Oğlum büyürken Ağustos'07 / Bebek - Çocuk / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '07

 
Kategori
Bebek - Çocuk
 

Oğlum büyürken Ağustos'07

Oğlum büyürken Ağustos'07
 

Oğlum dünyaya gelişinin üçüncü yılında, yılın ortalarına doğru seyrüseferine devam ediyor. Bizi en çok kaygılandıran ise onun bu uzun seferde kaydedeceği rotayı en sağlıklı şekilde belirlemesine yeterince yardım edip edemedeğimiz düşüncesi. Onun hayatı boyunca sağlam kararlar verebilmesini sağlayacak ruh ve beden sağlığını kurabilmek ve hayatın güçlüklerine karşı kolayca başedebilecek donanımları varetmek için gerekli altyapı çalışmalarını yapabiliyor muyuz?

Çocuk ve dil eğitim ilgimi çeken bir konu oldu her zaman. Daha doğrusu bilgisiz olduğum ama ilgisiz olmadığım bir konu. Oğlum dünyaya geldiği andan itibaren, ona aynı anda iki dil birden öğretmeninin pratik olarak mümkün olduğunu, hatta teorik olarak da sakıncalı olmadığı fikrine her zaman sahip oldum.

Ancak bu noktada bir insan yavrusunun böyle bir beceriye sahip olması gerek şartken, anne ve babanın ikinci bir dil biliyor olması ve günlük yaşamda bunu kullanılabiliyor olması yeter şart oluyor. Ve ne yazık ki, çocuğumun ebeveynleri olarak annesi ve ben, bu yeterlilikte değiliz. Eh, taşıma suyla da değirmen dönmeyeceğine göre, çocuğumun ilk yıllarında sahip olduğu doğal öğrenim süreçlerinde mucizesi yaratmaktan vazgeçip, bu görevi kurumsal eğitime başladığı yıllara devretmiş olduk.

Birçok arkadaşımın, bir bebeğin aynı anda, birçok dili anadili gibi öğrenip öğrenemeyeceği konusunda şüphesi ve hatta korkusu var. Hatta iki dili öğretmeye çalışmanın çocuğun zihninde bir dil karmaşasına yol açacağı, hatta aynı anda iki dille karşılaşınca beynin sigortalarının atacağına dair, beynin faaliyetlerini elektrik sistemleri ile örneklendirmeye çalışan bir mantıkla hareket eden çok fazla insanla da karşılaştım.

Ancak tüm bu insanlara, bizim ülkemizin vatandaşları olan Kürt kökenli insanlarla, Almanya’da yaşayan Türkleri örnek olarak göstermekte bir mahzur görmedim. Her iki örnekte de çocuklar, doğal çevrelerinde konuşulan dilleri aynı anda öğrenme şansına sahip olabiliyorlardı. Hatta aslında her iki örnekte de, başarının önüne geçebilecek etkenler mevcutken. Çünkü her iki örneklemin dil tüketicileri, yani ailelerle, dış kaynaklar ideal bir dil kullanıcıları değildir. Çocuk kendisine verildiği düzey ve rastlantısallıkta bir öğrenme (aslında öğrenme değil bence tırtıklama) süreci geçirir. Şive ve ağızlarla karışık, gramerleri birbirinin içine geçecek şekilde öğrenir iki veya daha fazla dili. Ama burada bizim çıkaracağımız sonuç, birden çok dil öğrenme becerisinin çocukluğun ilk yıllarında mümkün olabilmesi.

Artık, oğlumun anadilinin Türkçe olduğunu söylemek mümkün. Ancak şu an yaşamımızda ani bir değişim olsa ve yurtdışında yaşamaya başlasak eminim ki, kurumsal eğitime başlayacağı yıllara kadar, bir dil daha öğrenme şansına sahip olabilir.

Kendi dilini öğrenme konusunda bence oldukça başarılı. Kendisini basitçe ifade edebildiği bir düzeye erişti. Kullandığı kalıplar doğal olarak taklit kalıplar. Örneğin yaklaşık dört beş ay önce kendisinin yolda gördüğü bir araba için “bizim arabamız” dediğinde, “evet, bizim arabamıza benziyor ama o değil” diyerek dile getirdiğim cümleyi, hala olduğu gibi tekrar ediyor. Ve aynı kalıbı amcasının ve dedesinin arabaları içinde kullanabiliyor. Ancak başka bir insan henüz iki buçuk yaşına gelmemiş bir çocuğun, bir arabayı işaret ederek “bu bizim arabamıza benziyor ama değil (elbette tam olarak "değil" diyemiyor, "diiillll" diyor)” demesini hayretle karşılıyorlar.

Beni son zamanlarda en çok memnun edende zihnindeki ve dilindeki zaman kavramlarının gelişmesi. Örneğin “şimdi” kavramını çok iyi biliyor. Bir şeyin hemen yapılmasını istediğinde ve ben daha sonraya ötelemeye çalıştığımda, “hayır, şimdi, şimdi” diyerek bas bas bağırıyor. Ancak gelecek zaman kavramlarını öğrenmemekte inat ediyor. Bu zannedersem her istediği şeyin ileri bir tarihe atılıyor olmasına duyduğu tepkiden kaynaklanıyor. Çocuklardaki gelecek kavramı öğrenmenin zorluğu pek bilinmez. Ancak ileri bir tarihten bahsettiğinizde ve çocuğunuzun bu zamanın akış hızını kavramlaştıramadığını bakışlarından anladığınızda, kullanılan en kalıp anlatım “yatcak kalkcağız, yatcaz kalkcağız, o zaman” tarzıdır. Yani zamanı eylemlerle eşitlemek. Gerçi benim oğlum gibi günde iki ayrı uyku zamanı olan birisi için bu tarz anlatım çok uygun olmuyor ama zaten onunda geleceğe dair vaatlere kanmak gibi bir derdi yok. Onun için “her şey, hemen, şimdi” sloganı geçerli.

Oğlumun geçmişle kurduğu bağ ise daha sağlam ve yine beni en çok mutlu eden gelişmelerden birisi. Çünkü benim gibi hafızası nisyanla malül olan birisinin oğluna, bu genetik özelliğin yansımamış olması gayet sevindirici. Gözleyebildiğim kadarı ile kolay ve detaylı hatırlama gibi bir özelliği var. Ve zihninde daha önceden oluşmuş verilerle tekrar karşılaşmak ya da tekrarlamak onu son derece mutlu ediyor.

Tekrar etmenin bebek ve çocuklar için iki önemli işlevi var zannedersem. Öncelikle varlıklarının ispatı olarak görüyorlar. Daha önceden görmüş oldukları bir şeyler tekrar karşılaşmak onlarda zaman kavramının derinleşmesine yol açıyor. Önceyi ve şimdiyi fark edebiliyorlar. Bu bir yaşanmışlığı ifade ediyor. Galiba varlık kavramının temelinin zaman olduğunu en çok onlar fark ediyorlar. Zamanın durmuş olduğu, bir saniye öncesinin ve bir saniye sonrasının olmadığı bir varlık türünün en azından bu kâinat için mümkün olmadığını gayet iyi biliyorlar. Ve kendilerine geçmişi ve şimdiyi hatırlatan bu tekrar olayında var oluşlarını fark etmenin mutluluğunu yaşıyorlar.

Tekrar mekanizmasının çocuk ve bebekler için (aslında hepimiz için) ikinci önemi ise en temel öğrenme yöntemi olması. Örneğin bir çocuğun annesi ve babası dışında (belki onlar içinde) ailelerin tüm üyeleri ancak düzenli olarak çocukla fiziksel temas etmesi ile bir bağ kurabiliyorlar. Yani düzenli olarak görüşmek, bu eylemi tekrar etmek, çocukta bu akrabalık, dostluk, samimiyet olgusunu içselleştiriyor. Yine bir şeyi eylemi doğru yapabilmek içinde en önemli araç o eylemi sonuçlandıracak adımları bıkıp usanmadan tekrar etmek oluyor. Örneğin bir koltuğun üzerine birkaç kez zorlukla çıkmayı denemek ardından gelen denemeleri oldukça kolaylaştırıyor. Ya da, bir yapbozun parçalarının birkaç kez yardım, yönlendirme ve deneme yanılma yöntemi ile başarılı bir şekilde yerleştirilmesi neticesinde devam edilen dördüncü ve beşinci denemeler artık o eylemi başarılmış, öğrenilmiş, tüketilmiş ve yavaş yavaş sıkılmaya başlanılmış etkinliklere dönüştürüyor.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..