- Kategori
- Şiir
Şerif Temurtaş şiiri
Telefon da halleşirken, “Nasıl yürüyor Salihli’deki yaşamın?” diye sorduğumda da “Küçük bir bozkır kasabası işte…” diyerek, şairce yanıtladı. Belki o anda anımsamamıştır bile, “zemheriden sonra bahar”[1] adlı ilk kitabındaki bir şiirinin adı bu tümcenin içinde saklıydı: “Bozkır İsyanı.” Şiirine gelince; yalnızca bu söyleşi tümcesinde değil, yalnızca bu şiirinde değil, bütün şiirlerinde böylesine duygulu ve hüzünlü bir içtenlik var. “bozkırda gezdim/ kartallara imrendim/ güz sarısı otlak/ yanık anız kokusu/ geleceği insanlığın//acının kokusu nedir// upuzun sesizliği/ kara gecelerden/ akıp giden asya’ya// steplerde at sürdüm/rengine baktım/ toynak seslerinin//sahi/ rengi nedir hayatın// gökte kasırga var/ algısı kararmış geleceğin// sessizce çekip gitsem/ sürgün kuşlar dönse//yaşanan/ sahi nedir anlamı//gözlerim kara sulak/ karışır derelerin akışına” (s.15)
Nasıl benziyoruz, şaşıyorum. Bana sorduklarında da hep benzeri yanıtlar veriyorum: Sedef rengi bozkırların çocuğuyum. Şiirle nasıl mı anlattım: “İtme: /Anadolu bozkırları kadar hırçın/ ve kökü dozere gelmiş/ yalnız bir çam gibiyim/ itme!” (Ülkemin Güzel Yüzleri’(2007)nden). Bir ortak yanımız da annemizin adı: Hanife.
İçin için kaynayan, acılarla burgaçlaşarak yanan, can çekişen, derin ve içtenlikli içses biçemiyle sürekli haykıran bir şiir onunki. Sessiz bir çığlık. Tuğrul Keskin’e armağan ettiği “Başka Zaman Çocukları” başlıklı şiirinde bu çığlığı şiir tadında, şiir kıvamında ama biraz daha açık ederek dillendiriyor: “neydi yaşanan/ kayalıklarda koşan/ sincap çevikliğinde hayat mıydı/ sular gibi berrak/ yamaçlarda rüzgâr gibi/ asi/ başka zaman çocuklarıydık// yolumuz karakış/ geçit vermez dağlar// gözlerim yorgun yeşil/ şiirin aşkın/ direnişin/ sesiydik bilirim/ağır aksak yürüyüşümüz/ kimseler duymaz/ herkes suskun sağır/ dönmek yok kavgadan// ey hayat/ ekin olsun adın/ adın kavga olsun/ cenk olsun/ toy olsun.” (s.11)
Bozkır yaşantısının beslediği “Bozkır isyanı”, içten yanmalı motor gibi patlayıp devinerek devrimsel bir dönüşümle yoğun bir kent isyanına da dönüşüyor. Şairin ve şiirinin gelişimini de etkiliyor bu durum. Hem yaşama biçeminin hem de erken şiir yazmaya başlayıp geç kitap yayımlamanın kazandırdığı birikimden de kaynaklanan bu durum şiirlerindeki çeşitliliği, renkliliği, devingenliği imliyor. Bazen tek bir şiirinde, bazen de bir kitabında hem bozkırı hem kenti imgeleri, simgeleri, kavramları ve binbir ayrıntılarıyla bulabiliyoruz. “…/Ekmek olacak buğday/ çocukluğumun meşe kokulu/ baharına/…./sustum baktım/ gecenin karanlığına/ ay/ şiir olup aktı güze” (s.46)
Daha çok “baykuş, bozkır, yıldız, cemre, ceylan, köy, dağ, dal, nadas, toprak” gibi sözcüklerin çağrışımlarıyla varsıllaştırılarak, bozkır gerçekliğinin estetize edildiği şiirlerden oluşan “zemheriden sonra bahar”ın naif atmosferinden, biraz daha kentleşmiş, biraz daha evrensel izleklere yaslanmış şiirlerden oluşan ikinci kitabı “güz çığlığı”[2]na geldiğimizde yine ve sıklıkla “bozkır isyanı”yla karşılaşıyoruz: “her hangi bir günün şiiri 2: /hüzünden bir kanaviçe gibi/ işlerim çiçek çiçek bozkırları/ bitmek bilmez günler/biraz zalim biraz hayın/ yüreğim kanlı bir Ortadoğu” (s.39)
Bu kez, başkaldırı, isyan, aşk, öfke, özgürlük, mapus, firar, şarap, şehir gibi sözcüklerle karakterize ediyor şiirini. “Bozkır” imgesinin şemsiye görevi yaptığı bu şiirlerde de “isyan, çığlık, öfke, direnç” gibi hem kendi şiirlerinin hem de insanın ortak ve evrensel dertleri sese dönüşüyor. Devrimci bir şairin şiirlerindeki aşk da öfke de hep sonsuz bir acıyı, bitimsiz bir özlemi ve güçlü bir direnci barındırır bağrında. Karşı cinse sevgisiyle, aşkı sosyal bir dönüşüme gebedir hep. Onunla iç içedir. İkisini de aşk düzeyinde, tutkuyla sever: “ahhhhh/ bir devrimi sever gibi sevdim seni.” (s.14). Entelektüel yalnızlığa dönüştürerek benimser, ehlileştirir: “şiir kokar mı hayat/ kafka’dan kalma/ içe dönük bir yalnızlıktır aşk”(s.16)
“Hayatın Saçağında” başlıklı şirinin içimde/içinizde yarattığı/yaratacağıduygu yoğunluğunu, özlemi, acıyı, yangını, şiirin bütününü okuyarak algılayın istiyorum:“/eğilmem aşılamaz dağ olsan/ sır çözülür dağ çiçeğinde/ sesim ölür/ ceylan bakışında/ at kayalıklara/ yılkıya…//aşksa aşk/ tatsız (mı) gece/ gamzelerin çimen pırıltısı/ söylesem dilim yanar/ sussam içim// bağırsam yankılanır sesim/ eğilmez başım// şehrin bulvarlarında rengin/ varoşların öfke// tütmez bacalar/ çılgın marinalar/ aç kediler// iki göz/ koydum duvara/ isyan çıkar mı/ bu sessizlikten/ iyiyim diyorum/ hayata mahcup olmamak/ için// git istersen…” (s.20)
Şiiri şiir gibi kotarmaya çalışırken, onun, ağrılarla, acılarla, ihanetlerle iç içe giren yaşamımıza ışık tutmasını, güç katmasını düşlüyor Şerif Temurtaş; bütün şaire giden yolun vicdanlı şairlerden, vicdanlı şiirlerden geçtiğinin bilincinde. Sanatın(şiirin) vicdanını temsil eden şiirleriyle özgün ve onurlu: “Öfke:/çağıl çağıl çağlasın Munzur/ şimşekler çaksın/ çat çat çatlasın tomurcuklar/ ey büyük kavga/ pat pat patlasın/ karabağ// ey büyük öfke/ büyük direnişi insanlığın/ ya içimdeki orta doğu/ Filistin// ey büyük öfke/ yokluğun ve açlığın büyük isyanı/ Haiti// taş olsa çatlar mı kalbim/ direnişi insanlığın/ kaç bin defa intifada işçilerin// söz bitti/ şiir intifada/ kavgada düşenlerin mevzisinde/ direnişçilerin…”(s.24)
Vicdanlı olduğu kadar da vefalı bir şair Şerif Temurtaş. Ülkemizin kültürüne, şiirine, devrim ve demokrasi savaşımına ömürlerini yatırmış A.Kadir, Hasan Hüseyin gibi şairlerimize şiirler adayarak onları anıyor, anımsatıyor: “hasan hüseyin korkmazgil’e: /duyumsamak seni/ okumak mıdır şiirini/ koklamak mıdır gülü/ yükseltmek midir/ türkiye’m diyen sesini/ kanayan yürekti/ yerkürede türkiye’m/ kanayan bi yürekti/ türkiye’mde/ hasan hüseyin.” (s.52)
Şerif Temurtaş’ın şirinde kusurlar, noksanlar da yok değil ama “…/ömrüm/ kalbimde/ usul usul yanan/ ateşi körükle” (s.52) diyerek şiir yolculuğunu, şiirini geliştirerek sürdüreceğine dair bir sözverimde bulunduğunu algılayarak sözlerimi gönül rahatlığıyla sonlandırıyorum.
[1] zemheriden sonra bahar, Şerif Temurtaş, Mühür Kitaplığı, 2013, 64 sayfa.
[2] güz çığlığı, Şerif temurtaş, Mühür Kitaplığı, 2014, 64 sayfa.