- Kategori
- Kişisel Gelişim
Ruhumuzu yeniden inşa etmek

Bir zamanlar bu güzel dünya; rengi, deseni, rayihası, ruhanî iklimi, millet olarak kendi kimliğini koruma azm u gayreti, geçmişten tevarüs ettiği değerleri ve bu değerleri koruma çabasında başrol oynayan, dürüst olmayı ilke edinmiş, doğruluk abgâhından çıkmamaya azmetmiş, kemalât abdanından sağnak sağnak yağan fazilete reyyan olan insanlarıyla bambaşka bir âlemdi. Bu dünyanın insanları uğradıkları her yerde duyguları, düşünceleri, çalışkanlıkları, öz güvenleri, gönül enginlikleri ve kendilerine karşı dürüst olmalarıyla ruhanîleri hatırlatan, alabildiğine derin, fevkalâde nazik kişilikleriyle dürüstlük telâkkileri aksettirir, müstebit beyinlere ve mefluç düşüncelere fer dağıtır ve insanlara sımsıcak mukabeleleriyle mutluluk kapısını sonuna kadar aralayıp bitap ruhları dinlendirirlerdi.
O günün insanları günümüzde olduğu ölçüde ne yalan bilir, ne tezvirde bulunur ne de günümüzdeki gibi kendilerini adamet ummanında boğup abesle iştigal ederlerdi. Ara sıra insanî değerlerden habersiz; kendine, halka ve Hakk’a saygısı olmayan birkaç aciz ve sefilin hırıltıları kulakları tırmalasa da toplumun büyük bir kısmının temel karakteri, böyle aşağılık ruhların sermayesi olan hud’aya daima kapalı bulunurdu. O toplumda herkes birbirine güvenle bakar, güvenilir olma hususunda olabildiğine titiz davranır ve kimse kimseden endişe duymazdı. Çünkü o toplumun hayat felsefesi şuydu: “İnsanlar önce kendi vicdanlarına karşı dürüst olmalıdırlar. Eğer insanlar bunu unutmuşlarsa veya öğrenememişlerse hayatın hiçbir safhasında muvaffak olamazlar.”
Son birkaç asır var ki; biz, toplum olarak bu yüksek insanî değerlerden hayli uzaklaştık. Millî düşünce ve karakterimizde üst üste kırılmalar oldu. Bizi biz yapan doğruluk mefhumunun abgun çehresinde renk atmalar, matlaşmalar; âbiruunda da kirlenmeler oldu. O eski güleç yüzlerin yerini abus, şikâyet edalı, somurtkan simalar aldı. Birine hile ve hud’ada bulunmayı insan olma hakikatine karşı en büyük saygısızlık kabul eden ve itibarlarını bir namus gibi koruyan insanların yaşadığı bir toplun olmaktan çıktık.
Hâsılı; insanlar kendi vicdanlarına karşı dürüst değillerse hayatın hiçbir safhasında iyi neticeler elde etmede muvaffak olamazlar. Millî vahdetimiz adına millet fertlerimizin, bir mihrap gibi etrafında toplandıkları dürüstlük mefhumu yeniden vücuda getirilmeli ve onun korunup kollanmasına ve ilelebet yaşatılmasına olabildiğince özen gösterilmelidir.