Obama yönetimi belli ki bu uğurda Avrupalılar ile olan ilişkilerini de bozmak istemiyor. Kanada Savunma Bakanı'nın adı öne çıkmaya adayken yine de Rasmussen isminde ısrarcı oldular ve son olarak Türkiye'yi de bu tarafa çektiler <ı>- bazı tavizler karşılığında.
Gelelim işin diğer tarafına. Avrupa Birliği Komisyonu üyesi Olli Rehn haddini aşarak <ı>''Bu tavır Ankara'nın üyelik hedefi için kötü bir gelişme.'' dedi. Olli Rehn'in neden bahsettiğini, niye bunun kötü bir gelişme olacağını anlamadım ama Türkiye'nin Rasmussen konusundaki tavrı Kopenhag Kriterleri'ne aykırı değil, bildiğim kadarıyla. Yoksa Rasmussen Kriteri mi çıktı bir de?
Türkiye belli konularda hassas ise ve prensiplerle hareket etmek 'kötü bir gelişme' ise o zaman alın AB'nizi başınıza çalın demek geliyor içimden. Siz bize bir ağlama manifestosu yazın, ona göre ağlayalım; itiraz manifestosu yazın ona göre itiraz edelim; bu mudur istenilen? Bu mudur medeniyetler ittifakı? Yoksa medeniyet üstünlüğü müdür bu?