Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '10

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1137
 

Özgürlüğün kökleri: "Birey" olmak

Özgürlüğün kökleri: "Birey" olmak
 

Özgürlük, senin evete ihtiyaç duyduğunda “evet” diyebilmen, “hayır” demek istediğinde ise “hayır” diyebilme özgürlüğündür. Eğer hiçbir şeye ihtiyacın yoksa sessizlik hakkın da senindir, bu susuş, bir şey söylememe hali de özgürlüktür. Ancak bu üç boyut birden varsa senin özgürlüğünden bahsedilebilir.

Fiziksel özgürlüğün, bir mal gibi alınıp satılan kölelerden bugüne dek gelen insan, sistemin, kar payının, işletmelerin, devletlerin, dinlerin, ailelerin, grupların kölesi olarak kalırsa hiçbir zaman aydınlamayacak, çiçeklenemeyecek. Her tür engeli kaldırmak zorundayız ve dünyanın her yerinde her tür kölelik sürüyor. Sadece isimler değişik ama kölelik aynı. Kadın kocasının, patron işçinin, devlet vatandaşının, din adamı inananların sahibi gibi davranmaya devam ettiği sürece, sen saflığını, masumiyetin, , tüm potansiyelini yitirmeye devam edeceksin. Tüm dünyada olan şey de budur, insanlar derileri, dilleri, dinleri ve ırk adı altında kendilerini konumlandırdıkları saçma sapan ayrımlar yüzünden dışlanıyorlar, eziliyorlar, acı çekiyorlar. Tüm dünya ıstırap içinde çünkü insan aynı bilinç okyanusuna ait olduğunun, birbirinden çok farklı olmadığının yeterince bilincinde değil.

Bedeninin zincirlenmemesi, senin çalıştırılarak, bir hırs ve rekabet, yarış sistemine sokulmanla farklı şeyler değil. Sen yine kendinin efendisi değilsin, kendini tanımıyorsan, potansiyellerinin, sana armağan edilen özelliklerin farkında değilsen, sevmediğin bir işte çalışıyorsan ömür boyu mutsuzluk büyüyecek ve sen asla tatmin olamayacaksın. Rasyonel akıl sana güzel meslekler, para ve prestij getirecek meslek seçmeni söylüyor, ailen ve toplum bunları destekleyip duruyor ama senin kim olduğunla, ne yapabileceğinle ve neler yapmak istediğinle ilgilenen yok.

Sen sitemin, ideolojilerin, iş yaşamının bir çalışanı, dişlisi, organik bir parçası olamıyorsun çünkü o zaman sitem için, seni sömürenler, senden faydalanan için tehlikeli hale gelirsin. Herkes sırtını bir işe, bir eşe, bir aileye dayadığı zaman ortada özgürlük kalmıyor, özgür olmak, ayaklarının üstünde olmak, hayatta kalabilmek adına yaşamakla, kendini gerçekleştirmek, potansiyellerini bilmek ve bunları gerçekleştirmek, böyle bir işi yapabilmek varken çoğu insan mutsuz.

Bedenin ırka, dine, dile, geleneklere, kültürlere ait değildir, o senindir ve evrenseldir. Senin milliyetin, dilin, dinin, kültürün bir renkten daha fazlası değildir ama bunlar sana alabildiğine hükmediyor, masumiyetini kirletiyor ve ayrım başlıyor. Herkes kendinin en iyi olduğuna, en yüce dine sahip olduğuna, en güçlü devlete, milliyete ait olduğunu hissettiği anda rekabet, savaş kaçınılmazdır. Savaşı başkaları başlatmıyor, savaşı bu kirli rekabet ve birbirini tanımamak, birbirini anlamamak, kendini başkalarından üstün görmek başlatıyor.

Bedenin özgürlüğü senin siyah ya da beyaz, kadın ya da erkek olman değildir, o basitçe herhangi bir ayım olmaması demektir, senin sağlıklı bir bütün olman demektir. Hiç kimse kimseden üstün değildir, daha temiz ya da daha kirli değildir. Her şey bedeni kullanma, özelliklerinin farkına varma, genetik mirasını psikolojik özgürlüğünle kullanma, gerçekleştirme için bir fırsattır.

Psikolojik özgürlüğün Türk ya da Amerikalı, Hiristiyan ya da Müslüman olman değildir, o basitçe özgür olman, koşulsuz, kafessiz, otoritesiz, kendi zekâna ve kalbine güvenerek yaşaman demektir. Çocukluktan başlayarak sana dayatılan, zorla kabul ettirilen tüm değerler dışarıdan geldi, yapaydı, politik-sosyal ve dinsel ideolojilerin etkisinde kaldın. Çocuklara kendilerini keşfetmeleri, kendilerini araştırmaları için bir fırsat bile verilmez ve kafaları hiçbir bilimsellik içermeyen şeylerle doldurulur. Onların zihinleri, bellekleri insanların gerçekte deneyimlemedikleri şeylerle doldurulur. Herkes hakikati keşfetmeden bir başkasına, bir çocuğa bunu tavsiye derken onu koşullandırdığının, onun masumiyeti kirlettiğinin farkında olmaz. Daha çok zekâ, daha çok farkındalık ve bilinç geldiğinde, hiç inanç verilmeyip araştırmasına, düşünmesine izin verildiğinde kendi hakikatini keşfedecektir. Sen sadece ona yardımcı olmalısın, onu zorlayarak kendinin bir kopyası yapmaya hakkın yok, sen yeterince tatmin dolu, mutlu, coşkulu bir hayat sürmüyorken bunu bir başkasına nasıl önerebilirsin. Bu tamamen sahtekârlıktır, pek çok eşin, pek çok ailenin de yaptığı budur.

Gerçek bir dünyada bir çocuğa kendi hakikatini keşfetmesi, yaratması için olabildiğince çok şans verilecek. Çünkü hakikat bir başkasından aktırılamaz, ödünç alınamaz, bu sorumluluk bir başkasına ait değildir. Hiç kimse insana onun hakkında fikir veremez, senin yolculuğun bu hakikati deneyimleme, keşfetme, yeniden ve yeniden yaratma yolculuğudur.

Unutma, yolcu kendini yolda bulur, yol da kendini yolcu da...

Psikolojik özgürlük insana sorumluluğu getirir. Senin kendin olma sorumluğunu almadan, bu cesareti göstermeden kendini yaşaman mümkün değil. O zaman sana kim hükmediyorsa o insanın silik bir kopyasısın. Eğer açık, alıcı, uyanık olursan koşullandırmaları, kalıpları, gelenekleri, tekrar edilen hataları, yanıtı olmayan saçma soruları fark edebilirsin. Sahte cevaplardan, seni oyalayan aktivitelerden özgürleşirsin. Eylemlerin, saf bilincin, kendinin yalnız bir beden, yalnız bir zihinden ibaret olmadığını anladığında gerçekleşir.

Ruhsal özgürlük, senin sırf bilinç ve farkındalık olarak yaşamandır. O senin bedeninle ya da zihninle bütünleşmen değildir, o bütünseldir, kolektif olandan ayrılman, birey olarak kendini solumandır. Kolektif olan zekâ dünyanın en geri zekâsıdır, ondan daha düşük bir zekâ düzeyi bulamazsın. Senin ruhsal özgürlüğün, saf bilincin, toplum, topluluk, grup, aile, din, tapınak gibi şeylerden tamamen ayrıdır. Herkes bir grubun, toplumun parçası olmak adına, sahte güveni adına kendini terk eder. Ve sen ne zaman dışarıya koşsan, dışarıdakileri kazanmaya çalışsan, içindekileri yitirirsin. Dinler sadece öğretilerdi, onları oku, hepsine açık ol ama sindir ve takılma. Devletler, uluslar senin yurdundur ama sen evrenselsin, o kültürü araştır, gelenekleri araştır, keşfet ama onlara takılma. Onları aşman için onları iyice sindir ve hazmet ve sonrasında gerçeği fark et, oyunu fark et. Hepsinin aslında nasıl birbirine benzediğini, sadece ifade ediliş şekillerinin farklı olduğunu anla, özün bir olduğunu.

Dünya bölünmemiştir, haritalardaki gibi sınırlar yoktur, vaatler yoktur. O birdir, bütündür, sağlıklıdır. Herkese kendi hakikatini keşfetmek için fırsat verilmeli ve böylece sen doyumlu, yaratıcı, sağlıklı ve bütünsel bir hayat yaşayabilirsin. Ancak böylesi bir hayat manidardır. Din savaşları senin daha mutlu olman için yapılmamıştır, hakikati deneyimlemen ve kendini keşfetmen için yapılmamıştır. Onlar toplumun, kolektifliğin bireyi kurban etmesidir. Tüm bireyler özgürleştiğinde, ruhsal olarak, saf bilinç olarak farkındalık dolu yaşadığında bunların hiçbirine, topluma, otoritelere gerek kalmayacak. Birey roplumun bir parçası değildir, onun tek başınalığı amacın kendisidir, anlamın kendisidir.

Birey en yüksek değerdir çünkü sorumluluk sana aittir. Bir şeyden özgürleşmek ya da bir şey yapmak için özgürleşmek, istediğin şeyi yapmak yüzeyseldir. Kendin olman, bağımlı hissettiğin şeyleri anlaman, esaretinden kurtulmak gerçek özgürlüktür. Özgürlük arzulanamaz ama yaşanabilir. Her seçimle karşılaştığında, her seçim yaptığında özgürlüğünü yeniden keşfet, tadını çıkar. Hata yapabilirsin, yanlış yola sapabilirsin ama doğru başka türlü bulunamaz, hakikat başka türlü keşfedilemez. Sen özgür olarak doğdun, sadece bunu unutmaya koşullandırıldın ve ipler bu yüzden hep bir başkasının elinde. Tanrı olmasa kaderin, kader olmasa ailenin, doğduğun yerin ve zamanın, ortamın ya da eşinin, patronunun...

