- Kategori
- Psikoloji
Sevmek kadar güzel özlemek
Yokluğunda, bütün hislerimi karıştırıp, yeniden yoğurup, istediğim gibi şekillendirip güzel hikayeler çıkarıyorum ikimiz hakkında. Bütün yokluklarda olduğu gibi sinir eden herşeyi ayıklıyorum, pirincin içindeki taşları ayıklar gibi özenle. Yine de kırılganlıklarım, ağır gelenler, canımı acıtanlar aklıma geldiğinde kapatıyorum gözlerimi. Şimdi havalar çok güzel onun için güzellikleri hatırlama zamanı. Şimdi sevdaları enerjiyle üretme zamanı. Yakında kuluçkalar çıkarır yavrularını yumurtalardan. Şimdi yeniden canlanan doğaya uyarak herşeyin kıymetini bilme zamanı. Özlemek sevmekten daha mı güzel ne? Tek tek, lif lif ayırabiliyorsun kendi kendine kaldığında bütün hissettiklerini.
Kilometrelerce yürüdüm dün akşam. Sen yanımdaymışsın gibi mutluydum. Özlemenin asıl güzelliği, sadece sevginle başbaşasın. Hissederken güçlendirdiğin bütün duygularının akordlarını istediğin gibi ayarlayabiliyorsun da üstelik. Melodinin makamı, sözlerinin nerede-ne zaman söylenmesi ve yönlendirilmesi senin ellerinde. Hatta öyle çok özlüyorsun ki, özlemin geçiyor sevdanın çok ötesine ve olmasanda olur tarzı bir ruh hali.
Şaka yaptım, lafın gelişi son söylediklerim, olmasan olabilir mi bu güzel özlem? Ya bu çocuksu bekleyiş? Kendimi avutma oyunları bunların hepsi ama özlemek de güzel ya. Yoklukların en güzel tarafıysa beklentilerin de ortadan kalkmaları. Beklenti olmayınca sen sevgini beslemek için güzellikler dolduruyorsun aklına gelen her ana. Mevsim çiçeklerinin bütün kokularını harmanlayıp savuruyorsun, savrulmaların uzanabileceği tüm noktalara, hatta cadı kazanlarında senin için kaynatılan kötülük bulamacına bile kızamıyorsun. Kendin ve hislerine sahiplik eden kişiye duyulan özlem ikilisi başbaşa mutlu-mutlu değil ama huzurlu bir birliktelik yaşıyorsun gürültülerden uzak.
Biryerlerde gitar solo çalıyor sen geliyorsun aklıma. İçim ısınıp aydınlanıyor birden. Yüzümde bir gülümseme varmış gibi yayılıyor kaslarım. Gülümsemeler güzel şeyler hatırlatır her zaman. Güzel düşüncelerin etrafında dans ediyorum bir balerin edasıyla. İlkyaz mevsimine çeyrek var, en güzel zamanları yaşıyoruz bana göre. Bu ay bizim ayımız, papatyalar ve biz, gözlerimizle gülüyoruz birbirimize. Dikenlerini ayıklayıp sunuyorum gülleri koklaman için hayallerimde, gerçek hayat için asla böyle bir söz verememem ne komik değil mi? Hava güzel, geniş ve rengarenk güllerle ve tomurcuklarla dolu bir bahçedeyiz seninle zamanın tüm telaşlarından arınmış olarak.
Sana bu manzarayı göstermek istemiştim diyorsun omuzumun üzerinden, geçen sene bu zamanlar, kolların dolanmış sarmaşık gibi boğazıma. Boğaz’ın beni gerçekte neyin etkilediğini bilmediğim o muhteşem görüntüsü karşısında, ayaklarımız yalınayak seyrediyoruz manzarayı. Kafamızda kavak yellerini kıskandıran bir sevda rüzgarı. Rüzgar, hanımeli kokusu getiriyor biryerlerden, kokunun yerini tespit için çeviriyorum kafamı, gözlerim radar hassasiyetinde ama göremiyorum hanımeli kokusunun yayıldığı merkezi. Gözlerim gözlerinle karşılaşıyor, görmüyorum ama kızardığımı hissedip kapatıyorum gözlerimi. Ciğerlerimde, içime çekerken tek tek ayrıştırdığım mevsim kokusu, ağaçların, çiçeklerin, mantarların... Yüreğimde de, hiç ayrıştırmadan kabul ettiğim sen.
Yokluğunda küçük mektuplar yazıyorum sana. Tabi ki okutmayacağım, beni asıl neşelendiren senin o mektuplarda neler yazdığını merak eden tavırların. Madem okutmayacaksın neden söylüyorsun diyen sesin. Rahatlama yöntemim bu diyorum bilmiş bilmiş. Ermişlerin az konuşan tavrını takınmaya çalışıyorum ama beceremiyorum. Ermişlik kim ben kim? Ben ve susmak ne mümkün. Ağustos böcekleri gibi bütün ayrıntıları anlatıyorum sana. Sende konuşsana diyorum, seni dinlemeyi seviyorum diyorsun. Bir şey varmış da siliyormuş gibi dolaşıyor parmakların suratımda usulca. Görmüyorum ama kızardığımı hissedip kapatıyorum gözlerimi.
Özlemek, körüklüyor kıyıda köşede kalmış tüm kıvılcımlarımı. Sadece sana karşı değil hayatın bütününe karşı. Havaların gidişatı Kınalı’yı Heybeli’yi de özlettiriyor seninle birlikte. Tüm martı seslerini pür dikkat dinliyorum senden bir haber getirdiler diye. Bu kuşlar senin bulunduğun ülkeden geliyorlar galiba, ben kuş dili biliyorum ama bunların ne dediklerini anlayamadım.
Beklemek de güzel, özlemek de, özlediğinin gözlerinde de çok özlediğini gördüğünde. Mor elbiseleriyle, yemyeşil bir manzaranın içinde kahve içen güzel kadınların görüntülerinin resmedildiği tepside iki fincan Türk Kahvesi var. Biri sade, senin için, gel de birlikte içelim kahvemizi.
Kevser Şekercioğlu