- Kategori
- Kişisel Gelişim
Sadece "yap"
Olan ya da görünen bir şeyi zihnimizde etiketlendirdiğimizde, düşüncelerimizde hemen, "iyi" ya da "kötü" kavramları yerleşir.
Kavramlar, nesneler üzerinde zihnimizde bıraktıkları algılamalarımızdır. Burada, gerçek olan 'nesne(ler)' olmasına rağmen, onlar hakkındaki algılamalarımızın üzerimizde bıraktığı izle(rle) "kişilik" oluşturur, ondan sonra artık o kimlikle anılırız.
Bu bakımdan, herkesin algılama şekli, bulunduğu yaşama ortamına göre farklılıklar gösterir.
Ancak, ortak yönümüzün "insan" olmasının bize kattığı ortak değerler bakımından "insanlık" kavramı, insanlar arasında pek de öyle farklılıklar göstermez. Yeter ki, insan "empati" kurabilsin...
Bu bağlamda insanın "kötülük" yapabilecek hiç lüksü de yoktur. Çünkü, bilir ki, yaptığı her kötülük, kendisine dönük bir kötülüktür.
***
PLATON (Eflatun): "Sen, bu dünyanın en büyük bilgesisin, hayata dair her şeyi bilirsin. Bana öyle bir anahtar ver ki, bütün kapıları açmamı sağlasın."
BİLGE: "Ama bu, sırtına çok büyük bir sorumluluk yükü yükler, taşıyamazsan, altında ezilir, ölümüne kadar seni takip eder."
PLATON: "Taşırım, sen hele bu sırrı söyle!.
Bilge, Platon'a yaklaşır, gözlerinin içine içine bakarak; "YAP" der.
PLATON: "Ama, bu çok basit bir şey."
BİLGE: Yine, "YAP, soru yok, yorum yok, endişe yok, sorgulama yok, sadece "YAP" der.
BU, Tanrı'nın "OL" demesinden sonra oluşan KÂİNAT'IN içindeki insanlara; " Ìçinizde beni taşıdığınız sürece, size, sadece söyleneni YAPmak yeter; gerisi/sonrası, bana aittir." çağrışımını yarattı zihnimde.
"YAP" makla ilgili, yine; Amerikalı Alan Wheels'in yazdığı "DİNLEYİCİ" adlı eserinde:
"Eğilip, elimize yerden bir sopa aldığımızda, köpeğimiz, ne yapacağını sormadan, düşünmeden, çoktan yerini almış, atacağımız sopanın uzaklığını - yakınlığını sorgulamadan, atılan sopayı geri getirir. Bunu, kendisine verilen bir "GÖREV" olarak görür ve hiçbir üzüntüye (ya da kıskançlığa) kapılmadan, görevini yerine getirir." der ve devamla:
"Kendine değil, kendi dışında olan birilerine ve bir şeylere "HİZMET ETMEK", sadece benim için değil, onun (köpek) için de önemli. Hizmet edebilmek için benim sopayı fırlatmamı bekler. Sopayı fırlatacak birine sahip olduğu için, köpeğimin şanslı olduğunu düşünmüşümdür hep. Ben de, Tanrı'nın benim için bir sopa fırlatmasını bekliyorum ki, bunu, - köpeğim gibi - bir "GÖREV" olarak benimseyip, "HÌZMET EDEBİLME" fırsatım doğsun."
"ALLAH, FINDIĞI VERÍR AMA KIRMAZ"...
Dünyaya gelmemle Allah, benim için bir sopa fırlatmış; "İşte sana, 'hizmet edeceğin' bir fırsat; bunu, bir 'görev' bil ve değerlendir" mesajını vermişti.
Sopa atılmış, fındığı kapmıştım, kırması ise bana (insanoğluna) aitti...
"KABUĞUNU KIRAMAYANLAR, HENÜZ EMEKLEME DÖNEMİNDE SAYILIRLAR. RUH GÖZLERİNİN KÖRLÜĞÜ, ONLARIN HEP 'YETİŞKİN ÇOCUK' OLARAK KALMALARINA SEBEBİYET VERECEKTİR."
***
F. Pessoa'nın dediği gibi, "Her şeyin kendine özgü bir dışavurumu vardır."
Yazlıktayım. Yazlığımız anayolun altında, denize yakın diğer yazlıkçıların evlerinin yanında. Anayolun diğer yakası köy.
O köyde keçileri olan tatlı sevimli bir çoban amca var. Keçilerin arasında birkaç aylık keçiler de var. Çoban amca keçi yavrularını terbiye etmiş. Ağıldan çıktıkları zaman sadece küçük bir el hareketiyle yol kenarlarındaki bitki sürgünlerini yemelerini önlüyor.
Bu keçi yavruları hiçbir zaman terbiye olmayan insan yavrularından daha çabuk disipline alışıyorlar.
Daha ilginci; keçi kendi annesi gibi kendine süt veren sahibini de sesiyle tanıyor. Küçük keçilerin adı var. Çoban onları adlarıyla çağırınca geliyorlar. Hatta bütün sürü çobanın sesini tanıyor ve çağırınca sürü sıraya giriyor.
Keçi yavruları kadar duyarlı olmayan bazı insanlar vardır ki, her söyleneni kendilerine "akıl veriyormuşsun" gibi algılarlar. Herhalde o çok bilmişler, kendilerine ait "akıl küpleri" ile bu dünyaya gelmişler...
Keçiye KEÇİ olduğu hatırlatılabiliyor ama insana İNSAN olduğunu mezara kadar anlatamıyorsunuz...
"TOPLUMSAL ÇATIŞMALAR, KEÇİ KADAR DİSİPLİNE UYMAYAN İNSANOĞLUNDAN KAYNAKLANIYOR"
Alaettin Morgül / 26.02.2012- 12:23