- Kategori
- Deneme
Ölümsüz müyüz ki biz?

Beni çağırıyor, uzaklardan belli belirsiz bir dalga sesi. Duyanlar kıyıya vurduğunu sanıyor, oysa beni çağırıyor.
Oralar da martılar uçar mıydı? Garip, unutmuşum. Nasıl unuturum, nasıl hatırlamam.? Deniz varsa martı da vardır mutlaka. Demek onlar da unutmuş beni, onları hiç fark etmediğimden mi?
Beni çağırıyor, şimdi hiç kesilmeyen yağmurlar. Hep altında gerçekleştiremediğimiz bir hayalimiz var. Gözlerim acıyor, kapıyorum… Acı içime işliyor.
Burnunun direği de sızlarmış insanın, hem de nasıl….Darağacının ucundaki mahkum gibi, son çaresizliği yaşıyor, yaşarken zor yutkunuyorum. İlmek boğazım da….
Bana sesleniyor bir dost “gel” diyor. Bilmiyor ki o yollar çıkmaz bana. Sürgününü yaşadığım ömrümün, varılmaz tek memleketisin. Bu hüzün senden miras bana.
Tüketilirken en tatlı olan anlar, varılamadığında ne zehirmiş be! Öldürmüyor ki, süründürüyor. Bir kadeh mey diyorlar acının ilacı. Sabahları bilen yok, zehir zıkkım oluyor.
Gözlerimi kapadığım her an yaşadığım hayal mi? Duyuyorum yağmurla karışık dalga seslerini. İçimi sıcacık bir buğu sarıyor, bir varlık yanı başımda bize ağlıyor. Sonra yavaş yavaş kaybolurken birden. “Gelme, gelme!” diye sesleniyor. “Gelme, dayanamam… Gelme canın yanar… Gelme, elimden bir şey gelmez, Gelme, dur!...” diyor.
Deniz çağırsa, yağmur çağırsa, dost çağırsa, hatta çığlık çığlık martı çağırsa…..Gelemem, kalmak bana bin ölüm olsa. Sen şimdi içine sığdıramadığın hasretini, hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşa.