Özlüyorum geçmişi, perde arkasındaki yeri / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '09

 
Kategori
Deneme
 

Özlüyorum geçmişi, perde arkasındaki yeri

Özlüyorum geçmişi, perde arkasındaki yeri
 

bu çeşme özeldir,bahsettiğim mahalle bu çeşmenin arka tarafıdır.


Hatıralar damlalar halinde birikmiş, üstlerini çalı çırpı sarmış. Araların da hala onca soğuğa rüzgâra direnmiş yaseminler koynunda sıkıntıyla gizlenen usları var. Kimler kimlere anlatır, geçmişinin toz tutmuş sayfalarını bilemem ama; anlatıp içimdekileri anlatmak istiyorumBelki bende ordaydım diyen olabilir, olur ya?

Seni anınca dikenlerin sardığı toz toprak içinde, eski pabuç teneke artıkları arasında, şimdilerin mezbelelik dendiği yerlerde. Güneş görmeyen o kuytu yerde onca pisliğin içinde. Ogünlerde Halime teyzenin torununa seslenişi, Saki ne’nin sesli hırıltılı ağlayışı baloncu adamakıllı bağırıyor... Balon var. Hatun teyzenin evden kaçan oğlunu konu komşuyu görünce acı bedduaları. Koşuşan “elim, sende” oyununa düşe kalka devamlılık sağlayan yarı yırtık yarı sabah üstüyle sokağa kaçan don gömlek küçük çocuklar. Oyunlara katılma heyecanları tüm bunlara ek duvar dibinde kendilerince geleceğin küçük sanatçılarının “arş Mustafa Kemal paşa şarkılarıyla dans ettiği bu cümbüşte; bu yıkık çevirme sokağın harabe arasında korkmaz mıydık? Sanki başımıza düşecek düştü dedirtecek köşe taşlar, yerinden çıkmış kapı çerçeve bölümleri, bazen ev kapısı bazen camından seyredilen saray olan bu hayal denecek kadar karmaşıklık içindeki.

Renk ahenk rengârenk yankılanan coşkulu sedalar. Böylesi uygun olmayan yerde bile unutulmuyor. Kısacık anların zevki dakikaları, belki manasız itişip kalkmalar altı beyaz üstü kırmızı hırpani kıyafetler ellerini bellerine dolayan kimi şişko kimi çelimsiz ama neye nasıl neşelendiklerini bilmeden gevrek kahkaha atıyorlar. Sakine nene _oğul az usul sözleri onların neyine öğüt. Onlar tüm neşeleriyle“uzunum eşek” oyunu için sıra bekliyorlar. Bu oyun öğle kolay değil güç, boy, cesaret ister. Köprü olanın vay haline birde üstünden geçerken ağırlığımı diyen olursa altta kalanın canı çıkar derler. Bende hep atlamak isterdim de bana “sen kızsın “olmaz derlerken gözlerimden yaşlar kendiliğinden akardı. O günden sonra içimde bir küskünlük ve içimi acıtan olaylar esnasında: göz pınarlarım musluklarını açıyor.

Ellerim yüzüme dokunası ellerim, içime neler anlatır ki ürperir titrer devamını ister ama içimdeki o, zamanki genç filizin istekle isyan arasındaki gidip gelmeleri hezeyanların arada beni nasıl hakem durumuna iterdi.

O daha acı, olmakla olmamak arası uzun keskin, bir yolun başında bulunmak. Sevgi, arzu, istek hepsi içerde derinlere daldığımda felsefe ve mantığın zorladığı kapılar o, körpecik bedende çırpınan yumru misali kalp, henüz filizlenmeye çalışan heyecanlı bir o kadar ürkek titreyen dudaklar, irileşmiş yuvasına sığmayan gözler hepsini örtbas etmeğe çalışan yeni duygu yumağı depreme uğrayan beden.

Ay... Yeter zihnim alabora oluyor. Belki bu ağırlık tatlı anılar olarak zihin sayfalarımda olsa da, belliki ağır içim; acıyor.

 
Toplam blog
: 151
: 1010
Kayıt tarihi
: 13.02.08
 
 

Kısaca öğretmen ve öğretenim. Yaşamayı yaşarken öğrenmeyi ilke edinmenin dustur olduğuna inananla..