- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Sırılsıklam yaşamak II

Yukarı taraftanmı nereden sesler geliyor ama. Bu dağın başında akşam akşam ne olabilirki. Derken kendi kendime, yatmadan kalkıyorum. Aydınlıkken yere çöken sis bulutları karanlığa rağmen yükselmiş gibi, yada bulutlar karanlıkla kaybolmuş gibi.
Gökyüzü yokolmuş, tam karanlıkta kalacağım derken elektrikten kaynaklanan aydınlatma buradada bırakmadı peşimi. Dışarıya çıkınca yıldız görme hayalim yoktu ama kentsel aydınlıkta istemiyorum. Fakat takmayacağım kafama, böylede gece güzelliklerini tanıyabilirim.
Sesin geldiği tarafa yöneliyorum. Yağmurda pek ortalıkta gözükmüyor. Geceden fırsat karalık gök, karanlık orman, karanlık bulut içinde elbet dinlenecek yer bulmuştur. Bakın aşağı yöne orada bu Ayderin meşhur Kaplıcası var. O yana bakarsan şehirdeki renk cümbüşü aklına gelir. Bence çevresi ile o gelişim alanı özel aydınlatma projesi ile kendine özgü bir görünüme girmeli derim. Ama boş ver bana sormazlar. Oyanada bakmayalım. ses ve karanlık daha büyüleyici gibi. Zaten onun için uyumuyoruz ya. Bu yol, dağın içine doğru ilerliyor. Sonu mu? kaçkarlar.
Sevmediğim, daha doğrusu usanç duyduğum, arkada kalan ışıkların yayla çevresine dağıttığı loş aydınlık, çevremi seçmeye yarıyor. Karanlıklara gizlenmiş dev ladin ağaçlarının dalları renk vermiyor. Gerisi zaten zifiri karanlık. Yakın çevremizin çayırları gece yeşili kadifemsi yorgan gibi, orman dibindeki evlerin önlerindeki pencereden taşan ışıkarı yerden toplarcasına uzanıyor. Yürüdüğüm yolun sağ alt tarafında, sesin coştuğu kalabalığı şimdi gördüm. Yoldan saparak ladin ağaçlarına kollarımla sarıla sarıla yarı aydınlık ama oldukça karanlık ortamda yolumu bulmaya çalışıyorun. Karanlıktan sızan ışık huzmeleri gözümü almasa. Neyse ağaç gövdelerine çarpılmadan kayıp düşmeden aydınlığa vardım. Öyle fazla rahatsız edecek ışıkta yok sayılır. İşte bir dağ çardağı içinde ısınanlar. Karşı köşede koca kütükler çatılmış vermişler ateşi. Öyle korkulacak durum yok burada, orman yanar diye ama yinede bu ateş özel yerinde yanıyor.
Bayanlar ve beyler, ateşe karşı oturmuşlar. Alevin kızıllığı yüzlerinde geziniyor. Arka tarafta ki sundurma mutfakta gurubun yemeği hazırlanıyor. Eğlence faslıda başlamış bugece bilmem ne zaman biter. Horon oynayanlar meydanı zaten bırakmazlar. Kemençeçi aldı eline bir defadaa ha uşak bırakırmı oni ha bitecek ha bitecek en iyisi ben bırakım izlemeyi daa dedim. Önce iyiydi ama çok uzuyor kardeşim.
Eh bendenizde hasbel kader, misafir davetli olarak bu topluluğa girdim. Bu gece sağlık personeli olduğunu öğrendiğim bu sempatik gurup komşu ilden gelmişler. Gece karanlığındaki bu aydınlık şenliğin içinde kayboldum, Bunca erimediğim yağmur suyundan sonra.
Gece ne zaman bitti, gelip yatıp şimdi kalktım anlayamadım. Kuş gibiyim. Her taraf ışıl ışıl. Gökyüzünün mavisi, yeşil sırtların arasından, sakin, durgun ölüdenizin ters dönmüş hali. Ama bu kubbedeki mavilik başka, kim demiş dünkü yere çökmüş karanlık yağmur bulutları gitmezmiş. Bak işte kala kala ormanın sonundaki yayla üstünde pamuk yığınları var. İşte onlarda pamukşekeri tutabilirsen al ye. Bak güneş de onları yeni yıkanmış elyaf gibi parlatınca. üstünde bir gelinler bir de melekler yürür diye kendimi hayalden alamıyorum.
