​ Ronaldo’ya faullü girmek / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '08

 
Kategori
Futbol
 

Ronaldo’ya faullü girmek

Ronaldo’ya faullü girmek
 

Şimdiki çocuklar video oyunları oynarken hayal kurmuyorlarmış.

Görüntü ve ses teknolojilerindeki gelişmeye paralel olarak ortaya çıkan oyunlar, gelişmiş senaryolarını da bunlara eklersek, bizimkine paralel var olan başka bir evrene yolculuk gibiler. Böylesine hazır bir dünyada gezinen çocukların hayal kurmasına da gerek kalmıyor haliyle.

Video oyunları dünyadaki futbol pazarında önemli bir yer tuttuğundan, günümüzde üretilen futbol oyunları, salt oyun olmanın ötesinde geçerek, görünen gerçeğe her geçen yıl biraz daha yaklaşan simülasyonlara dönüştü.

Özellikle seksenli yılların sonu ve doksanlı yıllar boyunca, bilgisayar oyunları ve futbolla haşır neşir olanların hemen hatırlayacağı ve saygıyla anacağı, “Kick Off”, “The Goal”, “Sensible Soccer” ve “John Barnes Football” gibi klasikleşen oyunları oynayarak büyüyen kuşağım, şimdiki çocukların aksine, oyun oynamanın içsel amacı olan hayal dünyasına yolculuğun ne demek olduğunu gayet iyi biliyordu.

Bizler ellerimizde joystiklerle, ekran karşısında otururken sadece futbol oyunu oymaz, aynı zamanda maçı bir spiker gibi anlatarak, bazen İlker Yasin, bazen Ercan Taner, bazen de Ümit Aktan olurduk. Ekrandaki minik adamcıkları, futbolun dev yıldızları olarak görür, kendimizi de onlara hükmeden teknik adamlar olarak kabul ederdik.

Koca bir günün sonunda, ekranın karşısında oturmaktan yorgun düşen minik bedenlerimizi annemizin getirdiği kek ve meyve suyuyla dinlendirirken aklımızın bir kısmı hayal dünyasında dolanmaya devam ederdi. Oyun üreticileri öyle bir oyun yapsalar; mesela, istediğimiz her takımla oynayabilsek, hatta tek bir oyuncuyu alt yapıdan alarak geliştirsek ve onunla birlikte bir dünya yıldızı olsak; bazen teknik direktör olsak, bazen de menajerlik yaparak yeni oyuncular alıp satsak...Hayallerimiz teknolojinin ötesindeydi o yıllarda.

Geçen gün Play Station’da yeni çıkan PES 2009 oyununu oynarken, çocukluk hayallerimin gerçeğe dönüşmüş olduğunu fark ettim. Oyundaki, Be a Legent (Efsane Ol) seçeneğini aktif hale getirip, dış görünüşüne kadar tüm özelliklerini kendi belirlediğim ve kendi adımı da verdiğim sanal futbolcuyu New Castle United kulübünde oynatmaya başladım. İki sezon oynadıktan sonra, oyuncum İspanya’nın yolunu tuttu. Yeni kulübü, Valladolid’de geçirdiği tatsız bir sezonun ardından, İngiltere’ye, New Castle’a geri dönen sanal topçu, iyi geçen bir yılın ardından İngiliz milli takımına seçildi. Milli takımla Avrupa Şampiyonasında başarılı olan oyuncum, turnuvanın ardından İtalya’nın Fiorentina ekibine transfer olunca iyice havaya girdim.

Ekranın başında tıpkı çocukluğumdaki gibi saatler geçirmişim farkında değilim. Konsolu kapatmadan hemen önce, Portekiz’e karşı İngiltere’nin oyuncusu olarak sahadaydım. Bir pozisyonda yanımdan fırtına gibi geçen Christiano Ronaldo’ya öyle pis daldım ki, adam yattığı yerden ancak sedyeyle kaldırılabildi. Maçı da 1-0 kazandık. Soyunma odasına giderken kramponlarımdan çıkan tatlı sesi hayal ederek konsolu kapattım.

Oyun faslı bittiğinde, odamdaki televizyonun hemen arkasındaki aynaya baktım. Yüzümdeki sakalların arsında küçük bir çocuğun hınzır mutluluğu vardı.

Oyun konsolu zaman makinem olmuştu. İçinde dönen parlak diskin beni alıp on beş yıl önceki odama fırlattığı bir zaman makinesi.

 
Toplam blog
: 47
: 991
Kayıt tarihi
: 10.10.08
 
 

1980 İstanbul doğumluyum. Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe ardından Yıldız Teknik Üniversitesi'nde ..