Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
608
 

Şiirde yanılsamalar 1: Sözcüğe takılma

Şiirde yanılsamalar 1: Sözcüğe takılma
 

Başlık doğru mu bilmiyorum. Belki “Şairin Yanılsamaları” ; yada “Şiirde Yanılmalar” , demeliydim . Ne demek bu ? Bu, şiirde bazı önyargıların şiir yazmada, yazma eyleminin önüne geçmesi demek. Eğer “şiir ancak böyle yazılır, ” diyorsak ve bu anlayışımız genel kabullerin dışına düşüyorsa, orada bir çok itirazların olması kaçınılmazdır. 

Şairler (veya kendini şair sayanlar) bir takım önyargılarla şiire başlarlar mı? Bazısı için “Evet, doğrudur, ” diyebiliriz.. Bazıları ise daha geniş görüşlüdürler. Kendi kendilerine çizdikleri çizgi çok daha geniştir, daha rahat ederler . Çizilen kesin çizgilerden bazı örnekler vermek mümkün müdür? Bakın bazı önyargıları, tanıyabilecek misiniz?: 

Örnekler :
1.Şiir ancak “Aruz “ kalıbıyla yazılırsa şiir olabilir.
2.Şiir yalnızca dörtlüklerle yazılabilir.
3.Şiir ancak “Sevgili”ye yazılan, “Aşk” şiirleridir.
4.Şiir sözcüklerle yazılır.
5.Şiir bir davayı savunmalıdır... 

Bütün bu düşünceler şiirde öncelikle ele alınabilecek bazı ön-yargıları, ön kabulleri gösterir. Gerçek bir şairin içinde “biçem”i oluşturabilecek bazı yapım kalıpları olmakla birlikte, şiir mutlaka şöyle olmalıdır, diye bir ön yargıya rastlanmaz. İşini ciddiye alan şair kişi, değişik denemelerde bulunmaktan kaçınmaz. Ama her şairin denemeleri , mutlaka kendi çağıyla, çevresiyle ve “moda” alışkanlıklarla çerçevelenmiştir. Günümüzde artık, “Aruz” kalıbıyla, ve Osmanlıca sözcükler, biçemlerle şiir yazmaya çalışıyorsak, çağımızdan habersiz sayılırız. Dolayısıyla, ne yazık ki “okuyucu”muz da olmaz veya çok sınırlı sayıda olur. 

O zaman şairi ve hedef kitle olan okuyucusunu yanıltabilecek olan yanılsamalar neler olabilir. Bunlardan bir kaçını şöyle sayabilir ve açabiliriz: 

1.Sözcüğe takılma .
2.İmgeye takılma.
3.İdeolojiye takılma.
4.Ustaya takılma.
5.Belli temalara takılma.
6.Belli kalıplara takılma. 

Takıntılar aslında her normal insanda da olabilir. Hayatta belli kabullerimiz vardır. Onun dışındaki olguları hiç bir zaman "Olabilir" diye kabul etmeyiz. Bu bizim "Şiir kabullerimize" uymaz . Onun için, o tip yazılmış bir yazıyı yada şiiri dışlarız, "Olmaz" deriz çıkarız. Oysa "Olmaz" demeden önce biraz düşünsek; o tip düşünme biçiminin de olabileceğini belki kabullenebiliriz. En azından "Hoş görebiliriz".. Bakalım "Şiir" alanında neleri kabulleniyoruz. Neleri dışlıyoruz: 

1.Sözcüğe Takılma : 

Bazı şairler (özellikle günümüz şairleri) şiiri sözcük düzeyine indirmişlerdir; şiirin ancak sözcüklerin sihirli güçleriyle yazılabileceğini savunmuşlardır. Belki savunmamışlardır ama ortaya konan yapıtlar bunu gösterir. Şair sözcüklere önem vermektedir; onlarla oynamaktadır. Şiir sözcük düzeyinde dönüp duran bir oyundur.
Hasan Bülent Kahraman' sözcük konusunda şöyle bir tanım veriyor: “Sözcükler gerçekliğe tekabül eden birer imdirler. Fakat, sözcüklerin kendilerine ait gerçeklikleri yoktur. Boşluktadırlar. Toplumsal uzlaşmayla oluşmuşlardır.” (1) 

