​ O Salaş Meyhane! / İstanbul / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '10

 
Kategori
İstanbul
 

O Salaş Meyhane!

O Salaş Meyhane!
 

Hemen istasyonun aşağısında, ara sokaklardan birisindeki balıkçı meyhanesini özledim şu gecenin laci kokan havasında. O salaş, o hüzün kokan, şirin mi şirin küçük meyhanenin anason kokulu havası, içimdeki iştahın körükleyicisi olurdu. Ne zaman yağmur şiddetini artırıp, ayaz saatler güne sirayet etmeye başlasa, ne zaman tipi şiddetinde kar yağışı güne selam çaksa işte o zaman benim aklım o salaş balıkçı meyhanesine kayar. Ve birkaç arkadaş, günün ayaz bir saatinde düşerdik yollara, soluğu, o salaş meyhanenin anason kokulu havasının içerisinde alıp, hafif sarımtrak ahşap masalardan, camın kenarında olanlarından birisine kurulur ve o her zaman bildik siparişimizi verdikten sonra, inceden inceye sohbet kokusunu o masanın üzerine yaymaya başlar, dışarıda yağan karın tipi haline dalıp giderdik. Ve o bildik siparişimiz… Tabi ki çok sade… Beyaz peynir ve rakı… Ve bol roka, yeşil soğan ve hamsi tava… Ve belki ince dilimlenmiş elma… Hepsi bu… Saatler boyu bize, o sohbet kokan havaya eşlik eden yegâne siparişlerimiz… Ve dedim ya… Dışarıda yağan tipi şiddetinde kar… İşte en güzel olanı da bu. İnsanın ruhunu teslim alan anlar. Kendinizi rahatlamış ve dingin bir halde hissetmiş bir vaziyette, günün son anlarını, o sevimli ortam ve o sevimli iklim anlarında geçirmek. Ve tabii ki bitmeyen, bitmesini hiç istemediğiniz sohbet, o sohbetin yanında hafif bir çakırlık…

O salaş mekânın her bir yanında, mekânın karakterine uygun düşen, kimliğini bir bir açığa çıkartan tablolar, resimler, fotoğraflar ve o engin özdeyişler vardı. Hepsinin bir bütünlük içerisinde olduğu çok az salaş mekânlar görmüştüm. Belki de en fazla bu salaş mekâna takıldığımızdan olsa gerek, hiç aklımdan çıkmazdı o mekânın sosyal rengi. Hoşuma giderdi işte, o camın kenarında koşuşturmakta olan insanları seyre dalmak. Hafif sohbet eşliğinde, o soğuktan kaçışlara göz atmak… Soğuktan korunurcasına sıkı sıkıya üzerindeki paltoya, kaşkola sarılarak hızlı adımlarla ilerlemek… O telaşenin yarattığı hüzünlü anlarda olurdu pek tabii ki. İhtiyar bir teyzenin elindeki poşetle, o soğuktan kaçarcasına ilerlemek için verdiği çabaya denk gelmiştim o camın kenarında, ayağına geçirdiği yüksek topuklu ayakkabısı ile yürümekte zorlanan çok asortik hanımefendinin dramatik durumuna da şahit olmuştum. Ve tabii ki bayanların zarif olmak adına işkenceye dönüşen çabalarına da hayli gülmüştüm. Zarif olmak… Kibarlık ve dikkat çekmek… Her ne hâl ise… O lokantanın cam kenarı yaşamımdaki en güzel anların olduğu yerdi. Nedeni pek de belli değildi aslında. Tümü ile abartısız, tümü ile sade bir mekân ama ben, biz, o mekânın cam kenarında hayatın en güzel anlarını yaşamış, doyumsuz bir tadın damağımıza yapışmasına neden olmuştuk. Aslında o salaş mekânda idi bütün nedenler. Müsebbib olan orasıydı. Anason kokusuydu, sarımtrak masası ve o duvarına asılı özdeyişleriydi. Rakı o mekânda mı daha bir tad alır hale dönüşüyordu? Yoksa, yoksa beyaz peynir daha bir lezzetli hale o mekânda mı geliyordu? Yoksa hamsinin tadı o mekânda mı değişiyordu? Pek tabii ki hayır… Hiç birisi değildi. Bütün mesele hepsinin bir arada olması ve o cam kenarıydı. Neden ben o kış günlerinin ayazında, yağan karın tipi şiddetinde olduğu anlarda oraya büyük bir iştahla gidiyordum da, yazın o sıcak günlerine inat, yönümü o salaş mekâna kaydırmıyordum? Bütün mesele, yağan kardı ve o karı camın kenarında rakı yudumlayarak izlemekti. Bütün mesele bunların hepsini bir arada yapabilmekti. Yoksa yaz neylesin? Zaten yaz ayları rakıya ara verilen aylardı. Ya yaylada, ya serin bir dağ köyünde rakıya yüz dönmek olmalıydı. Rakı kışın içkisidir, yazın değil.

