​ O Türbe daha çok taşınır / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '15

 
Kategori
Güncel
 

O Türbe daha çok taşınır

O Türbe daha çok taşınır
 

Caber Kalesi (gezegence.com )


Suriye topraklarında kalan, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu'ndaki askerlerin geri getirilmesi için gerçekleştirilen 'Şah Fırat' harekatına katılan askeri personel zırhlı araçlarıyla birlikte geri döndüler.
 
Mesele Nedir?
 
Ondan önce, hep sözü edilen Süleyman Şah’ı tanımak gerekir. Süleyman Şah kimdir?
 
Süleyman Şah, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesidir. 1200’lü yıllarda Moğol istilası üzerine yaklaşık 50 bini bulan tebaasıyla Anadolu’ya gelmiş ve Fırat kıyısına yerleşmiştir. Haçlı Seferlerine karşı Filistin’e gitmek isterken bugünkü Suriye’de, 1227 yılında Fırat Nehri’nde boğulmuştur. Süleyman Şah ve iki muhafızı, bugünkü sınırımıza takriben 100 km mesafede olan Caber Kalesi’ne defnedilmiştir.(milliyet.com.tr)
 
Süleyman Şah Türbesi ile Süleyman Şah Saygı Karakolu ve bulunduğu alan Suriye'nin Halep ilinin Karakozak Köyü sınırları içerisinde bulunan ve Türkiye'nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçasıdır. Daha doğrusu parçasıydı.
 
“Türk Mezarı” olarak bilinen türbe ve müştemilatı, 1975’e kadar sınırımıza 100 km uzaklıktaki Caber Kalesi’nin eteklerinde bulunmaktaydı. Birinci yer değişikliği1939 yılında kale içinde gerçekleştirilmiştir. Tamirinin imkânsız hale gelmesi ve güvenlik zaaflarının oluşması sonucu türbe, kale içinde kurulan karakolun yanında eski özelliklerine uygun olarak inşa edilmiş ve sandukalar yeni yerine nakledilmiştir. (milliyet.com.tr)
 
Şimdi bu bilgileri bir kenara itelim. Bize askerlikte öğretilen bir temel bilgiyi hatırlatalım. Neydi O?
 
“Toprak anadır, atadır, namustur, töredir. Türk toprak vermez!”
 
Bunu bilirdik, bunu söylerdik. Sonra ne oldu. 
 
TC.’nin IŞİD’le güzel ilişkileri bozulunca; IŞİD kurmayları, “biz bu Süleyman Şah Türbesi'ni ve karakolunu yıkacağız; burasını da kendi bölgemiz ilan edeceğiz..” diye tutturdular. Hatta bu yolda bir iki harekat da gerçekleştirdiler.
 
Milli Savunma oradaki askerlerin hayatını garanti edemiyordu. Türk topraklarından 100 km. uzaktaki buradaki Mehmetçiklerin hayatı, IŞİD tehdidi altında garanti değildi. Her an burada önemli olaylar olabilirdi.
 
Neyse.. 22-23. Şubat.2015 gecesi ve günü, Sınırlarımız içinden 39 tankla hareket eden ordumuz, Süleyman Şah Türbesi'ndeki emanetleri alarak Türk sınırına 15 km  yakınındaki Eşme köyüne getirdiler.
 
Şimdi kıssadan hisse:
 
“Ünlü öyküdür ve bilmeyen enderdir: Hunların güçlü hükümdarı Mete Han, uyguladığı akıllı ve tedbirli politikalarla devletini güçlendiriyor, halkının refahını arttırıyordu. Mete Han, ordusunu da büyütmeye başlamıştı. Bu gidişat, Hunların güçlü komşuları Tung Hu’ları rahatsız etti. Tung Hu hükümdarı, bir elçi göndererek, Mete Han’dan en sevdiği atını istedi. Mete Han, Kurultay’a danıştı ve bütün itirazlara rağmen, “kendisine âit olduğunu” söyleyerek atını Tung Hu hükümdarına gönderdi. Durumdan cesaret alan Tung Hu hükümdarı, bir elçi daha göndererek, Mete Han’dan hatunlarından birini istedi. Şiddetli muhalefete rağmen, hatununu da Tung Hu hükümdarına gönderdi. Tung Hu hükümdarı bir savaş nedeni yaratmak istiyordu. Bu defa gönderdiği elçi ile iki ülke arasında bulunan çorak ve üzerinde kimsenin yaşamadığı bir toprak parçasını talep etti. İşe yaramayan bir toprak parçasını vermekte beis görmeyen Kurultay üyelerine Mete Han, atın ve hatunun kendisine ait olduğunu, ancak toprağın milletin malı olduğunu söyledi. “Toprak devletin temelidir. Verilemez.” dedi. Toprağı vermek isteyenlerle, ardından gelmekte gecikenlerin başını kesti. Bununla yetinmedi. Savaş hazırlıkları için emir buyurdu. Hunlar, çıkan büyük savaşta Tung Hu’ları perişan ettiler. Mete Han atını ve karısını geri aldı. Bununla da yetinmedi. Tung Hu’ların neyi varsa aldı ve sağ kalanlarını dağlara sürdü. Tung Hu’lar, Mete’yi ve olanları hiç unutmadılar.”(Ali Rıza Özdemir. http://www.2023.gen.tr/)
 