Doğan Aksan’ın sözcük tanımı ise : "Kelime olmadan düşünce olamayacağına, kelimeler kavramlarla birlikte oluştuklarına ve kelimenin ses yönü ile ruh-düşünce yönü birbirinden ayrılmadığına göre, anlam konusunda kelimeyi esas alarak ondan hareket etmek, kavramı, çeşitli anlamları ona bağlı olarak açıklamak yanlış bir tutum olmamalıdır.” (2) 

Şiirin toplumsal baskılar sonucu darboğazlara girdiği zamanlarda şairler de geri çekilirler (bir bakıma ricat ederler) ve şiirin boyutlarını “sözcük” düzeyine indirirler. Ondan sonrası sonsuz bir oyundur. Sözcüklerle şair durmadan oynar; sözcüklere bam başka anlamlar yakıştırır; bu da sözcüğün anlamından kurtulması, yani ‘sözcüğün devrimi’ demektir. 

II.Dünya ertesinde Avrupa’da değerler düzeni alt üst olmuş, sanatçılar yeni akımlar keşfetmenin ve yeni kaynaklar bulmanın peşine düşmüşlerdir. Şiiri parçalayan ve sözcük düzeyine indiren bu akımlardan biri de “Dadaism” dir. Dada ya da Dadaizm, Birinci Dünya Savaşı sırasında Zürih’te başlayan, 1916 – 1920 yılları arasında etkinliği doruk noktasına ulaşan bir kültürel harekettir. Dönemin şairleri, Dadanın sözcüklerine kadar ayrıştırdığı dili harflere varıncaya değin parçalayıp bozmayı amaçlar. Bunun için yüz otuz sesten oluşan bir alfabe icat ederler.”(Ali Artun) 

Şiirde dili sözcüklere dayayan bir başka akım ise Futurism’dir. Bu akımın öncüsü İtalyan şair, Filippo Tommaso Marinetti'dir. Marinetti’nin 1909’de Paris’te "Le Figaro" gazetesinde yayımladığı (Fütürizm Bildirisi) gelecekçiliğin manifestosu oldu. Eserlerinde mantıklı cümleler kurmayı reddeden gelecekçilerin parolası, "sozcüklere özgürlük"tü. Ezra Pound, D. H. Lawrence ve Giovanni Papini de bu akımdan etkilenen yazarlardı. 

Lettrism ise Paris’te 1940’ların ortalarına doğru bir Romanyalı göçmen olan Isidore Isou tarafından başlatılmış bir akımdı. Isou ‘ya göre bir şiirin en temel ögeleri, onun içinde kullanılan “harfler”di. Öyleyse yeni şiir harflerin yeniden düzenlenmesiyle ortaya çıkacaktı. Bazı DADA’cı ve Futurist şairler , örneğin; Apollinaire (Calligrammes) ve Marinetti (Zang Tumb Tuum.) adlı şiir denemelerini bu düşüncelerden hareket ederek yazmışlardı. 

Türkiye’de şiiri sözcük düzeyine indiren şair deyince belki de akla ilk gelen isim İlhan Berk’tir..Örneğin : (Mısırkalyoniğne) kitap başlığı bile , toplama sözcüklerin rastgele bir araya getirilmiş olması gibi bir hava yaratmaktadır. Anlam ikinci plandadır. Bu yolla şiirde düzenli kurgulamalı anlam darmadağınık olmuş, Şairin yazdığıyla, okuyucunun anladıkları arasında dünya kadar mesafe ortaya çıkmıştır. Bu bir anlamsızlık mıdır ? Poetikasında "şiir bir şey anlatmaz, anlaşılmak için de değildir zaten, " diyen şair İlhan Berk , “Çivi Yazısı” adlı kitabında ve diğerlerinde şiirin “anlamsızlığını” savunması yanında aslında “İkinci Yeni” şiirinin uç beyi olarak , sözcüklere dayanan ve oradan çok anlamlığa ulaşan bir şiir eri olup çıkmıştır. 

