Okulda ibadetin sakıncaları / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Haziran '07

 
Kategori
Haber
 

Okulda ibadetin sakıncaları

Okulda ibadetin sakıncaları
 

Bağcılar Lisesi'nde namaz kılma görüntüleri üzerinde yapılan tartışmalarda çok ilginç söylemler gelişiyor. En basit ifade şeklide şu; "Ne yani bırakalım da çocuklarımız fuhuş mu yapsın, uyuşturucu mu kullansın, çetelere mi üye olsun."

Ardından da özellikle İslamcı basında, olay okulda yapılan ibadetin doğru olup olmadığı yörüngesinden çıkarılarak, doğrudan namaz düşmanlığı olarak lanse edilmeye başlandı. Sanki namaz kılan öğrencilere terör örgütü muamelesi yapılıyormuş izlenimi yaratılarak, inançlı insanlardaki namaz ibadeti hassasiyetini kaşıyarak, eğitim alanında ibadet etmenin doğru olmadığını savunanlara din düşmanı muamelesi yapılmaya başlandı.

Tam bu söylemin çok kötü bir ayrışmanın ve dayatmanın ifadesi olduğunu dile getiren bir yazı düşünürken, bu defa Antalya İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği'nin 27 Mayıs Pazar günü okul bahçesinde düzenlediği "Pilav Günü"nde, Derneğin eski başkanı olan İbrahim Solmaz, yaptığı konuşmada, "Diğer okullarda fuhuş, uyuşturucu var, İHL'lerde bunlar yok. İHL'ler milletin gerçek yüzünü yansıtıyor ve millet tüm okulların İHL düzeyinde olmasını istiyor. Bugün İHL'ye çocuğunu gönderen de, orada okuyan gençler de birer kahramandır, " dedi. (Bu arada Bağcılar Lisesi'nde okuyan MB üyesi arkadaşlarımızda zan altında kalmışlardır)

İnançlar siyasallaştığı, yani kişi ile yaratıcı arasındaki sınırı aşıp toplumu yönlendirmeye ve yönetmeye talip olduğu noktada, bu ifade ikilik çıkarmak için kullanılan en basit araçtır; Namaz kılmayan fuhuş yapar, oruç tutmayan ahlaksızdır, başını örtmeyen namussuzdur vs.

İşin kötü tarafı, bu kullanılan aracın en basit halidir. Çünkü çark dönmeye başladığında ikiliğin çemberi daralır, pantolon şalvar karşısında, belediye nikâhı imam nikahı karşısında, pazar tatili cuma tatili karşısında, fen bilgisi dersi, din dersi karşısında suçlu duruma düşmeye başlar. Ve çarkı ilk çevirenler bile sonradan çarkı hızlandıranlar tarafından beğenilmez. (Bir İranlı mollaya göre bizim Müslümanlığımızın kıymet-i harbiyesi yoktur çünkü)

Ancak işin neticesinin hiçte beklenildiği gibi olmadığının en güzel örneği İran’dır. Şeriat ile yönetilen, dini bir üst kurulun yönetiminde idare edilen bir düzende uyuşturucu kullanımı da, fuhuş da oldukça üst düzeyde gerçekleşmektedir. Elbette ki, burada suçlu ne dindir ne de inançlı olan insanlardır. Ekonomik ve sosyal sorunları, dini siyasallaştırarak çözmek isteyen ama doğası gereği bunu başaramayanlardır.

Tartışmayı netleştirmek için kısaca kendi fikirlerimi bir kez daha detaylıca aktarmak istiyorum;

Namaz İslam dininin gereklerinden birisidir ve kimse namaz kılınmaması gerektiği konusunda bir hüküm veremez. Ancak devletin "namaz kılınamaz" hükmünü veremeyecek olmasının referansı İslam dini değildir. Temel hak ve özgürlüklere bağlı bir teşkilat olarak, devlet inanç özgürlüğü kapsamında böyle bir kısıtlamaya gidemez.

İnançlı insanların çok önemli bir kısmı ile bu noktadan ayrışıyoruz. Dillere pelesenk olan "%99’u Müslüman bir ülkede nasıl böyle bir şey olabilir" söylemi zaten başlı başına hatalı bir söylemdir. Müslümanların bir toplumda milyonda bir de olsa var olması durumunda, inançlarının gerektirdiği her türlü etkinliği gerçekleştirme hakları vardır.

İşin daha da kötüsü, bu "%99" rakamı, çoğunluğun özgürlüğü için değil de genellikle azınlığın tahakküm altına alma maksatlı kullanıldığı için, aslen otoriter bir ifadedir.

Bu rakam nicelik olarak doğru olsa bile, nitelik olarak homojen bir yapıyı ifade etmemesi nedeniyle zaten yanlış bir kullanımdır. Ki her şartta doğru bir ifade olduğunu kabul etsek (yani toplumun blok yapısı, tek tip bir Müslümanlık anlayışına sahip) dahi, inancı ile toplumsal yaşam arasında ilişki açısından çağdaş düzeylere ulaşmış bir toplumda, bu gerekçe o dinin tüm kurallarının toplum ve devlet yaşamının her aşamasında geçerli olması anlamını taşımaz. Aksi durumda o topluma ve yönetime ancak din devleti ya da toplumu denebilir ki, benim görebildiğim kadarı ile dinin kuralları ile şekillenen, gelişmiş bir toplum düzeni yoktur. (Belki bazı arkadaşlar bu konuda İsrail’i örnek isteyebilirler ama bence İsrail örneğinin kendisi bir İran örneğinden bile daha kötüdür.)

Okulda namaz kılınma olayına gelince, okulda "namaz kılınamaz" demekle, "okulda namaz kılınmamalıdır" demek arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede yasal anlamda iki farklı kararında çıkması mümkün değildir; Devlet, ne "okulda namaz kılınır" diyebilir, ne de "okulda namaz kılınamaz" kararı alabilir. Çünkü her ikisinin de yasal yaptırımları vardır. Çünkü okulda namaz kılınabilir denildiği anda, vatandaşın birisi, konu üzerinden kendisine namaz kılabileceği bir yer tahsis edilmediği iddiası ile dava açılabilinir ve yasal olarak da haklı duruma düşer. Ancak başka birisi de farklı inançları dolayısı ile farklı ibadet alanları talep edebilir ki bu kişi Türkiye’de bir adet inançlısı olan bir dinin üyesi olsa dahi, devlet onun talebini yerine getirmek zorundadır.

Bu anlamda bu tip örneklerin önüne geçmenin tek bir yolu vardır, o da, bu toplumun en önemli parçası olan, %99’luk Müslüman kesimin, "okulda namaz kılınmaması" konusunda uzlaşmasıdır. Elbette gelecek itirazları tahmin edebiliyorum. "Ne yani %1’lik bir kesimin talepleri, %99’luk bir kesimin taleplerine baskın mı gelecek?"

Evet aynen öyle ve bu toplum bu basiretli örneği gösterdiği takdirde de bir üst basamağa taşınan toplum olmaya aday olacağız. Bu uygulamayı (elbette yalnızca temel eğitim kurumlarında) yazılı olmayan bir teamül haline getirmek gerekiyor.

Okulda namaz kılmak isteyen öğrencilerin ve buna müsaade eden yöneticilerin, oldukça saf taleplerle bu girişimde bulundukları kabulü üzerinden tartıştığım, işin medeni yönünü bırakıp, siyasi boyutuna geldiğimizde ise şunu açıkça söyleyebilirim ki okulda namaz kılma etkinliği bana çok fazla masum gelen bir talep değildir.

İslam dininin ibadetlere dair oldukça esnek uygulamaları göz önüne alındığında (yolculuk, hastalık, görev vb.) günlük eğitim süresince bir yahut en fazla iki vakit namazını kaçırma olasılığı karşısında veya çok rahat bir şekilde camide (namazın kılınması için en ideal mekan) yerine getirebilecekleri bir ibadeti okulda yapmak istemek, karşı tarafa bu talebin masum olduğunu ikna etmenizi oldukça güçleştirir.

Bu uygulamanın okul içerisinde yaratacağı ve daha önceki yazımda da bahsettiğim ikililiklerin önüne geçmek için, ne kadar inançlı da olsalar okul idaresi tarafından bu öğrencileri, taleplerini başka şekilde karşılamak için ikna etmeleri gerekir. Ancak ben etkinliğin bir inanç değil bir siyasal talep olduğunu halen düşünüyorum.

Gelelim son noktaya, insanları inançlı yetiştirmek veya inançlı olmalarını istemek başka bir konudur, okulda ibadet gerçekleştirmek ise farklı bir konudur. İnsanların, "Sen Müslüman değil misin?" tarzı ifadelerle, kendi gerçeklerini başkalarına dayatmak istemeleri, demokrasi ve insan hakları adına talep ettikleri uygulamaların farklı yüzünü ortaya çıkarmaktadır.

Ben ne kadar inanç konusunda yetersiz bir insan da olsam, reşit olan ve inançlarını uygulamak isteyen tüm insanların taleplerinin arkasında demokrasi ve insan hakları adına durmaya hazırım (üniversite hayatımda bunu örneğini fazlası ile sergiledim) ama inançlı insanlarında, ortak kamu hizmetleri noktalarında, kendi inançlarını topluma dayatmama ve toplumda ikilik oluşturacak şekilde inançlarını sergilememeleri konusunda, demokrasi ve insan haklar adına, eğer bunu beceremiyorlarsa kendi inançlarının kutsallığı adına gerekli hassasiyeti göstermelerini isterim.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..