​ Sır 4.bölüm / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '09

 
Kategori
Öykü
 

Sır 4.bölüm

Sır 4.bölüm
 

"RESİM:ALINTI"AŞK YAKAR HİÇ BEKLENMEDİK ANDA HATTA KAVURUR DERİNDEN DERİNDEN.ATEŞ OLUR, KÜL OLUR.


“Hiçbir zaman sevgimden şüphe etme, benden ayrı durma Can Damlam. Her ne olursa olsun hep yanımda ol.” demişti Selim. Tuana’nın zihninde dolanıyordu bu cümle… Düşünceleri Selim’e bir şekilde ulaşmış mıydı yoksa? The Secret’ta yazdığı gibi.

“Belki.” diye düşündü kız ve yaşlı adamın yaptığı şarap servisi ile dünyaya yeniden döndü sanki.

“ Balıklarınızı hemen hazırlatıyorum. Kiremitte alabalık.”

Selim başı ile onayladı yaşlı adamı. Gözleri ile o parçayı koymalarını işaret etti. Ve yazdan kalma bir melodi yayıldı mekâna.

“Biliyor musun aşkım? Seni kollarımın arasına almak için sabırsızlanıyorum.”

Tuana kızaran yanaklarını gizlemek istercesine başını önüne eğdi. Selim usulca çenesine dokunarak gözlerini, gözlerine odaklamasını sağladı kızın.

“Hadi sevgilim.” diyerek kızı belinden kavradı ve hemen masalarının yanında alıverdi kollarına.

“Akdeniz akşamları bir başka oluyor

Hele bir de aylardan temmuz ise bambaşka “

“Selim…Bu bizim şarkımız…”

“Evet aşkım. Bizim şarkımız.”

“Sahilde insanlar kol kola sımsıcak

Coşmamak elde mi böyle bir akşamda.”

O güzelim temmuz ayına gitmişti şimdi ikisi de… İlk bu şarkıda dans etmişlerdi. İlk defa bu şarkıda birbirlerine bu kadar yakın olmuşlardı. Kalpleri deli gibi çarpmıştı. Biliyorlardı bedenlerine, zihinlerine nasıl bir duygunun, nasıl büyük bir sevginin yerleştiğini. Kelimelere dökülmemişti belki ama ikisi de bu şeyin ne olduğunu biliyordu şüphesiz.

“İşte ben böyle bir akşamda âşık oldum.” diyordu Haluk Levent.

Yaklaştı Selim ve kızın kulağına fısıldadı.

” “İşte ben böyle bir akşamda âşık oldum.”

Tuana başını sevdiği adamın omzuna yasladı. Başı dönüyordu kızın. Dün gece uyuyamamanın verdiği yorgunluk mu, içtiği birkaç kadeh beyaz şarap mı yoksa sevdiği adamın kollarında mutluluğun en doruğuna son bir kez olsa da doruğuna çıkabilmek mi? Hangisi daha çok döndürüyordu kızın başını.

Bambaşka bir âleme gitmişlerdi ikisi de. Havanın çok sıcak olduğu bir ana. Onların sevgileri ile daha da ısıttığı bir başka diyara. Aylardan yazdı şimdi. Masmavi deniz… Pırıl pırıl bir gökyüzü… Altın sarısı kumlar… Yemyeşil Marmaris… Durağan, huzur verici günler… Paylaştıkları... O kısacık tatilde ne kadar çok şey yaşamışlardı. Nasıl da akmıştı yürekleri bir birine.

Melodi hiç bitmiyordu. Dönüp dönüp başa sarıyordu müzik. Her ikisinin de şikâyeti yoktu bu durumdan. Sabaha kadar böyle kalabilirlerdi birbirlerinin kollarında.

Nice sonra “Oturalım mı aşkım?”deyiverdi kız.

“Hep böyle kalalım istiyorum Can Damlam. Hep kollarımın arasında ol istiyorum.
Ama yoruldun değil mi?”

Kız o derin gözlere baktı.

“Ben de böyle kalmak isterdim. Bir ömür boyu senin yanında.” diye iç geçirdi.

Şarapları tazeledi yaşlı adam.

Ve o anda fark etti ki Tuana kendilerinden başka kimse yoktu orada. Tüm masalar boş.

Küçük bir çay bahçesiydi kendilerini attıkları o gün. Ama şimdi işlevini büyütmüştü. Camla kapatmıştı önündeki boş alanı. Ve yemek servisi de başlamıştı.

“Selim...Ben şimdi fark ettim. Bizden başka kimse yok burada.”

“Sen burayı dolduruyorsun aşkım. Başka hiç kimseye gerek yok. Böyle özel bir günde… Baş başa olmalıydık..”

Gülümsedi kız. Çay bahçesinin boydan boya cam olan penceresinden mavi sulara baktı. Akşam çökmekteydi Kilyos’a. Zaten kapalı olan hava ilerleyen saatlerinde etkisiyle iyiden iyiye mor bir renge bürünmüştü.

“Ne düşünüyorsun aşkım?”

“ Neredeyse gün bitmek üzere.” dedi kız hüzün yerleşmiş gözlerini yeşil gözlere çevirerek.

“Senden ayrılmak istemiyorum.”

Uzandı genç adam kızın titrek elini aldı avucunun içine ve bir öpücük kondurdu.”

“Gün bitiyor belki ama… Neden ayrılalım ki? Hep birlikte olacağız. Paylaşacağımız başka günlerimizde olacak.”

“Gerçekten olacak mı Selim?”diye düşünmeden edemedi kız.

Şimdi beraberce yürüyorlardı geldikleri yöne doğru. Bu sefer elleri birbirinde değildi. Selim’in kolu kızın omzuna dolanmıştı ve kızın kolu sevdiği adamın beline dolanmıştı. İkisi de arabalarına ulaşmak istemiyor gibiydi. Öyle minik adımlar atıyorlardı ki… Daha fazla biraz daha fazla birlikte olabilmek için.

Kaçınılmazdı ayrılık bir kez daha ikisi de biliyor gibiydi, kabullenmiş gibiydi. Yol bitmişti işte. Arabaları arkalı önlü park edilmişti. Sanki onlar gibi gün boyunca flört etmişti arabaları da.

Durdular oracıkta.

“Çok güzel bir gündü Can Damlam. En kısa zamanda tekrarlayalım.”

“Evet, çok güzeldi. Her anı çok özeldi.” dedi kız gözlerini sevdiği adamdan kaçırarak.

“Yaşadığım sürece unutmayacağım. Senden bana kalan hatıraların en güzellerinden biri olarak saklayacağım gönül köşkümde.”

“Tuana… Bu nasıl söz? Sanki ayrılacağız ve bir daha görüşmeyecekmiş gibi.”

Gülümsemeye çalışarak döndü kız.

“Hayat bu…Ne getireceği ya da ne götüreceği belli mi olur?”

“Tauna.”

Kız boğazına düğümlenen hıçkırıkları yutmayı başardı başarmasına da yüreğine söz geçirmek hiç de kolay değildi. Göz yaşları göz pınarlarına yerleşmiş ve özgürlüklerine kavuşmak ister gibiydiler.

“Selim.”diyebildi güçlükle. Ve… Sımsıkı sarıldı adama. Öyle sıkı sarıldı ki. Adamın güçlü kolları da onu sardı.

“Seni çok seviyorum.”dedi kız.

“Can Damlam… Biliyorum.” diyerek saçlarını okşadı adamın parmakları.

“Ben de seni çok ama çok seviyorum. Canımdan bile çok.”

Bir süre kaldılar öyle. Sonra kız topladı kendini. Eninde sonunda ayrılacaklarını biliyordu. Birkaç dakika, birkaç dakika daha. Ama sonu yoktu bunun. Bir nokta konulması gerekiyordu er ya da geç. Ne kadar uzarsa o kadar acı çekecekti biliyordu kız. Ayrılmak o kadar zor olacaktı ki…

Elleri, ellerinden ayrıldı sonunda. Son kez baktılar birbirlerine.

Kızın o delici hazinli bakışları ok olmuş saplanmıştı adamın yüreğine. Hissediyordu adam. Bir tuhaflık vardı bugün sevdiği kadında. Ne olduğunu anlayamamıştı, üstelemekte istememişti ama derinden derine hissetmişti. İyi tanıyordu onu çok iyi.

Kız döndü arkasını, arabasının kilidini açtı. Adam olduğu yere mıhlanmış gibiydi. Kız bindi arabaya. Adam arkasını döndü ve arabaya yaklaştı çaresizce.

Ve anında geri indi kız.

“Selimmm…” diyerek koştu ona.

Döndü adam. Kucaklaştılar yeniden.

“Canım neyin var?”

“Hiçbir şey yok. Öyle güzel bir gün geçirdim ki… Sanki bir rüyayı yaşadım
seninle.” diyerek baktı adamın yeşil gözlerine.

“ Sadece bugün senden ayrılmak bana çok zor geliyor.”

“Yine görüşeceğiz.”

“Elbette.”dedi kız söylediklerine inanmayarak. Günün sonuna bıraktığı o şeyi söyleyememişti. Dili varmamıştı. Zaman kazanmak mı istemişti yoksa sevdiği adamı üzmek istememiş miydi? Zaten o ikisi içinde oldukça üzülüyordu.

“Seninle gelmeyi ne kadar isterdim Tuanam. Biliyorsun uçağım iki saat sonra hareket edecek.”

“Biliyorum aşkım.”

“Bak ne diyeceğim. Sana uğrayalım. Bir kaç parça eşyanı alalım. Sen de gel benimle ya da bir şeye gerek yok. Ankara’dan alırız bir şeyler.” dedi aklına gelen teklifi beğenerek.

Biliyordu kız bu işi uzatmanın ikisine de faydası yoktu. Bir kaç gün daha beraber olmalarının, ayrılığı daha da güçleştireceğini, daha fazla acı vereceğini biliyordu. Oysa sevdiği adamla ölüme bile gitmeye razıydı. Bir de O bilseydi, O’nun neler yaşadığını.

Gülümsedi kız.

Bu da nereden çıktı şimdi? Sen iş için gidiyorsun.”

“İş. Olsun. Sen her şeyden önemlisin benim için. Nedense bir gariplik var sen de bugün ve seni böyle bırakıp gitmek istemiyorum. Yanımda olursan, gözümün önünde o zaman içim rahat edecek.”

“Merak etme aşkım. İyiyim ben. Hem öyle pat diye gelemem ki seninle. Benim de bir işim var. Her şeye rağmen seninle olmayı çok isterdim. Başka sefere inşallah.”

“Foça’nın tadı damağımda kaldı Tuana. Ne dersin bir hafta sonu kaçar mıyız?”

“Foça ‘ya mı?”

Tebessüm etti kız.

“Tuana… Hadi gel benimle Ankara’ya.”

“Selim… Sen de biliyorsun benin zaten Elif’in yanında olmam gerek. Harun ile birkaç gün önce ayrıldılar ve bugün sevgililer günü. Elif çok üzgün, çok yalnız. Bu yüzden arkadaşımın yanında bulunmak istiyorum. Onu yalnız bırakamam.” dedi kız söylediği yalanın inandırıcılığından kuşku duyarak.

“Melek sevgilim. Peki. O zaman ayrılıyoruz burada.” diyerek küçük ama sıcacık bir öpücük kondurdu sevdiği kadının dudaklarına ve sımsıkı kucakladı onu bir kez daha.

Sonra…

Bindiler arabalarına.

Yan koltukta duran beyaz orkidelere baktı kız bir an için ve çevirdi arabasının
kontak anahtarını, bastı gaza.

Birbirlerine paralel gidiyorlardı şimdi.

Bastı gaza öne geçti Tauna. Ne kadar çabuk giderse o kadar çabuk bitecekti işkence.

Yaklaştığını gördü Selim’in arabasının dikiz aynasından. Daha çok bastı gaza.

“Ne yapıyorsun Tuana? İyiyim dedin ama.” diye geçirdi aklından Selim ve bastı gaza. Onu bir kez daha görmek istedi yol ayırımından önce.

Yaşadığı gelgitlere daha fazla dayanamadı kızın gözyaşları isyan etti sonunda.

Yetişmişti Selim Ona. Yan yana idi arabalar. Yol ayırımına az kalmıştı. Selim döndü son bir kez baktı kızın yüzüne. Fark etti ki ıslaktı yanakları. Selektör yaptı ve sağa yanaşmasını işaret etti. Kız gülümsedi. El salladı sonra ve yol ayırımında kayboldu.

 
Toplam blog
: 755
: 776
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..