Oltanın ucundaki balık Türkiye / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '09

 
Kategori
Siyaset
 

Oltanın ucundaki balık Türkiye

Oltanın ucundaki balık Türkiye
 

Amerikan derin devleti, Amerika’nın 1920’li yıllardan itibaren dünya üzerinde tek süper güç olma rüyasını gerçekleştirebilmek için, işe kendi halkından, ve aydınlarından başlayarak, tüm dünyaya yayılan bir operasyona imza atmıştır ve günümüze kadar başarıyla sürdürülmeye devam etmektedir.

“BEYİN ŞEKİLLENDİRME OPERASYONU” can sıkıcı olmayan enformasyon…
Televizyonlardan verilen bilgilerin aydınlatıcı ve yaratılmak istenen yeni dünya düzeni hakkında insanları bilgilendiren yayınların yapılmasına artık son verilmiş ve her evde bulunan Televizyonların insanlara verilmesi gereken aydınlatıcı bilgiler yerine can sıkıcı olmayan enformasyon, Sex and the city, Var mısın Yok musun? Acaba kutudan ne çıkacak?, gelinim olur musun?, pop star, rap star, yemekteyiz, bitmek bilmeyen diziler, olmadı bir boks maçı ve gece biter….
Bu programların hemen hemen hepsi 60 ülkede aynı anda yayına girdi. Ve Hepsinin yapımcılığı Amerikan şirketlerine ait. Yani Amerikan yapımı programlardır… İşte can sıkıcı olmayan enformasyon. Amerika’da bir korku imparatorluğu yaratıldı ve tabiki dünyada…

Ünlü 14 İlke sahibi Başkan Wilson, işte o muhterem insan 10 Ekim 1917’de ne demiş bilir misiniz? “Türkiye bütünüyle ortadan silinmeli ve ona uygulanacak işlem, Barış konferansına bırakılmamalıdır.” Albay Hause itiraz eder ve der ki, … Eğer böyle bir işlem uygulanacaksa, Türkiye galip devletler arasında paylaştırılmamalı; orada ırklara göre özerk yönetimler oluşturulmalıdır.” Wilson bu seçeneği kabul eder…

1950’li yıllardan itibaren Türk Milleti Amerika’ya itahat eden ve tamamiyle Amerikan hayranı olan bir millet olmaya başlamıştı. Amerikan yapımı küçük evler önünde bir araba, mutlu ev kadınları vb…. Beyin şekillendirme operasyonu meyvasını vermeye başlamıştı ve günümüzdeki sonuçları Amerika’ya, AB ülkelerine hayran, kendine olan güvenini kaybetmiş, onlara biyad eden, aşağılık kompleksine kapılmış bir millet olmaya yolunda hızla ilerliyoruz… İşin en üzücü yanıysa aydın ve entelektüel olarak tanımladığımız insanların büyük bir çoğunluğunun da, kendi benliklerinden kopup tamamen Amerikan emperyalizmine boyun eğmeleri ve onlarında biyad etmeleridir… Özellikle basın kuruluşları, gazeteler, TV kanallarının hemen hemen hepsi…

İktidarda olan liderler, muhalefet liderleri, PKK’nın sivil kanadı olan malum parti, büyük bir oyunun küçük piyonlarıdırlar…

Amerika Birleşik devletleri ve AB’ye bağlı para fonları, dünya bankası, IMF gibi kuruluşlar gelişmekte olan ülkeler ve 3. dünya ülkelerini ağına düşürerek sömürmeye devam etmektedirler.

Bu ülkelerden birisi de elbette Türkiye… Özelleştirmelerle yaratılan kalabalık işsiz ordusunun sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor.

IMF ve dünya bankasından aldığımız borç ödediğimiz miktardan çok daha azdır.
AB ülkeleri ve ABD uğrayacakları herhangi bir ekonomik krize hava yastığı olarak kullanmak için, bizim gibi sürekli yerinde sayıdırılan ülkeleri bu fonlar vasıtasıyla sömürmüştür. Bu halen tüm hızıyla devam etmektedir…

1947 yılında Washington, Truman Doktrini’nin Türkiye’ye uygulanacağını açıklamış:

Türkiye’nin hakimi (milli şef) bundan fazlasıyla memnun kalmış ve Amerikan halkına bir teşekkür mektubu göndermiştir.

