​ Serzeniş / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

17 Şubat '09

 
Kategori
Edebiyat
 

Serzeniş

Serzeniş
 

bu resmi çekebilmek için 30 km bisiklet pedalı çevirdim. yeni kitabımı yayınlarsam kapak yapacağım.


İnsan aynı ortamda kalem oynattığı birinin yazdığı kitabı veya kitapları merak eder; acaba ne yazmış, nasıl yazmış; hatta Cumhuriyet kitap ve Radikal kitap eklerinde eleştirileri çıkmış birinin kitaplarını, örneğin. Ama nerdeee… (Radikal'den kopyalanmış başka bir link: http://www.trabzonunsesi.com/news_print.php?id=21961 )

Merak etmediği gibi yine bazıları derin içsel saplantılı önyargılarıyla saldırıya geçmişlerdi kitaplarımın yayınlandığı günlerde. Saldırmayı kendilerinde bir hakmış gibi görüyor ama alıp okumayı akıllırına dahi getirmiyorlardı kitaplarımı.

İşte o yüzdendir, MB’a her zaman kuşkuyla baktım. Sanki burası düşüncelerin kaleme alındığı bir yer değil; sanki golf kulübü, gezi-tatil-sinema-yemek-gurme söylem yeri gibi geliyor bana. Sanki her şey güllük gülüstanlık ve bizler de keyiflerimizi yazıyoruz. Ne garip! Kendi dışındakilere kuşkucu ve önyargılı yaklaşmalar...

Bugün bir de okuyorum ki, sayın Elif Şafak benzer bir duruma göndermeler yapmış, “neden edebiyatçılar kendileri dışındakilerle ilgili değiller?”

İnanabiliyor musunuz, sayın Orhan Pamuk kitap önerilerinde sadece kendi yazdıklarını önermiş. Çoğu öyle. Emin olun kendilerini dönüp dönüp okudukları sonucu çıkıyor ortaya. Tipik benmerkezci, “ben oldum” psikozu.

Bir de taşın suyunu sıkanlar var tabi: binlerce kitabı hatmedeceğim diye hayattan kopmuş tipler. Sayın Oğuz Atay’vari döktürmelerdeler daha-henüz-. Özgünlük, yok!

Entelektüelizm ülkemizde bencil olmanın bir yolu. Artık her şeyi biliyorum, sizler de kim oluyorsunuzdalar. Bu durum kısırlığa yol açtığı gibi kokuşmuş, çürümüş bir edebiyat anlayışını da beraberinde getiriyor.

Ha, bir de medyanın topçu desteğini alanlar var tabii. Örneğin sayın Buket Uzuner. Daha kitabının mürekkebi kurumadan yeni kitabını tanıtıyor; tanıttırıyorlar; elimi sürmem. Bu da benim önyargı hakkım.

Verilenden-hayatın verdiklerinden- verilmeyeni çıkaramayan biri taşı sıkıp eritse ne olacak ki? Ortalık kitap cenneti ama okuyan yok. İşte sonuç.

Peki nasıl motive olunabilir? Yeni üretimler, kitaplar; okunmayacak satırlar… Anlamsız.

Adam ahkam kesiyor, on bin kitap okudum diye. Hadi, bana bir iyilik yap, şu iki kitabımı da listene ekle, sayı on bin iki olsun, hayır diyor.

Medya birbirini pohpohlayıp destekliyor. Kısırlık başlıyor, hep aynı tipler, aynı teraneler.

Yahu diyorum, küçücük dahi olsa bir iki kelime karalasan, ne olur? Adam Anadolu’nun bir kasabasında oturup iki kitap yazmış, ee, farklı da; ne olur yani bir iki laf etsen? Olur mu; adamlar ve madamlar düzenlerini kurmuşlar, benden bir çıkarları da yokken neden bahsedeceklermiş ki ne? Dünya hali…

Benimse ilgim git gide azalıyor, çünkü emek dönümü yok.

Aslına bakarsanız çok da hevesli değilim bu işe-yazma işine-. Hiç bir şeye tutkuyla bağlanmam; her şey gelir ve geçer, tıpkı hayat gibi.

Bu yazıyı ise sırf laf olsun diye yazdım. Tabii biraz da serzeniş var içinde.


not: bu yazı bencilliğim olsun: seçkim,

http://kitap.antoloji.com/zalimdi-zaman-kitabi/

 
Toplam blog
: 470
: 551
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..