​ Parklar kuşlardan başkasına yar olmayacak! / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '09

 
Kategori
Güncel
 

Parklar kuşlardan başkasına yar olmayacak!

Parklar kuşlardan başkasına yar olmayacak!
 

Çocukluğumda “Park” demek, oyun bahçesi demekti, evler genelde tek katlı, bilemediniz iki hadi üç olsun ama ille de bahçe içindeydi!

Bahçelerde ön tarafta güller, hanım elleri, yasemin ve ortancalar yer alırken, bir de sardunyalar tabii ki, arka taraflarına doğru ağaçların gölgesi düşerdi; iğdeydi, çamdı, portakal ağacıydı… Manolyası, muzu olanlar da vardı!

Ayrıca parklara pek de gerek duyulmazdı ama çocuk parkları da ağaçlandırılır, etrafı banklarla bezenirdi; çok küçük olmadıkça çocuklar parka kendilerini getirir, kendileri eğlenir ve evlerine de kendileri dönerlerdi, etraftaki banklar alış verişten gelenleri dinlendirirdi çoğu kez, ya da yolda rastlaşan birkaç dosta oturarak sohbet olanağı sağlardı…

Sonraları az katlı evler yıkılmaya, bahçedeki ağaçlar arsa alanı sağlamak amacıyla kesilmeye başlandı, ardından şahsi yeşil bahçeler yerine ortak yeşillik alanları sağlamak gerekliliği doğdu, belediyeler bu işlere soyundu, gereklilik adına öncelikle başladı bu işler elbette!

……

Sonraları oy toplama alanları haline dönüştü parklar, çocuk oyun alanlarının ve oturma, dinlenme eyleminin amacının dışına taşarak…

Heykeller konulması, heykellerin kaldırılması…

Gül yerine karanfiller dikilmesi, karanfiller sökülüp, menekşeler ekilmesi!

“Cıkksss… Hiç şık değil, bu halk daha iyisini hak ediyor!” diyerek parkların revizyonlardan geçirilişi, yeni taşlar, yeni banklar ile döşenişi…

…….

Parklar şart da değildi, sokak aralarında da oynardık biz aslında!

Kaldırımlarda ağaçlar vardı, aslında, arabalar henüz park etmeyi de öğrenmemişti henüz kaldırımlara!

…….

Yıllar öncesiydi, rahmetli eniştem birkaç resim göstermişti, on yaşımdaydım sanırım, göz alabildiğince yeşil bir çim alan, kızlı erkekli şortlu, eşofmanlı gençler çimler üzerinde uzanmakta, kiminin elinde gitar, kiminin başı sevgilisinin omzunda… Öpüşen bir genç çift de görmüştüm karelerden birinde…

Demişti ki rahmetli bana, “Bak, Almanya böyle bir yer işte!”

Nasıl imkansız, nasıl ulaşılmaz karelerdi onlar!

Ah keşke, keşke bu doğallık olsa bizim de memleketimizde!

…….

Yıllar geçti, çim alanlar çoğaldı, sokak kaldırımlarına park etmeyi öğrendiğinden beri arabalar, çocuk parkları çoğaldı, çocuklarını bırakamaz olduğundan beri insanlar sokaklara, parklara çocuklar kendileri de gidemez oldular tam da o aralar, onlar giderlerdi gitmelerine ya, sağ salim dönerler mi geriye diye endişeleri olmasaydı ailelerinin!

Ağaçlar kesilirken hırslar mı büyümüştü, doğasından kopan her bir duygu, her bir nesnenin yavanlaşıp, ardından gerçek doğasına karşı durup, saldırışı mıydı, savunma mekanizmaları girer ya devreye, hani kişi kollamak ister kendini ve suçlu olan en çok bağırandır bizim gibi bazı ülkelerde!

…….

Parklar ideolojik amaçlı kullanılmaya başlayalı beri, epey bir önem kazandılar!

…….

Keyif alanları olması gereken alanlar, özellikle parkı sahiplenen belediyenin zihniyetine göre şekil almaya başladığında, park olması gerekenden ziyade siyaset ile özdeşleştirilmeye başlandı, oyumu verdiğim belediye kazandı, park benimdir!

Bu parkta içki içilmesi de yasaktır!

Haşa, bu parkta öpüşmek de yasaktır!

…….

Amaç araç karışınca, din ile siyaset, para ile güç gibi… Saygı ile korku… Beceri ile yalakalık gibi…

Bunlar karıştığında çözümü de yok, doğru da yanlış da yok!

Bir taraf vur öldür diyorken bir taraf sev, hoş gör diyor!

Hoş gör diyen zındık ilan ediliyor, vur diyen Allah adına yapıyor!

Allah vur demez, öldür de demez, vur demeyen Allahsız ilan ediliyor!

…….

