- Kategori
- Deneme
Peri Masalım
Nedensizlik ve bilinmezliğin kol gezdiği sokaklarda yaşanmış bir aşkın analtıcısı olma rolünü üstlenmiştim sadece... Başka bir sıfatım yoktu bu hikayede, iki kişilik yaşandı... Ve iki kişilik bitti usulca. Görmeyi bilmeyen, sadece şüphelerle dolu gözlerin üzerinden uzak , yaşanmışlığın verdiği heycanı, ve bu heycanın ardından sürüklenen gizliliği artık daha fazla içinde barındıramamanın suçluluğunu içinde yaşayan bir anlatıcıydım sadece...
" Yağmurlu bir gündü... Karmaşa ve üzüntünün anlam kazandığı bir gündü... Kız gözlerine birer gülücük yerleştirmişti usulca, bir gün önce dilediği dilek beynini kurcalıyordu, gerçekten de bulabilcek miydi hayatının erkeğini? Ne zaman tanışacaktı onunla? İçinden bunları geçirirken, usulca içkisine yöneldi, kafasını kaldırdığında bir çift gözle karşılaşmıştı usulca, kendini durdurmaya çalışıyor, fakat ona bakmaktan kendini bir türlü alamıyordu... O gözler, onu bambaşka bir dünyaya sürüklüyor, içindeki kelebeklerin dışarıya çıkmasına yardımcı oluyordu. Kız hayatında bir çok aşk yaşamıştı, fakat bu heycanı ve sadece sıradan bir bakışı içinde büyütüyor, içten içe dileğinin gerçekleşmiş olabilceği düşüncesini bedenine misafir ediyordu. Bilseydi aylarca uykusunu kaçıracak kadar, kim olduğunu unutturacak kadar çok seveceğini, o gün masada bunca hayaller kurar mıydı? Bilseydi, hayatında hiç yaşamadığı duyguları onda yaşayacağını, bu denli cesur olabilir miydi? İmkansız bir aşkın peşindeydi kız, onu aynı küçükken okuduğu yazarlara benzetiyordu... Ona o yazarlara aşık olduğu gibi aşık oluyordu çünkü... O bir aşkın yazarı olacaktı onun için... Bu aşkı o yönlendirecek, o başlatacak ve o sonlandıracaktı. Bunun verdiği düşünceler bile, onu ona doğru itiyordu. Onun gerçek aşk olup olmadığı konusunda en ufak bir şüphe duymuyor, kendini usulca hayallerin kucağına bırakıyordu. Artık şiirler daha anlamlıydı, artık şairler daha aşk dolu yazıyordu, artık günler bebekler kadar masumdu... Tüm bu mutlulukların içinde, kafasını kurcalayan binlerce soru vardı. Yazar sıfatını içinde yakıştırdığı bu çocuk, ona o hayatı verebilcek miydi? Onun kadar sevebilecekmiydi kızı? Her şeydende önemlisi, bu aşkın yazarlığını üstlendiğinde kalemi masum olabilcek miydi bakışları kadar? Günler birbirini kovalarken, o bakışlardan en ufak bir haber alamıyor olmanın verdiği çaresizlik kızın içindeki bu büyük aşkın biraz da olsa törpülenmesine neden oluyordu... Kız, yavaş yavaş bu imkansızlığa inanıyor, ve mutluluk perdesini aralandığı yerden kapatmayı planlıyordu. Bilmem kaç senelik hayatında ilk kez bir gece mucize oldu. O gün doğan güneş ikisi içinde bambaşka bir hayatın, belkide çok uzun sürecek bir gizliliğin başlangıcıydı...
Kız bütün heycanıyla, o bakışların sahibinin yanına gidiyordu, heycandan terleyen elleri, titreyen dizleri, gerçektende ona kim olduğunu nerde olduğunu unutturuyor, dayanılmaz bir büyünün ellerine bırakıyordu... Karşındaydı işte ! O mükemmel gülüşün sahibi, o masum bakışların yaratıcısı, bu mutluluğun kahramanı karşısındaydı. Hayatında hiç kimseye şimdiye kadar böyle bir sevgi beslemediğini anladı, kısa zamanda içinde yarattığı bu çocuğa günden güne bağlanabilceğini nerden bilebilirdi?
Saatlerce sohbet ettiği, günlerce süren telefon konuşmalarının sahibiydi o işte. Aylar geçiyor, günler geçiyor, daha da bağlanıyordu kız yazarına. Artık hiç bir okuduğu kitabı beğenmiyor, sadece bu aşkın yazarını seviyordu. Kendini durdurmaya çalışıyor, ama daha ilk denemesinde dizlerinin üzerine usulca düşüyordu. Zamanla ona karşı beslediği duygularının içine, annelik , aşk , dostluk, sırdaşlıkta eklenmişti. O artık onun için sadece aşık olduğu çocuk olamazdı, bazen korumacı bir baba, bazen en iyi arkadaş, bazen bir evlat, bazen masum bir çocuk, ve en çokta mükemmel erkekti... "Zaman" diyordu çocuk, her seferinde zaman diyordu, kızsa zamanın o güçlü kollarına kendini bırakmış hayal aleminde yaşıyor, mükemmel yazarın dudaklarından dökülecek "seni seviyorum" cümlesinin artık dile gelmesini bekliyordu, hiç vazgeçmiyordu...
Ne olursa olsun yılmıyor, her gün biraz daha fazla çaba veriyor, ona her baktığında "işte, çocuklarımın babası olabilcek insan..." diye içinden geçiriyordu. Bu düşüncenin verdiği huzur, onun dizlerinde yatmak kadar önemli bir şeydi onun için. Onun kolları dışında hiç bir yerde huzuru bulamıyor, her gün koşarak onun yanına gidiyor, onun gözlerinin içinin güldüğünü görerek hayata daha emin adımlarla tutunuyordu... Kızın, içinde her geçen gün beslediği çocuk, mükemmele ev sahipliği yapıyor, onu git gide peri masallarına inandırmaya çalışıyordu. Onu her gece perilere emanet edip çocuksu bir kazanmışlıkla onu pespembe düşlere uğurluyordu. Masum bir birliktelikti belkide aralarındaki. Herkesten uzak, gizlenmişlik dolu. Ama kız, asla duymadığı o cümleyi duyacağı günü hala daha sabırla bekliyor ne olursa olsun yazarına daha da bağlanıyordu. Artık karşı koyamayacağı bir tutkuyla, içinde onun olduğu hayaller kuruyor, bunları yaşatabilmek için kendi içinde savaşlar veriyordu, biliyorduki bir gün yazarda okuyucusuna aşık olacak, bir gün oda sevecekti...
Özlem dolu bir sonbaharın, ıslak ve soğuk bir gününde, kız olanca gücüyle mükemmelin yanına gidiyor, ona sarılacağı anı dört gözle bekliyordu. Yine karşısındaydı işte, yaklaşık bir ayın ardından mükemmelin kollarında soluk alıyor olmak onun için paha biçilemez bir hediyeydi. Ve o gün, hayatının dönüm noktası olan bir gündü, ama kız bunu hissedemeyecek kadar heycanlıydı. Çocuk usulca, "seni seviyorum" dedi. Kız şaşkınlığını gizleyemedi. "Sen artık benimsin! " diyerek mükemmelin boynuna sarılıyordu. Aylardır bir birlikteliği sürdürdüklerinin farkındaydı, fakat artık her şey değişecekti, kız hayatımın erkeği diye adlandırdığı mükemmeline artık tamamen kavuşmuş, yazarda artık okuyucusunu sevmeye başlamıştı...
Günlerce süren bir serüvenin iki kahramanıydılar. Çocuk, kızı mutlu edebilmek için elinden gelen her şeyi yapıyor, sevgisinin boyutunu ona açıkca belli ediyordu. Kız daha önce hiç aşık olmamış gibi ona her geçen gün yeniden aşık oluyor, onun hayatında olmasının verdiği bu sevinci her yerde dile getiriyor, ama bu sevincin sahibini söyleyemiyordu. Artık çocuk, aşık olunan, mükemmel erkek, yazar, baba, sırdaş, dost kavramlarının yanına "sevgilim" kelimesinide iliştirmişti...
Peri masallarını andıran günlerin ardından, mutluluğun bitme günü gelmişti işte. Aylarca, dizlerinde huzur bulduğu, kollarında mutluluğu yakaladığı çocuk usul usul gitmek istiyordu. Romeosu Julietini terk ediyordu... Kız bu gidişi durduramıyor içten içe kendini kaybettiğinin farkına varıyordu. Gitme kal demek istiyor, diyemiyordu. " Ama sevgim? " diyordu, " Ya benim sevgim ? " diyordu mükemmel. " Bu nasıl bir sevgi ? " sorusuna cevap olarak, " Seni seviyorum " diyordu mükemmel. Ama kız inanmıyordu işte inanmıyordu ! Hangi sevgi bi aşkın bitmesine neden olabilirdi ?
Kız kendince nedenler kuruyor, ve bunlara inanıyordu. Ama hiç düşünmüyordu, yazarın bu aşkı istemsizce bitirebilmiş olcağını, hiç düşünmüyordu bazen sevmenin anlamını yiitirip olması gerektiğinin yaşanması gerçekliğine. Diline mühürlenmiş gibi "Ama seviyorum onu ! " sözleriyle saatlerce ağlıyor, kendini kaybediyor, kimi zaman alkole esir oluyordu. İçinde fırtınalar kopuyordu, bu masum aşkın burda sonlanmış olabilceğine aklı ermiyor, her defasında yenik düşüyordu...
Ayrılığın üstünden günler geçiyor, ama kız o sıcak bakışları unutamıyordu, mutluluğunun sahibinin bunca uzakta olması içini acıtıyor, ondan sadece mutluluk istiyordu. Çocuk, kendi hayatının verdiği sorumlulukları yerine getiriyor, fakat kızın bu mutluluğu için en ufak bir şey yapmıyordu. Belkide yapamıyordu. İstiyordu. Ama yapamıyordu. Belki hala daha seviyor, ama bu peri masalını sonlandırmak zorunda hissediyordu kendini. Kız ne olursa olsun Romeosunu unutmayacaktı, o onun kalbindeki en masum, en saf ve en ulaşılmadık, en gizli aşk olarak kalacak, ne olursa olsun onu kirletmeye izin vermeyecekti. Belli mi olur belki bir gün Romeo, peri masalını yazmaya devam ederdi. Kız vazgeçmeyecekti. Kız bu aşkın yazarının gücüne inanıyor, ve ne olursa olsun ondan vazgeçemiyordu... "
Bazen sonu olmaz peri masallarının... Anlatılan hikayelerin...
Bazen en güzel yerinde biter büyük aşklar...
Ama hep hatırlanır.
Hep en güzel yerinde en güzel sevgilinin kulağına fısıldanır.
Sen Romeo!
Sen en çok sevilensin.
Sen Romeo ! Bir karakterdende çok, yaşanmışlığın ta kendisisin.
Sen her şeysin...
Juliet'in...