- Kategori
- Kişisel Gelişim
Sıfırdan Sonsuza Ulaşmak
Sıfırdan sonsuza nasıl ulaşıldığını öğrenmek ister misiniz? İşte size çok çarpıcı üç yaşam öyküsü…
1848’de bir ilkokul öğretmeni, Almanya’nın Vöhl şehrinin Hessen bölgesinde bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Okula devam ettiği yıllarda ilgisini en çok çeken ders kimya idi. 17 yaşına geldiğinde, Batı Almanya'nın gelişmekte olan endüstri bölgesi sayılan Elberfeld'e gitti. Çıraklık eğitimini bir boya ve lake fabrikasında tamamladıktan sonra, burada asli eleman olarak işe alındı. Çok kısa bir süre sonra bu şirketin imza yetkili müdürlüğüne yükselmeyi başardı. 1873'te evlendi. 1874'te işinden istifa etti ve bir kimyasal madde ve boya toptancısına ortak oldu. İki yıl sonra potas silikatı ile soda karışımından bir çamaşır tozu geliştirdi. Bunu piyasaya sürmeyi düşündü ancak gerekli parasal olanaklara sahip değildi. Geliştirdiği ürüne olan inancı ile kendisine iki ortak buldu ve 1876 da beraberce bir çamaşır tozu fabrikası kurdular. Çalıştıkları yer Aachen'de bir evdi ve sadece 3 elemanları vardı. Hemen tozun üretimine başladılar. Genç adam ürün piyasaya çıkar çıkmaz gazete ve dergilere reklam verdi. Kısa bir süre sonra da ürününün adını bir kişilik yansıtması için kendi adıyla değiştirdi.
1878 de işini Düsseldorf'a taşındı. “Ağartıcı Soda”sı ile başardığı işler hızla ilerlemişti. Girişimci bir ruhla yeni ürünlere eğildi. 1880 li yıllarda hammadde ve kimyasal madde ticareti ile uğraştı ve çay işine girdi. Rakip şirketlere, reklam ve yeni ambalaj yaklaşımıyla kafa tuttu. Çayını, yalnız aromayı korumakla kalmayıp, ayrıca reklam alanı olarak da kullanabildiği, bir teneke kutu içinde satışa sundu.
3 elemanla bir evde başlattığı işin yıllık cirosu 1899'da milyonu aşmıştı. O sene Düsseldorf-Holthausen'de önceleri onda birini bile kullanmadığı 55.000 metre karelik devasa bir fabrika arazisi satın aldı. 1905’te 100’den fazla çalışanı vardı. 1907 yılının Haziran ayında gazetelere verdiği küçük ilanlarla müşterilerine "bir seferlik kaynatma ile, zahmetsizce, çitilemeden bembeyaz pırıl pırıl çamaşır" sağlayan yeni bir çamaşır tozu hazırladı. O döneme göre muazzam sayılan 1 milyon marklık bir reklam bütçesiyle, çamaşırı kendi kendine yıkayan dünyadaki ilk deterjanın piyasada tutunmasını sağlayabildi. Böylelikle Almanya'nın günlük bir gazetesinde tam sayfa bir ilan verdi ve beyaz güneş şemsiyeleriyle bembeyaz giysiler içinde büyük kentlerin kalabalık caddelerinde dolaşan adamlardan bir ekip kurdu. Bu farklı kampanya öyle başarılı olmuştu ki, cirosu altı yıl içinde “50 misli” artarak 30 milyon marka ulaştı.
Bugün birçoğumuzun evinde onun rüyası ve azmiyle ortaya çıkmış temizlik ürünleri kullanılıyor. “Persil” dendiğinde bilmeyen yok ve bu rüyanın çalışkan sahibi, ürününü tutkuyla geliştirmiş ve kendine özgü reklam stratejileriyle dünyaya kabul ettirmiş Fritz Henkel’den başkası değil.
Şimdi Düsseldorf’tan Kansas City’e doğru bir yolculuğa çıkalım. Birinci Dünya Savaşı’nı takip eden yılların birinde burada bir genç karikatür çiziyor ve gazete gazete dolaşarak bunları satmaya çalışıyordu. Resim yapmaya ailesiyle birlikte bir dönem yaşadığı Missouri’deki bir çiftlikte başlamış, daha sonra çizim dersleri alarak kendini geliştirmişti. Onu sürekli daha elle tutulur işler yapması için yönlendiren hasta babasına ve ailesine bakmak için türlü işler denese de, karikatür tutkusundan vazgeçememişti. Oysa tüm yazı işleri müdürlerinin yorumu aynıydı: “Karikatüre yetenekli değil gibisin, neden bu işi unutup başka şeyler denemiyorsun?” Bu onun hayatının rüyasıydı. Nasıl unutabilirdi ki? Karikatür geceleri rüyalarına giriyor, onu kendine daha da bağlıyordu. Nihayet bir kilise rahibi kilisedeki faaliyetleri resmetmesi için küçük bir ücret karşılığında onu işe aldı. Ama bir stüdyoya ihtiyacı vardı. Hem uyumak, hem de resim çizmek için. Kilisenin fareler tarafından istila edilmiş eski bir garajı vardı. Orada küçük bir odada yaşamaya başladı. Biraz besleyerek kendisine alıştırdığı farelerden birini saatlerce izliyor ve ona dans gibi gelen hareketlerini sayfalara döküyordu. O günlerde genç adam ve faresi günün birinde ulaşacakları muazzam şöhretten habersizdiler.
Walt Disney tutkusunun peşini hiç bırakmadı. O eski garajda arkadaşlık ettiği sevimli farenin ilham verdiği Mickey Mouse’un ünlenmesinden sonra kardeşiyle kurduğu “The Walt Disney Company”, şu an 30 milyar dolar gelirli bir dev. Ona başarısının sırrını soranlara “işini sevmek ve dört elle sarılmak” cevabını veren Disney’in 48 kez Oscar, 7 kez de Emmy adaylığı bulunmakta. Ürettiği filmler, çocukların hayallerini süsleyen Disneyland ve Walt Disney Resort parklarından bahsetmeye gerek var mı? Ölümünden sonra kurulan Florida’daki Walt Disney World parkını ömrü yetip de göremediğini söyleyen kişilere kardeşinin cevabı şöyle olmuş:
“O tüm bunları görmüştü zaten.”
Disney’i sevgiyle andıktan sonra, bir yolculuk daha bekliyor sizi. Ohio’ya gidiyoruz bu defa. 1847 senesinde yedi çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu olarak dünyaya gelen bu kişi Michigan’da ilkokula başladıktan 4 ay sonra algılaması yavaş diye okuldan uzaklaştırılmıştı. Annesinin ve çeşitli öğretmenlerin eğitimini üstlendiği bu dönemde evlerinin kilerinde bir kimya laboratuarı kurdu. Burada kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. Geçirdiği ağır bir hastalık sonrasında kulakları artık ağır işitiyordu. 12 yaşında bir trende dergi ve meyve satıyor, bir yandan da trenin yük vagonunu yerleştirdiği küçük bir baskı makinesi ile haftalık bir gazete basıyordu. Bir gün içinde kimyasal madde bulunan bir kap patlayıp vagonda yangın çıkınca hem trendeki işinden oldu, hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı. Telgrafçılık öğrenmeye karar verdi ve sonraki beş yıl boyunca birkaç telgrafhanede çalıştı. 1868’de bir atölye kurdu. Yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca parasız ve borçlu olarak New York’a gitti. 1876 da Graham Bell'in geliştirdiği ve kendisinin ses dalgaları dinamiği üzerinde yaptığı çalışmalar sonuç verdi ve 1877 yılında sesi kaydedip yineleyen gramofonu buldu.
Bu buluş, onu uluslararası platformda ün sahibi yaptı. 1878 yılında, o zamanlar kullanılmakta olan 500 mum gücündeki ark lambasının üzerinde geliştirme çalışmalarına başladı. Hedefi arktan daha güvenli ve daha ucuz bir yöntem geliştirmekti. Çalışmalarını finansal açıdan devam ettirebilmek için kampanya başlatıp önde gelen iş adamlarının da desteğini alarak kendi adını taşıyan şirketini kurdu. Flaman olarak kullanabileceği bir metal tel için tam 13 ay boyunca çalıştı ve nihayet 1879’da karbon flamanlı elektrik ampulünü buldu. Sadece 4 ay gidebildiği okulundan “algılaması yavaş” diye uzaklaştırılan bu adam, tahmin edeceğiniz gibi 1881’de bütün New York sokaklarını sonra da tüm dünyayı keşfettiği ampullerle aydınlatan Thomas Alva Edison’du.
Henkel, Disney ve Edison…Günün birinde bir kahve içmek için bir araya gelselerdi, ne konuşurlardı? Biri kendi kendine yıkayan çamaşır deterjanının, diğeri dünyaca ünlü Mickey Mouse’un, öteki de dünyalarımızı aydınlatan elektrik ampulünün babası olan bu üç adam hangi ortak noktada buluşabilirdi?
Onlar yüreklerinde can bulan hayallerinin gerçek olabileceğine inandılar, önlerine çıkan türlü engel ve olanaksızlıklara rağmen o hayalden vazgeçmediler ve sürekli çalışarak, geldikleri noktalarla yetinmeyerek, kendilerini hep daha ileriye doğru geliştirerek yaşadılar. Sıfır sermaye ile başladıkları serüvenleri onları, ölümlerinden yıllar sonra bile saygıyla anılan isimlerini devleştirerek sonsuzluğa taşıdı. Fritz Henkel 1874’te hayalindeki çamaşır tozunu geliştirmek için işinden istifa etmeseydi, Walt Disney onu defalarca geri çeviren yazı işleri müdürlerinin sözlerini ciddiye alsaydı, Thomas Edison icat ettiği kayıt aygıtının patentini satamayınca beş parasız ve çaresiz başka bir iş aramaya koyulsaydı insanların yaşamında neler değişirdi acaba?
İkisi Amerikalı, biri Alman bu üç deha, o gün kahvelerini yudumlarken tutkuyu, başarıya olan inancı ve asla vazgeçmemeyi konuşurlardı. Ve bu üçlünün ittifakından kim bilir başka hangi icatlar doğardı?
Tutkuyla, inançla, azimle başarmak üzerine yorum ve hikayelerinizi bekliyor, önümüze çıkan engellerin bizi henüz bilmediğimiz bir dünyaya taşıyacak kaldıraçlar olabileceğini hatırlatmak istiyorum.
Beril Atakul
İş ve Kişisel Yaşam Koçu