- Kategori
- Deneme
Öykülerle yolculuk (otuz beşinci bölüm)

Öykü demeti
Çoban Ali cahil mahil, ama adamın hası. Yani gelen asker arkadaşına kapıyı gösterecek adam değil. “Safa geldin arkıdeş. İnsan heç ekser arkıdeşine kapı mı gösterimiş? Burası dağ başı… Aslan galdığı yere sahaplanır, sırtlan galleşlik edemiş derle. Sen aslanın dedikten keri istediğin gadar galırsın” demiş. Sonra “Nasıl olsa seni tanıyan olmaz. Soran olasa yanıma çoban aldım derin. Barabar geçinir gideriz demiş.”
Bu şekilde asker arkadaşı Nasip de Çoban Ali’nin ağılına yerleşmiş.
Çoban Ali’nin işlerine de yardım edermiş. Bu şekilde birlikte kalırken, bir gün kasabaya inen Çoban Ali dönüşünde çok öfkeli gelmiş.
Kasabada parti başkanı muhtar bakkal ona “tütün ve çay yok” demiş. Ağız kavgası yapmışlar, ama adam parti başkanı arkasında da hükümet var. Çoban Ali dişlerini “gıcırdada gıcırdada” ağıla dönmüş.
Nasip arkadaşı Çoban Ali’yi öyle öfkeli görünce telaşlanmış. Kendiyle ilgili bir aksilik var sanmış. “Hayırdır gardaş bir aksilik mi var?” demiş.
Çoban Ali burnundan soluyarak “döyüs muhtar çay, şeker yok dedi. Kendi adamlana veriyo mualif olunca yok deyo pezevenk” diyerek kasabada yaşadıklarını anlatmış. Ağılda bir süre daha yetecek kadar çay, şeker ve tütün varmış. “Şindilik bunlala idare ederiz. Emme ben bu döyüsün dersini vericen” demiş.
Nasip “gardaş öyle bir derdin var da bana ne söylemiyorsun? Sen bana göster onu, ben dersini veririm. Beni nasıl olsa kimse tanımıyor. Sen başını derde sokma, göster yeter” demiş. Çoban Ali “olur mu arkıdeş? Adam sene değil bene tafra ediyo. Biz da ölmedik. Ben kendi işimi kendim görürün” dese de Nasip alttan girmiş, üstten çıkmış Çoban Ali’nin aklını erdirmiş. Sonunda DP’li partici muhtar bakkalın dersini Nasip’in vermesine karar vermişler.
İş Nasip’e hedefi göstermeye kalmış. Çoban Ali “hemen acele etmeyem. Pezevenge çok söydüm süpürdüm. Başına hemen bişe gelirse benden bilir az aralayam, ondan keri dersini verem” demiş.
Böylece o iş için bir süre beklemeye karar vermişler. Yine birlikte çobanlık yaparken, olacak işleri de birlikte yaparak günleri geçiyorlarmış. Çoban Ali burada soluklandı. Sonra “Nasip çok faydalı arkıdeşdi. Onlan orda silah gullanmak çocuk oyuca.
Gerçi benim avcılımda eyirdir ha. Ben de sıkı avcıyın, emme Nasip askerdi de eyi atış yapadı” dedi.
Sonra “ozmanla tabi av çok. Benim tüfek dolma tüfek. Dolma tüfeğile avı vurması meseledir ha. Yanim tek sıkıyla vurdun vurdun. Vurumadın mı av sene el salla gide.
Şindilede nolcek. Çiftesi va. Altılı atarı va. Pompalısı va. Önüne gelene sıkı ata ata av mav galmadı. Ozmanla her av zamanında avlanır. Yavrıya basmış ava sıkı atılmazdı yani.
Neysem; Nasip gidiveridi davşan, kekli vura geliveridi. Yanim kendi nafakasını kendi çıkarı desem yalan olmaz.
Neysem biz böyle günleri geçiriken ikimizin aklı döyüs muhtarda.
Derken bigün Nasip ‘gardaş sen şu muhtarı göster. Ben dersini vereyim. Yanlış anlama ben İstanbul’a gitmeyi düşünüyorum. Orada bizim epey akraba var. Biraz da oralarda kalayım. Böyle böyle yaşayıp gideceğim. Hem bi yerde çok kalınca yük oluyormuşum gibi geliyor” demiş.
Çoban Ali “üle arkıdeş. Sen ne yük olucen. Da bi çok faydan oluyo. Bırak bu nafları” dese de Nasip “kafayı ganırmış”. Ne yapsın Ali dayı. “İyi öylese, ben sene o pezevenge gösteren” demiş.
Ama beraber gitseler, iş meydana çıkacak. Nasip “gardaş nasıl olsa beni kasabada tanıyan yok. Ben kendim gidip bir dolaşayım. Sen başka bakkal yok dedin. Oraya uğrayıp adamı tanıyayım” diyor.
Bu şekilde anlaşıyorlar. Nasip ertesi gün akşama doğru kasabaya iniyor. Muhtarın dükkana uğruyor. Tütün istiyor. Muhtar, Nasip yabancı diye “yok, galmadı” deyip vermiyor.
Nasip göreceğini görmüş, tanıyacağını tanımış dönüp Ali dayının yanına geliyor…
“Gardaş ben adamı gördüm. Tarif edeyim bakalım o mu?” deyip Ali dayıya dükkanda gördüğü adamı tarif ediyor. Ali dayı “tamam işte o döyüs” diye onaylıyor.
Artık geriye yalnız muhtara ders vermek kalıyor… O işte Nasip için çocuk oyuncağı. “Gardaş neresinden vurayım. İstersen kafasını uçuruvereyim” deyince Ali dayı “olmaz arkıdeş. Döyüs möyüs, emme çoluk çocuğu var. Hem gatillik iyi şey değil. Sen bi bellik yap. O döyüs ne oldunu anna. Millet de anla, dua bile ederler. Çünkü heç seven yok. Kasabıda vatan cephesine gayıt yapmıya çok uğreşdi. Çoğu insan gayıt bile olmadı. O kafasından yazıp göndermiş. Bene bile yazmış döyüs. Köylü ses edememiş. Benim habarım olunca gidip gafa duttum. ‘Yanlışlığıla olmuş silen’ dedi. O günden sona ne isdisem yok dedi çıktı” diye etraflıca niye olmaz dediğini açıklamış.
Nasip “sen bilirsin gardaş” demiş… “Devrisi gün aşam” Nasip “gardaş ben bu akşam işimi görüp gidicem” deyince Ali dayının içi “bi çeşit” olmuş. “Eyi arkıdeşti. O gitcen deyince sankim onu ölüme gönderiyom gibi geldi. Olmaz desem, olmaz vaktı geçti. Sarıldım. ‘gendine eyi bak. Dön dolaş gel. Sen bundan keri benim has gardaşımsın” deyip vedalaşmış.
Nasip akşamın karanlığında kasabaya gidiyor. Muhtarın bakkalının az ilerisinde ağaçlık var. Ağaçların arkasına gizleniyor. Bakkalın oraya bir iki girip çıkan oluyor. Sonunda muhtar kapıda gözüküyor. Az ilerde birileri var, kapıyı kilitleyip onların yanına gidecek gibi. Nasip “tam zamanı” diyor, silahı doğrultuyor. Kapının önündeki muhtarın sağ omzuna nişan alıyor. Çünkü solundan ölebilir. Nişan alıp basıyor sıkıyı. Muhtar “yandım” deyip yıkılırken Nasip ağaçların arkasında “garanlıktan faydalanıp sıvışıyo”. Kaybolup gidiyor.
Ali dayı ne olup bittiği konusunda meraklanıyor, ama sabredip kasabaya inmiyor. Olayı ertesi gün kasabadan ağıldan tarafa gelip gidenden öğreniyor. Muhtar “yandım” deyip yere yıkıldığında karşıya yanlarına gideceği nahiye müdürü, yanında bir iki kişi koşup geliyor. Sağlık memuru koşuyor.
“Döyüs” muhtar epey kan kaybetmiş, ama gebermemiş. Sarıp sarmalayıp şehre hastaneye yetiştiriyorlar.
Ali dayı “o deyilikten ne olmuş?” “Kimi vurmuşla? Niye vurmuşla? Vah! Vah” deyivermiş. İçinden “eferin Nasip’e işi iyi becermiş. Döyüse dersini vermiş” diye sevinmiş.
Bu muhtar çok “nalet” biriymiş. Hastanede epey kalmış. Sonra tedavisi bitince köye dönmüş.
Olay onu başlangıçta korkutmuş “epey pısmış”. Kendini vuran kim? Vurduran kim? Çok merak etmiş. Jandarma çevrede çok arama baskın yapmış. Ama kim olduğunu kimse öğrenememiş.
Muhtar, Ali dayıdan bile şüphelenmiş “ama elde avuçta bişe yok” ne diyecek de Ali dayıyı şikayet edecek.
Derken günler geçmiş. “Huylu huyundan dönemi?” Muhtar zaman geçince yine azmaya başlamış. O kadar azıtmış ki, çevrenin en namlı demokratlarından olup çıkmış. Şehirde bile borusunu öttürüyormuş.
Bir gün yanında köy bekçisi şehre gitmiş…
Şehrin aşağı meydanında jandarma alay komutanıyla birlikte gölgelikte çay kahve içiyorlarmış.
Aklınca jandarma komutanına hava atacak…
Bekçiye “git valiye söyle, Muhtar buyurup gelsin, kahve içelim diye sizi falan meydana çağırıyor de” diye bekçiye tembih ediyor.
Jandarma komutanı “muhtar ayıp olur. Koskoca vali. Kır bekçisiyle çağrılmaz. Ben gidip haber vereyim” dese de muhtar aynı zamanda parti başkanı ya “ayıp olmaz gelir gelir o” deyip bekçiyi gönderiyor.
Jandarma komutanı buna çok içerlemiş, ama “devir bunların devri” deyip ses çıkarmamış.
Vali bekçinin arkasına takılıp geliyor. Muhtar ve jandarma komutanıyla kahve içiyorlar.
Komutan “koskoca devlet ne hale geldi?” diye kızmış, ama ne yapsın? Susup oturmuştu.
Muhtar bu olayı kasabaya dönüşte bekçinin de şahitliğiyle ballandıra ballandıra anlatmış.
Artık muhtarın önünde durana aşk olsun…
Çoban Ali dayı bile “elle canına yandımın dünyası kimlere galdı?” diye hayıflanmış. Söylediğine göre “azıcık ürkmüş”.
Günler böyle geçiyor; artık “ne olur ne olmaz” diye kasabaya bile inmeyen Ali dayı ağılında koyunlarıyla meşgul kendi halinde yaşayıp gidiyormuş.
Bu arada çocuklar da peşi sıra doğmaya devam ediyormuş tabi.
Derken bir gün yine ansızın Nasip çıkıp gelmiş. Elinde yine nerden bulduğunu söylemediği bir silah varmış.
Ali dayı az şaşırsa da sevinmiş. “Abooo! Arkıdeş, gine nerden çıktın böyle?” diye tepkisini dile getirmiş.
Hoş beş, sarmaşmışlar. Nasip “gardaş beni görünce şaşırdın değil mi?” diye gülerek sormuş.
Ali dayı “valla arkıdeş şaşırmadım desem yalan olur. Emme senin böyle göğden düşer gibi gelişine alışdım. Hem seni merak ediyodum, nerlere gidik deyi” demiş.
Nasip, muhtarı vurduktan sonra nereye nasıl gittiğini anlatmış. “yine epey dolaşdım. Sonra İstanbul’a gittim. Orda akrabaların yanında kaldım. Yalnız gardaş ben bir haberle geldim. Duysan şaşarsın. Ben de şaşırdım, ama olacak gibi” demiş.
Onun bu sözü üzerine merak eden Ali dayı “böyle bilmice gibi ne gonuşuyon. Ne duydun söyle bizde bilem” demiş.
Nasip İstanbul’da memleketlisi bir binbaşıyı tesadüfen bir akrabanın yanında gördüğünü; onunla ‘oradan buradan’ konuşurken binbaşının “askerin hükümete çok kızdığını yakında devireceğini söylediğini” söylemiş. İstanbul’da her gün nümayiş olduğunu, herkesin ayakta olduğunu anlatmış.
Ali dayı burada durdu, soluklandı. Biraz yorulmuştu. Ama devam etti. “ben önce bek inanamadım. ‘Goca Kürt salladı’ dedim. Üzerinde durmadım.” Dedi. Nasip’e “arkıdeş onla nafdır, dedigodudur emme işallah dedin gibi olur” demiş ve ona eski yerini göstermiş.