- Kategori
- Deneme
Şiire dair
Yaz mevsimi, şiire erken bir sonbahar sarılığında çöktü. Ahmet Uysal, Hulki Aktunç, Didem Madak ve Seyhan Erözçelik’in sonbahar yapraklarına düşen, sessiz ve erken vedalarına şimdilerde dostları alışmaya çalışıyor. Onlar şiirin kalabalık sesini sessizce giyinerek giderlerken biliyorlardı ki tenlerinden çıkmayacak paltolarıydı, dizeleri. Yaşamsa hızla akıyor günün penceresinden. Şimdi geride kalanlar yaşam için şiir için neler yapacaklar, hangi sözcükleri çoğaltacaklar, hangi güzelliklere emek dokuyacaklar diye düşünürken, bir tek kötünün olmadığı hep iyi insanların yaşadığı yeryüzü hayal ettim. Elbette an’lık bir hayaldi bu. Hayali bile kısa sürüyor. Dünyamızda kötünün de iyinin de uyarıcı rolleri vardır. Yaşamda hep kötüler olsaydı dünyanın kaburgaları kuşkusuz daha erken çökerdi ama kötünün hiç olmadığı bir dünyayı da hayal etmek yanlış. Çünkü dünyada kötülere de ihtiyaç var. Onların yokluğu bazı şeylerin sonunu daha çabuk getirebilir. Nasıl mı? İnsanı daha güzele daha iyiye harekete geçirme güdüsünü hep kötüler tetikler. Öncelikle kötüler olmasaydı iyiyi ayırt etme yeteneğimiz de oluşmayacaktı. Koruma ve korunma duygusu eksik gelişeceğinden insanlar doğdukları ortamları değiştirmek, geliştirmek derdine düşmeyeceklerdi. Her şeyin ortak kullanıldığı bir dünyada kilitli hiçbir şey olmayacaktı. Ama yine de dengeli bir hırsa yeryüzünün her zaman ihtiyacı var. Kötüler ve kötülükler insana tedbirli olmayı öğretti. Tedbirli olmak artık insanoğlunun bir gerçeğidir. Küçük yaşlardan itibaren yaşamın devamı için tedbirli olmayı öğreniyoruz. İyi ve kötü sürekli dengede tutulurken tedbiri de her zaman yanımızda tutacağız. Bu dengeyi sağlayabilmektir insanca yaşamak.
Dünyadaki değişim hızı, durmadan kendini katlayarak ilerliyor. Hiçbir şey olduğu gibi kalmıyor. Sesimizdeki günaydın sözcüğü de her defasında farklı bir tonla buluşuyor yeni günle. Bu hıza ayak uydurmak, sanatsız olanaksızdır. Böyle olmasaydı yaşam makineleşmiş bir metal yığınına dönerdi. Edebiyat dergilerinin bir görevi de insanları bu makineleşmenin soğukluğundan, estetik değerleri çoğaltan bir sıcaklıkla kucaklamaktır. Bundandır her yeni çıkan edebiyat dergisi önemlidir, değerlidir. Makine seslerinin arasına sıkışan insana sıcacık bir eldir edebiyat. Sanatçılar, kalemlerini güzelliklere yontarlar. Olumsuzlukları yapıtlarında imleyerek, iyiyi güzeli önerirler. Sanat, insanlığı kucaklamak için bir im’dir.
Dünyayı tanıdıktan, bilgi birikimimizi çoğalttıktan sonra beğenmediğimiz yanlarımızı refüze ederek yeniden, kendi içimizden yeni bir ben yaratarak doğuyoruz. Beyin tazelenmesi bir doğumdur bu. Evrenin nedeni, çoğalmak yenilenmektir. İnsan da her gün birikimine yeni birikimler katarak kendini yeniliyor. Bu gerçeği fark edemeyenler; yaşama, kurulu bir makine gibi bakarlar. Doğdular, yaşıyorlar ve ölecekler. Bilimin gerçekliği her gün yeni basamaklar ekliyor teknolojiye. Her gün yavaşça değişiyor dünyamız ve dünyalı. Bu değişim her alanda olduğu gibi edebiyatta da birikerek çoğalıyor. Sürekli yeni yazarlar yeni şairlerle tanışıyoruz. Umutlar, daha iyi bir dünya için açıyor, kalemlerinin ucunda. Acıları, özlemleri düşlerle yer değiştirmek, anlık bir iş değildir. Bunun için tecrübe, bilgi ve yeteneğe zamanla yaratıcılık da eklendiğinde kim bilir yazının estetik diliyle ne güzellikler önerecektir, geleceğin yazar ve şairleri… Bunları düşündükçe gelecekte okuyacağım yazılar ve şiirler için şimdiden çok heyecanlanıyorum. Ötekinin heyecanı koşarak bana da bulaşıyor. Böyle olmasaydı dergi yayımlamak çok sıradan ve monoton bir iş gibi durabilirdi masamın başında.
Güzel ve estetik olan insanları etkiler. Hoşa gider, haz uyandırır, iyi duyguları hareketlendirir. Ötelerdeki güzellikleri hissetmemize neden olur. Sanatçı, ötekilerin düşünmediği iyi, güzel imleri, kaygıları, estetik düzen içinde sunandır. Böyle düşünerek çıkarıyoruz KURŞUN KALEM’i. Birkaç sayıdır Salvador Dali’nin resimlerini kapağımıza koyuyoruz. Çünkü yaşamın yansıttığı, estetik ve felsefenin en güzel buluşmalarıdır Dali’nin resimleri. Resimlerine bakarken onlarca şiir onlarca öykü okuyor gibi oluyoruz.
18-25 Eylül arası Yalıkavak’ta tanıştığımız emekli konsolos Ülkü Başsoy bize fotoğraf albümünü gösterme inceliğinde bulunmuştu. Albümdeki zeytin ağaçlarının bir heykeltıraş tarafından yapılmışçasına estetik duruşları çok ilgimizi çekmişti. İspanya’nın Mallorca adasında Ülkü Başsoy tarafından çekilen ilginç zeytin ağaçları fotoğraflarından bir tanesini siz okurlarımızla paylaşmak üzere bu sayımızın kapağına koyduk. Dileriz biz insanlar da gün gelir, zeytin ağaçlarının köklerinin birbirlerine sarılışı kadar içten dostluklar kurabiliriz…