- Kategori
- Ruh Sağlığı
Ruh sağlığına genel bakış (üç madde ile)

Auguste Rodin'in Düşünen Adam heykeli.
Sağlıklı ve genelde sorunsuz olarak dünyaya gelen insanlar zaman içinde neden sağlıklarını kaybediyorlar?
Sağlık, görünen şekliyle
a- beden sağlığı,
Görünmeyen ama hissedilen şekliyle
b- ruh sağlığı,
Olarak iki kategoride ele alınabilir.
Ruh sağlığını negatif etkileyen faktörler ana hatlarıyla:
YALNIZLIK
BAŞARISIZLIK
TAKINTI PSİKOZU
*******
YALNIZLIK:
Çocukluk, öğrenme ve oyun ağırlıklı bir dönem olup yoğun arkadaşlıklar içinde geçer. Duygu ve düşünceler berraktır. Beyinler pozitife programlanmışçasına iyilikleri ve güzellikleri algılama modundadır. Anne-baba himayesinde en mutlu sürectir.
Ergen olmaya başlarken hayatı ve insanları tanıma dönemi de başlar. Bu devir geleceğini şekillendirecek model bulma devridir. Hayallerini süsleyen geleceğini, şu anda yaşayan büyüğü, ergenliğin eşiğindeki kişinin idolü olmaktadır. İdolüne rastlayamayan kişi, önünde bir modeli olmadığından, geleceğini bocalayarak yaşayacaktır.
Bocalama devresinde;
Yaşamına yön vermede, eğitimde, meslek edinmede, mesuliyet üstlenmede, hayata bakışında, mantık kurmada ve insan ilişkilerinde her türlü toplumsal davranışlarda şaşkınlıklar ile sonuca bağlayamadığı kararsızlıklar yaşayacaktır. Kararsızlıklar içinde başarı mümkün değildir.…
İdol çok önemlidir:
Okullarımızdaki eğitim, eğitim sistemindeki öğretiler kifayetsiz... Anne-baba yetersiz. Sosyal çevre ne kadar sağlıklıdır? Hangi ihtiyaca ne kadar cevap verebilir? Kendilerine yön verecek “model” yani idollerine rastlayamamış kişiler ne yazık ki bahtsız kişilerdir.
Bu kişileri bekleyen riskler vardır, örneğin, başarısızlıkları ve insan ilişkilerindeki süregen olumsuz davranışları sebebiyle yuva özlemi çekseler de arkadaşsız, dostsuz ve kan bağı dahil herhangi bir yakını olmaksızın "yalnız" kalmaya mahkûmdurlar.
Yalnızlığı yaşam olarak sürdürebilirler ama ruhsal yönden göğüsleyemezler.
Yalnızlığı göğüsleyemeyen ruh hastalanır, bugün olmasa da yarın mutlaka hastalanacaktır. Robenson Crouse tek başına eskiden yaşamıştı, şimdilerde insanlar zorunlu olarak toplumun ayrışmasız birer varlığı oldular.…
İdollerini bulamadan yalpalayarak yaşayan bu kişilerin kuruntuları ve vesveseleri artacaktır. Karşılaştığı olaylara, beyinsel kurgularına eşlik eden zanları ile yön ve şekil vereceklerdir ki bu çok tehlikeli bir gidiştir. Gerçeklerle hayallerini karıştırmaya başlayacaklar, sıklıkla sanrılar yaşayacaklardır.
İdrak ve kavramada zorlanıp algı hatalarına düşeceklerdir. Algı hataları beraberinde insan ilişkilerinde pürüzlerin doğmasına, doğmuş pürüzlerin büyümesine ve daha da çoğalmasına sonuç olarak çıkmazlara ve bunalımlara yol açacaktır.
Bunalımlar, dikkat dağınıklığı ile birlikte konsantrasyon zayıflamasına sebep olacaktır. Yaptığı işe motive olamayan kişide verim düşer. Verim zayıflayınca, yaşamsal ihtiyaçların ilk şartı olan kazanç düşecektir. Kazancın düşmesi stres sebebidir. Stres içinde bulunacak formüller sağlıklı olmayınca, çıkmazlara girilir. Çıkmazlar depresyonlara kapı aralar…Tedavi edilemeyecek kadar ağır seyreden depresyonlar da intiharlara uzanır…
Nerelerden nerelere geldik…
Sağlıklı doğumdan intiharlara…Başlangıç ve bitiş gibi…
Hasta bir ruh, çevresi tarafından nasıl fark edilir?
Agresif hareketlerde çoğalma, üstesinden gelemediği takıntıları, mantık kuramama, başkalarına maddi ve manevi zarar verme, biteviye şikayetçi olma ve kendinden başka herkesi suçlama...Tek çıkış yolunun “ölüm” olduğuna dair sabit fikir…
Ruhsal hastalıklarda bazen tam tersi bir tablo görülebilir; kişi kendi kabuğuna çekilmiştir. Kimseyle görüşmek istemez, sessizlik, yalnızlık ve loş odalar tercihidir. En mutlu olduğu zamanlar yalnız kalıp kendi kendisiyle bazen sesli, bazen sessiz konuştuğu zamanlardır. Bu zamanlarda, uzaktan izlenildiğinde, el-kol hareketleri yaptıkları bile görülmektedir.
Bir başkasına maddi ve manevi zarar vermeden herkes kendi hayatını yaşamalıdır. Bu gibi hastalar, hastalandıklarını, birilerine zarar verdiklerini kendileri kabullenmezler. Durumun farkında olan yakın çevresi, hastanın sağlığa kavuşmasına yardımcı olmak amacıyla devreye girmeleri gereklidir.
Beden nasıl ki hastalanır ve tedavi edilirse, ruh da hastalanabilir. Uzun sürecek bir tedavi gerektirebilir ama sonucunda sağlık vardır.
Tedavi edilmeyen ruh hastalıkları, sonrasında bedenin de hastalanmasına sebep olurlar. Gönül ister ki, sağlam beden ve sağlam ruh bir arada olsun.
BAŞARISIZLIK:
Ruh sağlığının bozulmasına diğer etken: "BAŞARISIZLIK"...Herkesi bilhassa anne-babaları çok ilgilendirecek bu bölüm ilginizi çekecektir sanırım.
Başarının ruh dünyamızın besinlerinden olduğu düşünüldüğünde, başarısızlığın insanın manevi dünyasındaki yıkıcılığını, yıpratıcılığını tahmin etmekte zorlanmıyoruz . Böyle durumlara hepimiz şahit olmuşuzdur hem de defalarca…
Misallere bir göz atalım:
Yavrumuz okulda, ders içinde dikkat dağınıklığı yaşıyor, öğretmeni dinlerken sıkılıyor, öğretilenleri anlamada zorlanıyor. Ödevlere karşı isteksiz. Okulların neden, niçin olduğunu sorgulamaya başlıyor. Okulla bağlantısının olmadığı zamanlarda bilhassa yaz mevsiminde mutlu olduğunu çekinmeden söylüyor. Başarı göstergesi karnesi, kırıklarla dolu…
Bilhassa karne günü, birbirlerini kıyaslama havası içinde geçer. Yavrumuz aşağılanmış hisseder kendini. Sene içinde gittikçe artan, karne günü en üst seviyelere yükselen moral bozukluğu içinde evde ailesinden nasıl bir tepki göreceğinin endişesini de yaşamaktadır.
Ailede ilk reaksiyon anne-babadan, sonra da yakın çevreden olunca, gerilim tırmanacak çözüm zorlaşacaktır.
Yavrumuz, bardak-tabak kırmaya, kapıları çarpmaya başladığında konu, geç kalınmakla birlikte artık tıbbın konusu olmaktadır.
Burada, vaktiyle yapılması gerekenler neydi?
Aile, çocuklarının gündüz öğrendiklerinin tekrarını veya ödevlerini yapabilmesi için, sıhhi şartları uygun, gürültüsüz, mümkünse “ayrı oda” şeklinde uygun ortamı hazırlamaları gerekirdi. Bunun için anne-babanın televizyon ve radyo tutkularından fedakarlık yapmaları şarttı. Yeterli imkanlar sağlanmalı ki, karşılığında başarı beklentisine girilsin.
Anlamakta zorlandığı konularda gerektiği zamanlarda sosyo-kültürün imkanı nispetinde “birlikte ders çalışmak” önerilebilir. Bu yöntem, kızımın eğitiminde üniversite bir ve ikinci sınıflarda benim uyguladığım bir metot oldu, sonucu da takdir edersiniz ki, başarı idi…
Akrabalar veya komşu çocuklarıyla kıyaslamalar, başarısız oluşunu sıklıkla yüzüne vurmak çok yanlış. Böyle bir tutum, çocuğun ailesinden, çevresinden en kötüsü de kendinden bile nefret etmesine yol açacaktır.
Aile, derslerde dikkat dağınıklığı yaşanmaya başladığında gelir- geçer, genç kızdır veya delikanlıdır diye önemsememezlik yapmayıp donanımlı bir hastanede çok yönlü tetkikler için psikiyatri kliniğine götürmeleri gerekirdi.
Aile içinde ve sosyal hayatta, iletişimlerde hoşgörü çıtamızı yüksek tutmamız gerekli. Zira geçmişte başarısız, sonrasında çok daha başarılı olup ilim dünyasına adını yazdırmış “bilim adamları”nın olduğunu unutmamak gerek…
Bir başka örnek vermek istiyorum:
Evli bir çift…Hanım; gezmek, giyinmek, gününü gün ederek yaşamak isteyen harcama tutkunu biri…(Allah kolaylık ve sabır versin kocasına)
Adamcağız, Zamanında iyi kazanıyorken “sevgili kocacığım, aşkım” idi.
Beklenmeyen durumlar gelişti eski kazançtan eser yok, hatta işyerini mevcut haliyle ayakta tutabilmek bile başarı.
Bu duruma üzülmekte olan beyefendiye,
“Suzi’ler Miami’ye gidiyorlar biz ise, uçakla bir saatlik yer, Antalya’ya bile tatile gidemiyoruz.”
“Vitrinde yeni bir kürk gördüm ama sen cüzdanı açmıyorsun ki,”
“İki senedir şu mobilyalardan bıktım, of ya, cimrinin tekisin”.
“Anlaşıldı, tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna” diyeceğim sana, belki bugün, belki yarın belki yarından da yakın.
Beyefendi tutukluk yapmış plak gibi, “olmuyor, olmuyor, olmuyor” diye sayıklaya sayıklaya kafayı üşütmekte…
Bu durumda adamın sükuneti mi kalır, ruh sağlığı mı kalır bilinmez. Bilineni odur ki “delirium” safhasındadır ve Düşünen Adam’ın hastanesinde, 3 no.lu odada…
Ne yapmak gerekirdi, geçmişteki güzel günlerin hatırına şimdiki darboğaza katlanmak gerekirdi. Kilisede papaz bile demiyor mu, “iyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta………..”
Başarısızlıklar, yakın çevredeki kişilerin negatif yaklaşımlarıyla ruhsal hastalıklara sebep olurlar, gözlemlerim böyle diyo…
TAKINTI:
Bir kişiye, bir olaya, geçmişteki veya gelecekte muhtemel bir duruma odaklanmak, hep onu düşünmek, kendini yapması gereken işine verememek, dikkat dağınıklığı ve dalgınlıklara sebep olur. Kişi içinde yaşadığı yer ve zamanın dışına çıkarak başka bir dünyada yaşamaya başlar. Zamanla "meczup" duruma gelir. Tedavisi uzun ve en zor olan vahim tablolardandır.
Melankoli halidir, amaçsız insanlarda sık rastlanır.
Yakınları tarafından başlangıç aşamasında fark edildiğinde, meşguliyet terapisi adı verilen "yoğun iş" uygulamasıyla önü alınabilir.
Sağlıklı ve mutlu günler...
Yurdagül Alkan.