Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
611
 

Neden zordur gitmeler?

Neden zordur gitmeler?
 

Neden zordur gitmeler? Tek kelime ile ifade edilen, bir yerden bir yere gidiş eylemi... Neden bırakılamaz bir sevgili? Ya da terkedilemez bir aile? Nedir geride kalanları vazgeçilmez kılan? Oysa gitmek de; kalmak, ölüm, doğum gibi hayatın içinden kavramlar değil midir? Ve hatta yeni bir başlangıç? Evet belki bir kişiden ya da hayata bağlı olduğunuz herhangi bir şeyden vazgeçiyorsunuz ama bu bir bakıma açtığınız özgürlük yelkeniniz değil midir?

Bir yaşlıyı düşünelim önce; neden ayrılmak istemez hayattan? Ya da nedir kendisini korkutan? Oysa o değil midir daima herkesin sonunun ölüm olacağını söyleyen? Ya da cennet ve cehennem hakkında bilgi verirken cennete gitmek istediğini söyleyen. Cennet'i isteyen biri ölümden neden korksun ki? Hazır olmadığını hissetmek mi bir bakıma o yaşlıca kadının yaşadığı?

Şimdi de kanserli bir kişiyi düşünelim? Nedir hayattan koparmayan onu? Ölüm anında yaşamak için savaşması nedendir? Onu gözlerinin açık gitmesine sebebiyet veren olay nedir, hiç düşündünüz mü? Geride kalan çoluk çocuğu mudur yoksa bırakacak olduğu mal mülk müdür gözlerini açık bırakan? Kanserli bir hasta tanıdım. Orta yaşlardaydı, iki çocuğu vardı. Herhangi bir lisede ingilizce öğretmenliği yapmaktaydı. Saygın meslek, ne de çok seviliyordu kimbilir... Ya da herkesin korktuğu, despot biriydi... Ama değil herkes onu İsmet Baba olarak bilirdi. Öğrencisi'nden öğretmeni'ne herkesin İsmet Babası'ydı. On sene kadar önce kanser denen o illetin içine işlemesiyle hayatı kararmış ama son zerresine kadar çaba göstermişti. En zorlu ameliyatlara girmiş ve tedavileri sürerken bu sefer farklı bir yoldan başka yerlere sıçramış ve son iki senesinde iyice harap olmuştu. Öylesine güven verirdi ki karşısındakine, öylesine sıcak bakardı ki... Bu illetin onu bulmuş olması hayatın en acımasız diyebileceğim yanıydı. Sevgi dolu bir insan son senesine kadar çabalamıştı. Ama korkusu gözlemdiğim kadar gitmek değildi. Onun korkusu 26 yaşında ve 18 yaşında gerisinde bırakacağı hayatının temelleriydi. Çocuklarıydı. İsmet Baba ölüme karşı koymaya çalıştı, çocukları uğruna;taa ki son senesine kadar. Kanser hızla yayılma eğilimi gösterirken artık vücudu da bitkin ve yenik düşmüştü. Artık yaşamak değildi düşüncesi, belki de tam tersine acılarından kurtulmak istiyordu bu yaşlıca adam. Gitmek koymuyordu da eşi ve çocukları adına üzülüyordu. Hastalığın pençesinde bile ailesi için planlar yapıyordu belkide aklından.

Böylesi durumlara çok sık rastlamaktayız. Her an ölümün o soğuk sesini hissetmekteyiz. Bir babanın acı hayatı idi sadece bu. Onun için de, yeni bir yaşamın başlangıcı idi bu gidiş. Belki bir daha geri dönme şansı olmayacak, bir daha çocuklarına sarılsa da bunu evlatları hissedemeyecek... Ama sonsuz bir yaşamın başlangıcında olacaktı daima... Bizler de böyle düşünmeliyiz, birinden vazgeçmek zorunda kaldığımızda, ya da bir yerden gitmek mecburiyetinde olduğumuzda. Her yeni başlangıcın sonlardan ibaret olduğunu düşünmeliyiz hep... Acı ya da tatlı... Soyut ya da somut....
kkadak

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 544
Kayıt tarihi
: 21.04.07
 
 

1980 doğumluyum. Kamu Yön. Bölümünde okumaktayım.. Kelimelerle oynamak en büyük zevkimdir. Kelimele..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster