Rivayete göre bugün doğmuşum! / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '09

 
Kategori
Deneme
 

Rivayete göre bugün doğmuşum!

Rivayete göre bugün doğmuşum!
 

Bilirsiniz eski zamanları...

Eski dediysem öyle milattan önce, İslamdan öncesi değil elbette.. Çok değil otuz yıl yahut yarım asır daha geri...

Kadınlar hamile kaldıklarında standart yaşamlarına aynı şekilde devam ederlerdi. Sırtında yükleri, tarlada; elinde orağı, yabası, kucağında-sırtında çocuğu, evde temizlik, bulaşık, saymakla biteceğini sanmıyorum. Bilenler bilir, hoş hala bu durum ortadan kalkmış değil... Bebek düşecekmiş, anne yorulacakmış kimin umrunda, eli mahkum çalışacak!

Çocuk hastanede değil, ya tarlada, ya ahırda ya da şeş kaza doğurtulurdu. Şehre yakınlar daha bir şanslı sayılırdı ebenin gelme durumu olabilirdi.

Tamamen tesadüf yani...

Doğan çocuk yaşıyorsa, annede hala hayattaysa ee bundan daha büyük şans yoktu elbette...

Sonrası malum...

Nerde şimdinin hazır bezleri, nerde bebek telsizleri, günü gününe takip edilen aşıları, uzaktan kumandalı arabaları...

Naylon muşamba içine, patiskadan yahut eskiyen çarşaflardan bezlerle bağlanırdı bebecik...

Onu bunu bilmem, bugünün çocuklarını gördükten sonra eskinin bebeleri Allaha emanet büyümüş desek tamamen yeridir.

İlkokuldan liseye kadar beraber okuduğum arkadaşım geldi aklıma... Allah selamet versin O anlatmıştı hikayesini; Kışın ortasında annesi küçük kardeşine doğum yaptığı sırada vefat etmiş... Hastaneye yetiştirememişler... Küçük kardeşi ve kendisini babası büyütmüş... Adamcağız çok büyük fedakarlıklarla okutmaya çalışıyordu çocuklarını... Belki kader belki o günün şartları bunu bilmeye ya da yorum yapmaya hakkım var mı bilmiyorum...

Öyle bugünün doğan çocukları gibi saati, salisesine not edilen doğum günleri yoktu elbette. Ya da alçıya bastırılan süslü ilk ayak izleri, ilk resimleri... Çocukluğa dair resmi olanlara hep özenmişimdir her zaman...

Ya da vardı da beni mi önemsemediler orasını bilmem.

Bunları niye mi yazdım? Bugün kimliğimin dediğine göre yaşgünüm müş de ondan...

Zaman makinası gibi oldu kafam, ne garip geliyor çok değil yirmibeş-yirmidört yıl öncesi.

Gerek yaşam biçimi, gerek teknoloji aldı başını yürüdü. Tabi iyi veya kötü yönleri tamamen tartışmaya açık.

Anamın anlattığına göre çok zor doğurmuş beni. Yedi çocuktan sonra sürpriz yumurta gibi gelmişim dünyaya... Abimler çok çirkin olduğumu söyleselerde savunma mekanizmam hazır her zaman. Bebekler çirkin olmaz!

Ne zaman burcun ne diye sorsalar, utana sıkıla bilmiyorum demekle kalıyorum. Aslında çokda merak etmişimdir, aile büyüklerini ne zaman yakalasam ben ne zaman doğdum diye sorsamda kesin ve net bir bilgi alamamaktan yakınırım. Biri ben davardaydım, çok soğuktu der, biri baban Almanyadaydı der, biri üç ay geç yazıldın der, anam soba kuruluydu der... Babam olsa, bilir miydi acaba... Rivayetlerle sınırlı desek yeridir yani!

Sözü epeyce uzattım sanırım,

Yaş yirmidokuz... Geride acısıyla tatlısıyla kalan nice anılar...

Irmağın akışı gibi, daima ileri... Kah umutlu... Kah hüzünlü... Ve daha neler görüp, öğreneceğim kimbilir...

Resim; Canım arkadaşımın yolladığı karttır.

 
Toplam blog
: 20
: 720
Kayıt tarihi
: 27.02.09
 
 

Hangi sözcük anlatır ki benliklerimizi... Ya da kim tanır ki kendini tam manasıyla... Bazen, hırçınl..