Ama galiba, Türk töresini, Türk ukdesini filan hepten unuttuk.. Zaten çoktan beri kendi kendimizi Türk” diye tanıtmaktan da utanır olduk. Kimsiniz? Sözü, artık : “İslam ümmetindenim..” diye karşılanıyor. Türklük filan da, aramayın, kalmadı…
 
Dün Suriye yönüne bir harekat yaptık. Kaç tank katıldı, kaç asker? 39 tane mi… Niye. Oradan askerlerimizi almak getirmek için. Ve böylece oradaki toprağımızı terk ettik. Dünden beri , yüzölçümüz ne kadar azaldı. Kaç km kare toprağımız azaldı? Belki bir km kare kadar bile değil. Ama orası tarihi açıdan bizim olan, bize bırakılmış bir topraktı. Orasını terk ettik geldik. Aferin bize, iyi yaptık… Diyebiliyor muyuz? 
 
Bunlar bize yakışmayacak tarihi hatalardır. 
 
Tarihte bir çok kaleyi de, “sonra gelir geri alırız,” anlayışıyla arkamızda bırakmışızdır. 
 
Diğer yandan alınan emanetler ve Süleyman Şah’ın cenazesi üstelik Türkiye’ye de getirilmemiştir. Suriye’nin Türkiye yakınlarındaki Eşme köyüne nakledilmiştir.  Ve PKK sözcüleri şunu söylemektedirler: “10 gün önce YPG güçleri Eşme köyünü aldı. Türbe artık Kobani topraklarındadır..” Yani Kürtlerin elindedir. . Hadi buyurun..!
 
Süleyman Şah’ı  IŞİD’çi militanların elinden kurtardık; PKK’cı. veya YPG’ci güçlere, yani Kürt’lere teslim ettik.
 
Bu bir başarı mıdır? Amerika’yı kızdırmamak için, İran’ı bağırtmamak için alelacele bir harekat yapılmış. Harekat sonucunda ne yapılacağı kestirilememiştir.
 
Yani artık tas kayıp… Son 20 yılda, hikayeye bir bakarsanız, Süleyman Şah’ın Türbesi ve avadanlıkları öylesine çok taşınmıştır ki, herhalde Süleyman Şah’ın kendisi de mezarında ters dönmüştür. Aman yarabbi bu ne iş diye..?
 
Eşimin bu konularda ilginç çıkışları vardır: “Bizim askerler oraya gidip, şu IŞİD’çileri temizleyip tepeleyip geleceklerine, ne halt etmeye gitmişler oraya?” diye kendi kendine sormakta… Ne cevap vereyim ona?
 
Sahi ne yaptık biz orada? Süleyman Şah’ı alıp kaçırarak, daha yakın bir bölgeye getirdik. Bu arada tarihi olarak sahip olduğumuz Caber kalesini ve o bölgedeki karakolu ve müştemilatını IŞİD’e bıraktık..
 
Sonra? Eh.. gün olur, bir gün.. yine gider, Caber Kalesi’ndeki yerimize otururuz. Bu mudur?
 
Tarihte terk ettiğimiz hangi kalemize geri dönebildik ki?
 
Evet, Caber Kalesi tarihte kaybettiğimiz en son kalemiz oldu. Buna bir tarih düşelim (23.2.2015). Şimdi geri dönün Mete Han’ın hikayesini bir kez daha okuyun. Bazı tarihi olaylarda çok ders vardır. Tabii anlayana.
 
 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..