- Kategori
- Güncel
Şehidimin son örtüsü ve örtüye takanlar

Hani, kendi yaşadığımız şehirlerle kıyaslayıp, bir arpa boyu olumlu değişim yaratmak için harekete geçeriz diye safiyane bir umudum olduğundan, gördüğüm başkentlerdeki günlük yaşamı anlatıyorum ya bir yanda bu köşeden...
Hani, en son “Şehit haberlerini vermeyin !” diye deyim yerindeyse kulakları çekilen yayım organlarımızın boş kalmamak adına bütün cambazlıklarını ortaya koyup, zaman zaman üretilmiş haber yaparak hükümete yakın durmakdan vazgeçip, mesela, maden yasasını anlatır, Kaz dağlarımızı falan haber yaparlar umudum var ya...
Hani, 8 yılı zorunlu iken ortalama 3, 5 yıl okuyan, sonrasına giderse de soru sormayı, sorgulamayı, irdelemeyi öğrenmemeleri için felsefe, sosyoloji, psikoloji ve mantık derslerinin uzun yıllar önce kaldırıldığı halkım, siyasilerin, yerel yöneticilerin, köşelerde yazıp söyleyenlerin dediklerindeki fırıldaklıkları çözebiler hayallerindeyim ya...
Hani, vatanı, rejimi, siyaseti koydum bir yana, en azından taşına toprağına, içtiği suyu ve soluduğu havasına, yaşadığı köylere, kentlere olanları düşünmeye başlayabiliriz diyorum ya...
Hani, albeni arttıran renkli haberlerle bezenip, akla durgunluk veren yaratıcılıklarla bulunmuş, sütunlara manşet, içi boş haberlerle doldurulmasına rağmen gazetelerin magazin sayfalarını bile okumayan halkımın, kitap, yasa falan okumasını umma gafleti yetmezmiş gibi, bir de bu milletin atanmışlardan seçtiği vekillerinin okuyacağı hayaline düşmüş ve görüp gördüğüm başkentlerdeki çevreye bakışı, şehirleşmeyi falan anlatıyorum...
Hani olur da meclise yasa sunacaklara ve sunulan yasalara parmak basacaklara bir ışık olur rüyalarına daldım ya...
Yine 2B konusu gündemde.
Yeni anayasa taslağında çevreyi ilgilendiren hükümlerde ciddi kayıplar var.
Ve bunlara değinen, yok denecek kadar az.
Ekim başlarında satışı yüksek basın yayın organlarımızda odaklanılan konu, nihayet, türbandan bir adım ileri gidebilmiş ve “Malezya olur muyuz ? ” sorusuna terfi edebilmişti.
O da kibrit alevi gibi bir çakımlık ışıdı, söndü.
Ve Ekim ortalarında, bir gelinin başında türbanın tülden saça dönüştürüldüğü düğüne çağrılanların yeni tesettür modasından sundukları örnekleri anlatıyorlardı.
Bir diğer yazımda değinmiştim ya, uygun dille yumuşak, yumuşak anlatmak ve yol, yöntem bilmek önemlidir diye.
Yumuşak geçişle, kadınlarımız, kızlarımız, çocuklarımız türbanla üniversitelerden başlayarak taa anaokullarına ve yerlere kadar örtünsün ki toplumun bir yarısı başlarını bezle, diğer yarısı da sözle, örtme işiyle uğraşsın dursun. Örtü altındaki şeyler gerçek, dokunulabilir ama görünmesin, gizlensin.
Çevre konusunda da gerçekler örtü altında kalmalı. Yoksa duyanlar, görenler, anlayanlar bu kadarına katlanamayıp münasip olmayan sözler söyleyerek günaha girebilirler. Kimseyi günaha sokmamak gerek!
Üzerinde tartışılması sözde mümkün, özde ise “kalaylanmakla” sonuçlanan yeni anayasa taslağında çevre konusunda olumsuz sonuçlar doğuracak örtülmüş hükümler var. Zaten taslak da örtü altında.
Şimdilerde ise tezkere örtü altında bekliyor.
Örtü deyip geçmeyelim, pek işlevseldir.
Kirlenmeyi geciktirir, hafifletir. Dış etkenlere karşı koruma sağlar.
Kimi şeyleri saklar. Altında, ardında ne olduğunu göstermez. Merak ve ilgi uyandırır ya da unutturur.
Işığı azaltır, rengi değiştirir. Görüşü daraltır, hatta kapatır.
Yeri gelir süs olur. Görünüşü güzelleştirir, düzeltir. İşlenir, boyanır, oyalanır, allanır, pullanır, armağan olur.
Modası olur, konu oluşturur.
Alınır satılır, ticari mal olur.
Namus olur.
Dava konusu olur.
Bölen olur, kimi şeyleri birbirinden ayırır. Evlerde içeriyi dışarıdan ayırır.
Ustaca kullanmasıyla insanları birbirinden ayırır.
Kimi durumlarda belirleyici olur. Terfinin, iş bulmanın, ihale almanın ön şartı olur.
Kimi durumlarda da niteleyici olur. Bayrağımızdan şehitlerimize yapılan örtü gibi.
Sehit mi oldu, ört bayrağı ki cenazesi ayırd edilsin!
Sonra da ört vatan toprağını üstüne şehidimin...
Vatan toprağı hep örtülü emeller altında yitecek değil ya!
Örtülü emeller altında yiten evlatlarımızın üstüne örtü de olur.
Vatan toprağının bu kadar üste çıkması da yeterlidir zaten.
Fazlası aşırı milliyetçilik, faşistlik, demokrasi düşmanlığı falan olur!
Topraklarımız, ormanlarımız, kıyılarımız, kentsel yeşil alanlarımız, hunharca katledilecekler ,
ama biz, geceler ve kanallar boyu, ağırçekim tekrarlarla ayaktopu yorumlarını
veya
hafifletilmiş sazlı sözlü, şarkılı, türkülü, konuşmalı dedikoduları izleyip, uyumayı sürdüreceğiz,
akıllarımızı örtü altına koyup.
Ülkemin gündeminde olması gereken asıl konular örtü altına süpürülürken nasıl yazayım ben şimdi bitki örtüsünü ilgilendiren yeni tasarıları...
Takmışım bitgi örtüsüne...
Adaaam ben de!