Evet… İşte o salaş lokantanın cam kenarında, Bayram ve Adnan ve ben… Sohbetin dibine inerdik. Saatlerce süre gelen sohbetler, saatlerce süregelen konuşmalar, gülüşmeler, aşklar, ayrılıklar ve daha daha nice şeyler anlatılırdı… Sonra… Adnan evlendi ve gitti. Bir daha uzun bir zaman haber alamadım Adnan’dan. Ve aradan geçen onca yılın ardından daha yakın zamanda Kastamonu’da olduğunu öğrenmiştim ve Kastamonu’ya yolum düştüğü bir zaman onu aradım ve buldum. Yine birlikte, o Kastamonu kışında balık yemiş, rakı içmiştik. Kastamonu’nun kasvetli havası altında, hafif bir kar yağışı anındaydı… O salaş meyhaneyi konuşmuştuk. Oradaki anılarımızdan demler vurmuştuk. Güzel de yapmıştık. Ya Bayram… Antalya sonrası bir daha görmedim kendisini. Arıyorum, arıyorum bulamıyorum. Nerededir bu adam? Yıllar geçti aradan. Koca bir onaltı yıl… Ve yaş gelmiş kırkı devirmiş. Her şeye rağmen o günlerin güzelliğinin yerini başka şeyler almıyor işte. Alamıyor… Her şey zamanın da güzel. Yıllar sonra gittiğim de o salaş mekânı bir daha göremedim. Kapanmıştı… Üzüldüm pek tabii ki… Bütün derdim o anason kokusunu yeniden teneffüs etmekti. Ve anason kokusu aşkına, soluğu Samatya’da almıştım. İnadına… Samatya’nın salaş bir meyhanesinde rakının dibini görmüştüm. Hafif bir ud taksimi eşliğinde o günü orada geçirmiş, masadan kalktığımda hafif yollu çakırlığı üzerime koymuştum. Kafam tütsülenmiş bir halde evin yolunu tutup, devrisi günün sabahında yolumu Antalya istikametine çevirmiştim. Yok… O eski tadı vermiyordu işte…

Hep hayalim olmuştu… “Bir gün şu İstanbul’a Belediye reisi olursam, bütün o eski tarih kokan yapı ve mekânları inadına koruma altına alacağım…” Böyle derdim, böyle düşünürdüm ve sonra kendime gülerdim. İstanbul’un hiç şansı olmadı ki. Şans vermediler İstanbul’a… Yediler, yediler, yediler… Ve bitti İstanbul… Bitti… O güzelim şehir, o tarih kokan anıt şehir, şimdilerde iyiden iyiye bitmiş. Yok… O keşmekeş arasında tarih adına göze çalan bir şey kalmamış. Her şey değişiyor, gelişiyor, İstanbul ‘da değişiyor ama gelişmiyor. Tarihini koruyarak gelişmiyor İstanbul. Aslında yitip gidiyor. Tarihini yıkarak yok oluyor.

İstanbul’un her bir yeri tarihtir ya… Herkesin mutlaka anlatacağı ne çok hikâyesi vardır İstanbul ile ilgili. Herkes ne tad almıştır o salaş meyhanelerden. O salaş meyhanelerin her birisi, ne sohbetlerin tanığı olmuştur.

Ben o salaş meyhanede, o camın kenarında, yağan karın tipi halini rakı içerek izlemek istiyorum. Hepsi bu… Çok şey mi istiyorum?

 
Toplam blog
: 1509
: 1145
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..