Henüz yolun yarısı, aracımız yeni çevirdi yönünü kaçkarlara. İşte bu ayderden vadi boyu göknar ormanlarının arasından bu günkü turumuza başlıyoruz. Bu ladinler çok estetik ağaçlardır. Görünüşü, rengi, iğne yaprakları(ibreleri), çok nazenindir. Okşayın, elinize ardıç gibi batmaz, çam gibi kaba değil, diğerlerini saymayım, ama göknarın biraz daha zarifidir. (Sonra uludağ, torosların zirvesindekiler bana kızar ) . Bu ormanların altı yemyeşil, orman gülleri rengarenk açar, bilmezseniz gül zannedersiniz akdenizin zakkumu misali. Ama burası sarmaş dolaş.kuru toprak üstü değil. Çoktan beri insan eli değmeyen yerde toprak görmez oldum.
Çevre beni oyalarken kıvrıla kıvrıla durmadan yükseliyoruz. Ormanlar bile buralara çıkamıyor. Eh ha uşaklardan nasıl kurtulur, böyle ferah ortam olurda. Ağaçların bile pes ettiği yayla yokuşlarını ancak hasretlik tırmandırır. Sakin, sessiz uçsuz bucaksız yayla otlakları. Buraların doğal dokusunu anlatmak ayrı bir konu olur. İşte geldiğimiz yayla evlerini gezeceğiz. Bir tarafı dağa yaslanmış, çatısı hartama kaplı, üzerine fırtınaya karşı taşlar koyulmuş, yarısı yığmataş, üst yarısı Ladin den biçilmiş masif kalaslarla örülmüş duvarlar. Bu yayla barınakları, karışık vaziyette sepiştirilmiş. Uzaktan toplu gözükür. Çamlıhemşin'den aldığım yiyecekleri de arabadan alarak tesadüfen bir kapıya vardım. Ben kimse yokmu sesleri ile yaklaşırken, gıcırdıyan kapının arasından görülmek üzere olan ihtiyardan önce ben içeride idim. Bu yayla evinin içi ancak bu hayatı yaşayan veya buraları görenlerin anlayacağı düzenlilikte. Ne siz sorun, ne ben tasvir edeyim. Yan karanlık bölmeden iatiyar olduğu sesinden belli teyze görünüverdi. Şivelerinden, konuşmalarını pek anlamasamda iyi anlaştığımız belli. Bu kısa ziyarette geniş bir konu yelpazesini küçük sohbetimize sığdırırken, Bir topak olmuş, yuvarlana yuvarlana dolaşan teyze; Size mıhlama yapıp yedirmeden bırakmam dedi. Eh neymiş bakalım, birazda merak kabul ediyoruz. Ben mıhlama yiyeceğimya kendi aldıklarımı bıraktım zaten bir köşeye.
Ben artık kalkmalıyım, havada bozuyor. Dünkü o yağmurdan sonra bu hava bana bir nimet. Derken bulutlar havada kavga çıkarmaya başladılar bile. Daha yolum çok uzun. Gidebilirsem aynı yoldan dönüp, Fırtına deresine yöneleceğim. Neredeyse Çamlıhemşin'den geçeceğiz demektir. Bak işte gürültü patırtının ardından bulutlar yükünü boşaltmaya başladı bile.
Bu dağlara, ormanlara boşalan yağmur, zengin orman dan aldığı organik ve mineral besini karadenize taşımasının sonundaki sırrı anlar gibiyim. Deniz bereketini bu dağlardan alsa gerek. Ama deniz de bu dağları besliyor. Yoksa bunca suyu nereden bulacak bulutlar, yılın her günü. İşte bu bereketi ikisinin ortasında kalan, dar sahil bandında yaşamak zorunda olan karadenizlilerimiz değerlendiriyor. Hem denizden hem karadan.
Gömlek ıslansada, bindik arabaya. Burası dağ yolu, geçmeliyiz, sele falan kapılmadan bu yoldan. Çünkü çok yerde menfez köprü de yok. İşte ormandan sis denizine doğru yine kayboluyoruz. Bu sis beyaz yorgan, bulutların ormanlar arasından görülen üst tarafı. Kuzeye doğru bakarsan denizle birleşmiş, karadeniz Ayderin vadisine kadar sokulmuş gibi. Niçin kaybolmayalım bu herseyin birleştiği dünyada.