“…Bu yardım, Türkiye’ye zaruri ve normal müdafaa malzemesinin bir kısmını temin suretiyle, harp neticesinde düşmüş bulunduğumuz iktisadi güçlüklerin kısmen telafisinde de ferahlatıcı bir amil olacaktır.” 23 Mayıs 1947

Günümüzde , özellikle genç nesilin Amerikan hayranlığı hastalık mertebesindedir. İşte bu Truman Doktrinin bir parçasıdır…

Çok değil Atatürk öldükten sadece 9 yıl sonra… Atatürk hayatı boyunca Amerika ya da Avrupa ülkeleriyle hiçbir anlaşmaya imza atmamıştır. Çünkü güvenilir bulmamıştır.

Bunu Gazi Mustafa Kemal’in bazı sözleriyle pekiştirelim: o kendisine “Yeni Türkiye’nin ecnebi düşmanlığından söz eden Fransız gazeteci Maurice Pernot’ya açık açık şunları söylemiştir:

“…Eğer ecnebi düşmanlığından, o kadar pahalı elde edilen bir bağımsızlığa gölge düşürebilecek herşeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa; evet, bizim “ecnebi düşmanı olduğumuz söylenebilir.(…) Henüz güvenimiz yerinde değildir, evvelce Türkiye’deki ecnebi teşebbüslerinin, ecnebi amaçlarının içimizde uyandırdığı kaygılar bütünüyle ortadan kalkmış değildir… (29 Ekim 1923 Söylev ve Demeçleri, Cilt III, s.66-70)

“…Avrupa ile Türkiye birbirine karşı durumdadır. Bizi aşağı olmaya mahkum bir halk olarak tanımakla yetinmemiş olan Batı, yıkılmamızı çabuklaştırmak için ne yapmak lazımsa yapmıştır. Batı ve Doğu zihinlerinde birbirine karşıt iki ilke söz konusu ise, bunun en önemli kaynağını bulabilmek için, Avrupa’ya bakmalı!”
(27 Eylül 1923, Söylev ve Demeçler, Cilt III, s.63-65)

Sizce herşey yeterince açık değil mi?

Batı yıkılmamız için ne yapmak lazımsa yapmıştır.Ecnebi teşebbüslerinin ve ecnebi amaçlarının içimizde uyandırdığı kaygılar bütünüyle ortadan kalkmış değil! Bu temel nedenle Türkiye Cumhuriyeti 1938’e kadar Batı’dan uzak durmuş, herhangi bir ittifak anlaşmasına girmemiştir. Yani Mustafa Kemal Atatürk hiçbir zaman Batı hayranı bir politika yürütmemiştir ve Batılıları taklit etmemiştir…

Günümüzde savunulan düşünce bunun tam tersidir…

Herşey o öldükten sonra değişmiş, Milli Şef Batıyla anlaşmalar imzalamaya başlamış ve Atatürk’ün Batının emperyalist ülkelerine çektiği seti bozmuştur.
Soğuk savaşta Moskova korkusuyla Washington’a iyice teslim oldukları zaman, sanıyorlardı ki ABD Türkiye’yi güçlü bir ülke olmak yolunda destekleyecektir; bu şu anlama gelmekteydi: İçerde Türkiye eski düzenini (gizli oligarşisini) koruyup “karma ekonomisi” ile “kalkınmasını” sürüdürecek; dışarıda ise, ABD’nin bütün isteklerini yerine getirecek! Öyle de yaptı, fakat kesinlikle Amerika’ya yaranamadı, çünkü “sistem” yalnız dış politikada değil, iç politikada da tam bir teslimiyet istiyordu.

İşte bu teslimiyet tüm hızıyla devam etmektedir…

Hepimizin çok çok iyi bildiği gibi Atatürk Emperyalizme kocaman bir set çekmişti. Ama şuanki durumu göz önünde bulundurursak, gördüğümüz şey, onun emperyalizme çektiği setin darmadağın edilmiş olmasıdır. Sınırlarımızı da aşıp Afganistan’a kadar uzanmış olmasıdır…

Dünyanın tek süper gücü Amerika’nın istediği tüm devletlerin kendi benliklerinden kopararak, onlara biyad etmesidir. Tüm dünyada tek devlet, tek dil, tek kültür, tek din…

Şu an da yapmak istedikleri bundan ibarettir…

Etnik kimlikler tartışması, PKK sorunu, yıllardır devam eden Türk milletini kutuplaştırma ve birbirine düşürme oyunları, kılık değiştirerek devam etmektedir. Türlü türlü oyunlar bu topraklarda yıllardır sürüp gitmektedir.Ve sonucunda hiçbir zaman ilerleyemen, kandırılmış, (uyutulmuş), kendine olan güveninden yoksun, kendi dilini doğru düzgün kullanamayan ama ingilizceyi kusursuz konuşan(!) tarzanca konuşan yitik, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı içinde debelenen, Amerikan hayranı olan bir gençlik… Bir yanda çok zengin bir kesim ve diğer yanda yoksulluk, terörizm içinde boğuşan, onurlu ama mutsuz bir halk (çoğunluk)…

Ve tabiki iki kesim arasındaki adaletsiz gelir dağılımı, kocaman bir uçurum…

Tüm bu saydıklarım, Atatürk öldükten sonra izlenilen yanlış politiklaların sonucundan ibarettir.

Herşeyin farkında olan kesim ise azınlıktadır. Ama yavaş yavaş daha çok kişi aydınlanmaktadır. Umut herzaman vardır. Tüm bu yapılan onca şeye rağmen sağduyumuzla, Atatürk’ün bize öğrettiği gibi pes etmeden vazgeçmeden çalışarak, dimdik ayakları yere sağlam basan bir millet olarak kenetlenerek mücadeleye devam etmek, bu ülkeyi yoktan var eden kahraman Türk Milletine olan bir borcumuzdur…

Sistem (Amerika, IMF, Dünya Bankası) ülkemizde oluşmasını istediği ve yavaş yavaş oluşturmayı başardığı, ikinci Cumhuriyet, (sivil toplum) belki merkezi oligarşinin gizli totaliterliğini kıracak, sahte sivil toplum kuruluşlarını tasfiye edip, sahicilerinin ortaya çıkmasını sağlayacaktır ama, bunların hiçbirisi Türkiye için ve Türk olmayacaktır;bağımsızlığımızdan ve özgürlüğümüzden fedakarlık edeceğiz, “küreselleşecek” yani ABD’nin hegemonyası altına gireceğiz: böyle bir tavrın Mütareke dönemindeki Amerikan mandasından hiçbir farkı yoktur ve şuanda yaşananda bundan ibarettir; amaç buraya varmaksa, Müdafaa-i Hukuk beyhude kurulmuş, İstiklal Savaşı boşuna yapılmıştır.

Tam tersine, yapılması gereken Türkiye’nin haklarını yine Sistem’e karşı savunmak (Müdafaa-i Hukuk);bunun yapabileceği ölçüde yönetime destek vermek; ama Anadolu İhtilali’nin ideallerini tam tamına yerine getirebilmek için, bütün idarenin halkın eline verileceği gerçek “sivil toplum” kurmaktır. Bunun için muhtaç olduğumuz kuvvet, ” oligarşinin “Bangladeş’in yaşama düzeyine mahkum ettiği” milyonlarca yurttaşımızın bileğinde mevcuttur.”; iş bu muazzam toplumsal ve ekonomik potansiyel gücü, siyasal düzeyde örgütleyip harekete geçirebilmekte, bakın o zaman her şey nasıl yoluna giriyor.

Var mı öyle bir kabadayı?

Sorulacak olan soru şudur ki ;

Türkiye oltadaki balık olmaya devam edecek midir? Yoksa Atatürk’ün eseri olan Türkiye Cumhuriyeti kendi kimliğini, dinini, kültürünü, gücünü, tamamen parçalamaya çalışılan yıllarca kardeşce yaşamış, bu vatanı yoktan var eden zengin etnik yapısını, koruyup daha da çok güçlendirebilecek midir? Geleceğe emin adımlarla yürüyen, benliğine, tarihine, kültürüne sahip çıkan, Atatürk’ün hayalindeki Türkiye olarak hayatta kalabilecek midir?

Peki sizce?

(Kaynakça: Attila İlhan Hangi Küreselleşme)

 
Toplam blog
: 17
: 1416
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

25 Ekim 1980 yılında Bakırköy'de bir devlet hastanesinde dünyaya gelmişim. Her yeni doğan bebek gibi..