- Kategori
- Futbol
Parayı verdiniz diye düdüğü çalamazsınız

Adettendir; kendi sahamızda oynadığımız maçlarda rakip oyuncular sahaya çıktıkları zaman ıslıklanır tarafımızca. İşte bu yüzden takımımın her Ankaragücü ile oynadığı maçlarda tuhaf bir duygu kaplar içimi. Rakibiniz renk ikiziniz ise eğer onları ıslıklayıp, yuhalamak gerçekten çok tuhaf ve bir o kadar da tarifi mümkün olmayan durum inanın.
Adını mıh gibi aklında tutamadığım uefa temsilcisinin, yanımda o kadar engelli varken, benim önümde durup tercümanı aracılığıyla, bize tahsis edilen tribünümüzden memnun olup olmadığımı sorduğu ve uefa finali için özel olarak tasarlanan, yüksek çözünürlü skorboardların iş başı yaptığı maçta yuhalanan, ıslıklanan sadece rakibin daha çok maviye çalan Sarı-Laci’si olmadı maalesef. 2-1’lik şok skorla bu defa da kurunun yanında yanan yine yaş oldu ve kutsal çubuklumuz ıslıklanıp yuhalandı.
Bu beklenen yenilgi canımı acıtmadı dersem yalan olur. Fakat, adına “Taraftar” denilen, özlerindeyse “Seyirci” kavramını barındıranların sergiledikleri performans daha bir kavurdu içimi. Bıktım artık her kötü sonuçtan sonra kutsal çubuklumuzun yuhalanıp, kulübümüze çağ atlatan yönetimimizin istifaya davet edilmesinden. Şimdilik azınlıkta olsalar da, unutulmasın ki sinek küçüktür ama mide bulandırır. Zaten sesleri de sinek vızıltısından farksızdı benim için.
Son 5 yılda 3 şampiyonluk kazanıp, ikisini kıl payı masa başında kaybeden bir başkana, bir sezonluğuna futbol branşının ardı ardına kötü sonuçlar almasından ötürü duyulan nefreti inanın anlamakta güçlük çekiyorum. Duyulan bu kin ve nefret takımımıza çağ atlattığı için mi? Kulübümüzü kurumsallaştırdığı diye mi? Yıllardır ikinci kümede çırpınıp duran, emsali bile okunmayan bayan voleybol takımımıza kol kanat gerip birinci ligde şampiyonluğa oynatıp, “Avrupa 3’üncüsü” apoletini taktırması mı? Keza erkek voleybol takımımız aynı. Yaklaşık 10 küsur yılda bayan basketbolunda Galatasaray hegemonyasına son verip, yeni bir takım kurup, son 7-8 yıldır kuplara ambargo koydurduğu için mi? Yoksa en son ne zaman şampiyon olduğunu hatırlayamadığımız erkek basket takımımızı yeni bir kimliğe sokup üst üste 2 yıl şampiyon olmasını sağladığı için mi? Tanrı aşkına söyler misiniz bana; bundan 3-4 yıl öncesine kadar bu saydığım branşlarımızı desteklemek adına salonların yolunu biliyor muyduk? Oysa şimdi oturup maç fikstürlerine endeksliyoruz hayatımızı. Engelli bir taraftar olarak bir günde 3 maçı çıplak gözle seyrettiğimi bilirim. Birinden çıkıp, bir diğerine yetişebilmek için akülü tekerlekli iskemlem ile trafiği karman çorman ettiğimi bilirim. Ve bu koşturmaca dan da tarifi imkansız zevk alırım. Bir maça giderken de, hiçbir maçı kazanacağımızın garantisinin olmadığını yüreğime küpe yaparım.
Galibiyet tabi ki mutluluğun resmidir. Fakat galibiyetlere de endeksli bir hayat yaşanmaz, yaşanmamalıdır da zaten. Varsın bu sezon futbol branşımızın kendini nadasa bıraktığı bir sezon olsun. Bir yılda böyle geçse ne çıkar? Kendi sağlığını hiçe sayıp, gecesini gündüzüne katarak, hayatını Fenerbahçe’sine adayan bir başkana hakaret edercesine kalbini, onurunu kırmaya değer mi? Bu yılda amatör branşlarımızın başarıları övünç kaynağımız olsun. Unutmayın ki yuhalayıp, ıslıkladığınız formalar Fenerbahçe formasıdır. İstifaya davet edip, artık işi hakaret boyutuna taşıdığınız kişi ise Sayın Aziz Yıldırım’dır. Kendisi 102 yaşındaki kulübümüzün başkanı olur. Bir hatırlatayım istedim. Lütfen kendinize gelin beyler. Parayı verdiniz diye düdüğü çalamazsınız…