Egoist insanlar kendi egolarını senin üstünden tatmin etmeye çalışıp duruyorlar ve sen ses çıkarmıyorsun. Sömürülmeye devam ediyorsun, boyun eğmeye öyle alışmışsın ki kendi benliğini, kendi doğanı sürekli bastırıyorsun. Hastalanman, depresyona girmen, bölünmen kaçınılmaz. Sürekli olarak kendi soğanla başka doğalar arasında kalıyorsun. Sen bir kimli, bir dine bağlı olarak ya da bir milliyete bağlı olarak doğmadın, sen saf bilinç olarak doğdun.

Özgürlük hayatının en güzel deneyimidir. Bundan daha yüksekte hiçbir şey yoktur.

Dünya bir pencereyse senin yerine kimse bakamaz, başkalarının bakıp anlattığı şeyler sadece kendi gördükleri olacaktır. Bütünüyle özgür olmak için kendini sev, kendine değer ver, sevgi özgürlüğünün çiçek açmasıdır ve ne kadar çok sever, paylaşırsan o kadar özgür olacaksın. Şefkatin, sevgin, farkındalığınla bütünleşerek senin bağımlı olma sorunun çözecek. Sen kendi sorumluluğunu başkasına vermek yerine kederi de keyif gibi alma sorumluluğu göstermiş olursun. Kederden kaçarsan keyiften de kaçacaksın. Özgürlüğünü tüm zıt kutuplarıyla birlikte kabul et, çünkü coşku üzüntü olmadan varolamaz. Eşyanın tabiatı da budur.

Kendini kabullenmen, kendi aşmandır. Bu yüzden sen gerçekten özgürleştiğinde bağımlılık gibi bağımsızlık da söz konusu olmaz. Yapmak istediğin şeyler, arzuladıkların senin o amacın esiri olmandır.

Sen özgürleştiğinde kurallar, yasalar, töreler, tüm zorunluluklar ve dayatmalar, tüm otoriteler ve koşullandırmalar anlamsız kalacak. Yalnız sevginin olmadığı yerde kanun vardır ve sevgi tüm kanunlardan üstündür.

Uyanışın bilincinin elinden tutacak, özgürlüğünün elinden tutacak. Kontrol mekanizmaları, otoriteler yerini senin farkındalığına bırakacak. Onların çıkarı, sağladıkları kar artık seni zarara uğratamayacak. Sen birey olduğunda, özgürleştiğinde toplum son bulacak. Onlar bugüne kadar sana gerçek anlamda yardımcı olmadı, senin zayıflığından, sefaletinden faydalandılar. Onlar bir zaman seni korumak için vardı ama mutlak iktidarla mutlak şekilde yozlaştılar ve artık güçlerini geri vermek, devretmek, senin kendin olmanı istemiyorlar.

Onlara karşı isyan etmene, insanlarla savaşmana gerek yok. Senin uyanışın içten olur, sessizce, fark ettirmeden gerçekleşir. İçsel uyanışın arttıkça, mahkûmiyetinin dışına adım atarsın. Tüm kaosun dışına çıkarsın ve tüm otoriteler kaosu sebep göstererek üstünde bir hâkimiyet kuruyordu.

Özgürlük, anarşi ya da kaos demek değildir. Muhalefete, kaosa, tepki vermeye, bir devrimci ya da bir politikacı olmana gerek yok. Toplum gruplardan, ideolojik örgütlerden korkmaz. O tamamen uyanmamış, farkında olan ve diğer insanları da uyandıran bireyden korkar. Sokrates’in baldıran zehri içirilerek öldürülmesini, İsa’nın çarmıha gerilmesini hatırla... Toplum onlardan daha çok korkar. Yasalar ve hükümetler uyanan ve senin uyanmana yardımcı olan daha çok korkar.

Özgürlük daha derin bir sorumluluk, öylesine muazzam bir farkındalıktır ki artık kimsenin sana müdahale etmesine gerek kalmaz, onların hepsinin işlevini yitirir. O zaman polislerin, yargıçların, din adamların sana karışmasına, hükmetmesine gerek yok çünkü sen basitçe onların dışına çıkarsın, onlarla herhangi bir işin kalmaz.

Özgürlük, senin kendinden tekrar doğmandır. Bir birey olarak...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2730
Kayıt tarihi
: 15.09.10
 
 

Sanskritçe: Kendini bilen ve kendinin ustası olan. Doğdu, büyüdü, ölecek. Sonsuza kalmak için değ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster