​ Sevginin kokusu toplatır sevgilinin yerdeki saçlarını / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ağustos '06

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Sevginin kokusu toplatır sevgilinin yerdeki saçlarını

Sevginin kokusu toplatır sevgilinin yerdeki saçlarını
 

Aşk diyemeyeceğim ama sevgi böyle bir şey galiba.

İhanete uğradığını düşünsen bile, giden sevgilinin ardından, banyodaki saçlarını yerden toplayıp saklamaktır bence sevgi.

Gidişinin ardından, uyuduğu yastığı yıkamadan günlerce dolabın içinde saklayıp, geceleri uyurken sarılmak, sarılınca da derin nefesler çekerek kokusunu o yastıkta aramak da…

Ya da onun kullandığı parfümü kendi üzerine sıkıp, bütün gün ve gece boyunca kokusunu hep genzinde hissetmeye çabalamak da…

Veya, "O"nun verdiği gülleri bağlayıp, baş aşağı asıp kuruttuktan sonra, ayrılık acısına inat her dakika görebilesin diye sehpanın üzerine koyup, o güllere bakıp bakıp hüzünlenmek de sevgi.

Hepsi sevgi bunların ama hepsi de buram buram kokan sevgiler.

Sevgiden veya sevgiden arta kalan izlerden kurtulmaya, ya da tam tersine onları korumaya çalışırken de sevginin taşıdığı koku bizim için öylesine önemli ki! Sanırım hepimiz farkında olarak veya olmayarak sevginin kokusunu içimize çekiyor  ve tabii ki arıyoruz da ısrarla.

 

Biten bir sevginin izlerini korumaya veya o izlerden kurtulmaya çalıştığımızda dahi fark eden hiçbir şey olmuyor. Silmeye çalıştığımızda da, anımsamak için deliye döndüğümüz anlarda da hep koku oluyor ilk aradığımız veya ilk kurtulmaya çalıştığımız. Saçları, uyuduğu yastığı veya parfümü…Ya da sembolik olarak da olsa kokuyu temsil eden veya belki de hala o günlerin kokusunu çağrıştıran bir çiçek mesela… Güller gibi…. Hep "O"na ait kokuyu barındıran, "O" gibi kokan, "O" verdiğinde o zaman sevgiyle koklanan her şey.

Beş duyunun birden çalışması elbette ki çok önemli gerçek sevgiyi yaşayabilmek ve hissedebilmek adına. Gözler kesinlikle görmek, kulaklar ısrarla ve bıkmaksızın en güzel sevgi sözcüklerini duymak, dillerimiz bu sevginin tadına bakmak, ten(ler)imiz dokunmak ve dokunulmak için delicesine sabırsızlanıyor. Ama ya koku? Sevginin kokusunu alamıyorsa burnumuz ve aldığı kokuyu sevdiğinin olmadığı ortamlarda da aramıyorsa çok şey eksik kalmıyor mu sizce de?

İşte sırf bu yüzden "Özledim, teninin kokusunu özledim" diye besteler yapılıyor…

İki aşık ilk sarılma anında başlarını birbirine gömerek şiddetle birbirinin kokusunu çekmeye çalışıyorlar içlerine. Filmlerde bile sevgiliden gelen her şey, bir tutam saç, bir mektup veya bir hediye paketi… Hiç fark etmiyor. Hemen burna götürülüp delicesine bir hasretle koklanıyor.

Ama iki aşık veya iki sevgili olmak bir yana; en güzeli, dünyanın en saf, en karşılıksız sevgisi de koklayarak başlamıyor mu zaten? Dünyaya gözlerini yeni açmış bir bebe, annesinin göğsüne yattığında kokusunu ciğerlerine doldurup, daha sonra bu kokunun izinden sürmüyor mu sevgisini?

Belki de, koku ciğerlere doldurulduğu içindir, ayrılıkların ardından ciğerinin yanması insanın.. Kimbilir?

Doğduğumuzda alıyoruz sevginin kokusunu ilk ve doymamacasına, yıllarca, bıkıp usanmaksızın kokusundan sürüyoruz tüm sevgilerimizin izini. Sürüyoruz… Kokluyoruz…Seviyoruz!

 
Toplam blog
: 117
: 2206
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1969 İstanbul'unda açmışım gözlerimi bu dünyaya... Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, şimd..