O parklarda oturan çeşit çeşit insan var! İki kutu bira içip sohbet edeni, iki sevgilinin on dakikalık buluşma yeri… Bir yaşlı insanın dinlenme vesilesi… Alış verişten dönen bir çiftin sigara molası…

…….

O parklarda öpüşen çiftler de var, var da olacaklar!

Almanya’da çekilen fotoğraflara özenmiştim ya, gün geldi aynısını gördüm İzmir’in Bostanlı’sında!

Grup halinde gitar çalıp, şarkı söyleyen, sevgilisinin beline kolunu saran, hatta öpüşen gençler ne güzel bir tablo içerisindeydiler!

Çok gerilerde, kuytularda, ne yaptıkları gölgelerden dolayı belirsiz, orada saçları gözükmeyen bir kızın ne yapıyor olduğu inanın beni hiç ilgilendirmiyor, üstüne üstlük yapacak da, şişme bebek ya da robot değil ya! Ama… O kızın babasının parka gelenleri kovdurmaya çalışmaları… İki bira içmiş gence saldırmaları!

Oturup sevgilileri gözetleyip, ayıp diye ahkam kesmeleri!

Ve aslında o adamın kim bilir o parklarda hangi yetmemiş kız çocuklarına bakıp da iç geçirdikleri…

Parklardan inşaat alanlarına geçilen yollarda ki kandırmaların, kanlı çocuk külotlarının ya da taş ile ezilip kör kuyulara atılan kızların azabı mıdır?

…….

Bu yüzden mi geçemiyoruz park yolundan diyorlar acaba?

Namuslarını iki kutu bira içen gençlerden çıkaran zihniyetin kendilerini aklama yolu mudur, yaptıklarının kızlarına yapılmasını önleme kaygısı mıdır, herkes ancak kendisi gibi bilir ya karşısındakini!

…….

Parklar aslında herkesin, aynı ya da ayrı oy verenlerin, parların aslında yoktur ki ideolojileri, ağaçlar evrenseldir, çimler de böyle! Nereden ithal edildikleri çimlerin değil de belediyelerin konu alanıdır!

Hah, yine döndük geldik aynı teraneye!

Çim çimdir arkadaşlar, ağaç ağaç, park parktır!

Araç ve amaç, aman karışmasın!

Ağaçlar, çimler, banklar… Çocukları, yaşlıları, arkadaşları ve elbette ki sevgilileri de kucaklar!

Ağaç ve çimler arasında içki içenler her daim iyi niyetlidirler dört duvar arası esrar çekenlerden, dört duvar arası yeni yetme kızı yatağa düşürenlerden! Gencecik beyinleri Allah korkusu ile kuşatıp, amaçlarına ulaşanlardan, amaç her ne ise; korku ile namaz kıldırmak, korku ile kendini teslim etmek! Hiçbir farkı yok biliyor musunuz aslında!

…….

Allah’ın verdiklerine Allah uğruna karşı çıkanlar yok mu!

Diyeceğim tek bir şey var sizlere: Sizce Allah sizi seviyor mu?

Kaç kişi öldürdünüz, kaç kişinin hayatını bitkiye çevirdiniz?

Kaç kişiden beddua aldınız, kaç kişinin hayatını karattınız?

……..

Parkta içki içiyor diye öldürülenler var!

Evlerinde de içerlerdi, muhtemelen, ya da içemezlerdi, günah denilirdi!

Evlerinde içsin diyen müminler vardı bu haber karşısında, o mümin oğluna içki ikram edebilir miydi?

Dışarıda içmek isteyebilir, insan, ağaçlar altında, park bankında, mahalle baskısı yokmuş, peh!...

.……

Bir din bile bölündükten sonra, yok Sünni yok Alevi, dünyada zaten ırklar, renkler, çeşit çeşit gelenekler varken…

Bir parkı bile paylaşamıyorken…

Kimse! Ama lütfen hiç kimse “Nereye gidiyor bu insanlık?” diye sormasın!

İçine edip, edip “Öfff fena kokuyor!” demekten bir farkı yok, bilesiniz!

…….

Canı yanmayan anlamıyor, ne kötü!

İlle de anlasın diye oğlunu öldürmek, kızının ırzına geçmek mi gerekli?

……..

Ah… Az biraz empati, hoşgörü… Sevgi demiyorum, empati ve hoşgörünün olmadığı yerde sevgiden söz etmek Türkiye’de siyaset yapmak ile eşdeğer!

Allah bile karıştırıldıktan sonra bu işlere!

……..

En sonunda parklar, en doğal haliyle gelen, öpüşmeleri, sevişmeleri engellenemeyen, Allah’ın yarattıklarına duyulan saygı ve sevgiyle kabullenilen kuşlara kalacak!

Yem atmak günah değil, hatta sevaptır!

Gülgün Karaoğlu

Ocak,02/09

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..