Asaf Halet Çelebi'nin şiirlerinde yer yer “lettrism” çağrışımları görünür. “He” , “Lâmelif (1945) “; “Om Mani Padme Hum (1953)” . adlı kitaplarının adları bile Türkçe’ye farklı bir açıdan yaklaşan şairin deneme tarzını gösterir. Çelebi, Hind Mitolojisi’nden aldığı bazı sözcükleri belli bir hava yaratmak için şiirlerinde bol bol kullanır.
Hüseyin Cöntürk’e göre Ece Ayhan şiiri de, anlamı rastlantıya bıraktığına göre toplumcu amaçlara pek yaramayacak, egemenlik olsa olsa sanat kaygısında olacaktır. Ayrıca, bu tip şiir, sözcükleri toplum dilinden ve geleneksel şiir dilinden çok farklı bir düzen ( ya da düzensizlik) içinde kullandığına göre, bir çeşit aşırı “antiphony” şiiri olduğuna göre, toplumun egemenliğini kaldırmış yahut sıfıra yaklaştırmış oluyor (Hüseyin Cöntürk). Ece Ayhan’da şiirde sözcüğe ağırlık vermiş, anlamı alt üst etmiş, İkinci Yeni şiirinin uç beylerinden biri olup çıkmıştır. 

Ümit Yaşar Oğuzcan , diyor ki : “Harfler genellikle tek tek bir anlam taşımazlar, bir araya gelince sözcük olur, anlam kazanırlar. Yine de tek başlarına kuru ve yavandırlar;çoğu zaman. Yukarıda belirttiğim gibi:bir araya gelince anlamları daha bir güçlenir bütünleşir. Böylece bir şiirde sözcük dizileri mısra, mısra dizileri de şiir olur. Fakat sadece anlam taşıyan sözcükler dizisi değildir şiir. Sözcükler bir araya gelerek yalnız şiire özgü bir ses düzeni, bir uyum da kazanırlar. Şair dağarcığındaki bütün sözcüklerin ses ve anlam olarak değerini bilen ve bunu yanılgısız uygulayan kişidir. (http://www.spypasha.com/

H.Cöntürk, diyor ki; “Ben “Şiir kelimelerle yapılır, kurartılarla değil” sözünü de doğru bulmuyorum. Biçim kelimelerin yan yana gelmesiyle kurulur ama, bir şeye, öze, dönük olarak kurulur. Özleri değiştirmeyen, onları şiirsel etmeye çalışmayan biçimler şiirsel değildir. Ya nesirdir , ya da bir mukavemet pıhtısıdır…” 

Orhan Murat Arıburnu’nun şiirinin adı : "Zampok Eyin Pi” dir. Ne demek , Zampok Eyin Pi , hiçbir anlamı yok mu? Bir de tersinden okumaya çalışın bakalım. Yani, iş sözcük düzeyinde oyun kurgulamaya kadar inmişti. Bu konuda özellikle İkinci yeni şairleri ellerinden geleni yaptılar. 

Şiirin ilk birimleri harfler, sonra sözcükler olabilir. Ama şiiri sadece bu birimlere dayayıp, anlamı gözardı edip , yeni bir şiir kurgulama serüveni çok uzun boylu süremez. Çünkü, sonunda insanlar , “Bu şair, bu şiirinde ne demek istiyor?” diye soracaklardır. Bu soruya eninde sonunda tatmin edici bir yanıt verilmezse, okuyucu, bilmece çözmekten vazgeçecek, böyle bir şiir anlayışını reddedecektir. Anlam, iletişimin önemli bir parçasıdır. Sonuçta bir anlam elde edilmiyorsa, şiir oyunu bir çeşit bilmece-bulmacaya dönüşür ki, sağduyulu okuyucu böyle bir şiirin ardından sonsuza dek koşamaz. 

Okuyucu, anlamlı şiirler bekliyor şairden. 


1.H.Bülent Kahraman, Sanatsal Gerçeklikler olgular ve Öteleri, Everest, 2002, sh.21 

2.D.Aksan, Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, AÜDTCF yay.1971, sh.21 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 837
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster