Ruh bölünmesi / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '08

 
Kategori
Psikoloji
 

Ruh bölünmesi

Ruh bölünmesi
 

Ruh Bölünmesi


Bu kaskatı kurallar arasında sesim hiç çıkmıyor… Gözlerimin anlattıklarını görmüyor baktıklarım… İçimden taşanlar ayaklar altında öylece duruyor… Ben soğuk bir şehrin, soğuk bir odasında, soğuk sesler arasında kayboluyorum. Kapatıp kendimi hayata, işe dalıyorum… “Ya ne yapsaydım?” diyorum usulca… Gökyüzüne bakıp, nefes mi alsaydım… Umut mu yeşerseydi içimde, yalandan gülse miydi gözlerim… Hiç birini yapmıyorum… Kapatıp kendimi, umutlarımı, hayallerimi, beklentilerimi nefessiz bırakıyorum… Günışığından uzaklaştırıp, kendimde unutmaya çalışıyorum… Kim bilir unutunca güneşe dönerim yüzümü ve o zaman içten bir gülümseme düşer gözlerime…

Ellerimden beyaz kâğıda sıcacık duygular dökülmüyor… Ellerimden haritaya ruhsuz nesneler çiziliyor… Hani öylece var olan… Tek başına bir anlam ifade etmeyen… Duvar çiziyor ellerim… Soğuk taşına yaslanılıp, sıcak aşkların yaşanmadığı… Deniz çiziyor ellerim… Kıyısına umutların vurup, neslinin tükendiği… Kocaman bir orman çiziyor arkasına… Ağaç gövdelerine isimlerin baş harflerinin yazılmadığı… Orman büyüsünü kaybetmiş, deniz mavisini, duvarsa yanında ilan-ı aşklara kapatmış kendini… Hayat ruhunu kaybetmiş… Ellerimden kâğıda çizilenler, ölü bir şehrin kalıntılarını gösteriyor… Kim bilir belki bu şehre bir gün güneş doğar… İçine gülümsemeler, sıcak yürekler dolar… Bilmiyorum ne zaman? Bilmekte istemiyorum aslına bakarsan…

Karşımdan gelen insanların yüzlerine bakıyorum… Ne gözleri var, ne sıcak bir ifadeleri… Sadece konuşan ağızları var… İçinden geçenleri bilmeden eleştiren yürekleri var… Aklını, yüreğini sindiren kelimeleri var… Kapatıyorum gözlerimi... Hayatın içindeki yalnızlığımı düşünüyorum… Aldırmıyorum…

“Ne çok benziyorsun kızıma” diyor saçlarımı okşayarak… Dönüp baktığımda pamuk saçları, nemli gözleriyle karşılaşıyorum… O ruhsuz kalabalık içinde gözlerimden dökülenleri anlamış olacak ki; gözlerimiz birbirini buluyor. “ Bu kalabalık ne sıkıcı değil mi?” diyor… “Evet, gereğinden fazla hem de. Sadece kalabalık değil bu hayat sıkıcı” diyorum… Ellerimdeki haritalara görüp, bilgisayara bakmaktan kan çanağına dönmüş gözlerime bakarak “ Bu hayat sıkıcı değil. Eş ruhunu bulmalısın” diyor… Gülümsüyorum… “ Ondan önce kendimi bulmalıyım bence” diyorum… “ Kendimi bulup, adam etmeliyim. Kendi kararını verecek hale getirmeliyim. Kendi için yaşamasını, ayakta durup, nefes almasını öğretmeliyim… Anlayacağın teyzeciğim, önce kendimi bulmalıyım” diyorum… “ Bulursun” diyor…

Yanımda duran kocaman “STOP” düğmesine basıp, “ İyi akşamlar kızım” deyip iniyor otobüsten. O’nun gözleri konuşuyor, kalabalığın sadece ağzı… “ Ben duygularımın “stop” düğmesine çoktan bastım” diyorum arkasından bakarak… Sadece kendim duyarak… Gece çöküyor… Şehirlerarası otobüs yolculuğu başlıyor… Yol uzuyor… Ruh ikiye bölünüyor. Biri hayata ait oluyor, diğeri ise yalnızlığıma… Ruh bölünmesi bu işte… Sana, bana, herkese vurabiliyor… “Sadece zaman” diyor bilenler… “Ve o zaman geçtiğinde kendine saygın daha çok olacak” diyor… Biliyorum ki; hayatı benden daha iyi biliyor. Biliyorum ki; görmediklerimi görüyor. “Peki” diyorum… “Zamansa sadece, beklerim”...

Ruhlar bölünüyor. Hayat kendine düşen payı hep istiyor. “ Sadece bekle” diyor bilenler… Bekliyoruz… Başka ne yapar ki insan ruh bölündüğünde?

Fotoğraf : Recep Güleç ( Tek bir fotoğrafı yanyana getirip, yazıya uygun hale getirmek istedim. Dilerim Recep Güleç kızmaz :))...)

 
Toplam blog
: 194
: 1525
Kayıt tarihi
: 04.08.06
 
 

1981 yılında aslında istenmiyor olsam da geç alınan karardan dolayı hayattayım:)) Haritacıyım ve işi..