- Kategori
- Doğal Hayat / Çevre
Sırılsıklam yaşamak

Bu gün mü böyle, yoksa her gün mü yıkanıyor bu ağaçlar? Ama ağaçların yıkanmasına ne diye şaşıyorum ki... Baksana bütün kent yıkanıyor. Üstümüzde banyo buharı gibi sisi kaldırıp atabilsem. Dağlarında, denizden çıkmış kızlar gibi, başından akan suları seyreyle. Anlıyorum sizi bütün şehirler yağmurla yıkanır. Burası öylemi ya, yıl boyunca beklemeden geliyor sağanaklar. Bu ortamda değil çay, ben bile fazla kalırsam ayaklarım köklenip damar salacak, karadenizin altına doğru.
Alıştılar bu yöre insanları, yağmurların boşalmasına. Eğer biraz geciksin, dükkan açan esnaf, sabahın ilk saatlerinde hotum elinde kendisi başlıyor. Ama ben, bu defa ıslanmadım. Çarşının tam ortasında herkesin kolayca koşacağı ve tente altına gireceği küçük bir çay bahçesi. İşte ben oraya sığındım. Karşıdaki stüdyoda fotoğraflarım, tab edilinceye kadar.
Niçin mi orada değil buraya geldim, işte bu zevki tatmak için. Yağmur ani bastırınca oturacak yerde kalmadı. Güzelim bir Rizeli kızın masasına oturuverdim. İkizdere'li öss sınavlarına girmiş, sonuçlar ve tercih konusundaki düşünce atmosferine dalmış. Ona başarılar dileyip, havadan sudan, daha doğrusu Rize'den konuşuyoruz.
Yağmurun serpintileri masamıza uğrarken, parktaki bitkilerin duş suyu altından geçenleri ıslatıyor. Suyla salkımlaşan ladinlerle sekoyaları kucak kucağa dikmişler. Ladinler ev sahibi, sekoya mı hiç sorma garip, onun orijini Kaliforniya. Sokaklardan öyle caddeleri sele boğacak sularda pek yok, bu yağan yağmura göre. Bazan su basma haberleri alıyoruz ama, eğer başka anadolu kentlerine böyle yağmur yağsın! bilmem ne olacağını. Burada denizi onun için koymuşlar şehrin hemen dibine. Bir birinin tamalayıcısı olsun diye.
Rize'de durup ne yapacaksın, yola koyuldum ver elini tabiat. Yolum Çamlıhemşin'e, bu aradaki gördüklerimin hepsini anlatacak değilim. Benden hoşlanmanı isterim bıkmanı değil. Bu geçtiğimiz sahil yolu görüş mesafesi sıfır olduğundan, ancak cama vuran sel sularından anlatırım. Sel suyu eniyi tanım, cam silecekleri yetişemiyor. Böyle sağanağı hiç görmedim. Ne çukurovada, ne taşeli sahillerinde, nede tahtakale'den Eminönü'ye inerken.
Sahilden ayrıldık, erozyon materyali dolmuş, çayı kaplayan sularla, sis ve yağmurun tül gibi önüne indiği çay bahçeleri, gözümüzü oyalıyor. Bu çay herkesin bildiği fırtına deresinin dinginleşmiş son kilometreleri. Çanlıhemşin nerede diye sakın aramayın, biraz dere içine sıkışmış üç beş bina görürseniz yavaşlayıp sorun geldikmi diye. Bu ilçe merkezinin nerede başlayıp, bittiğini anlayamazsınız. Yol tabelalarını takip etmediyseniz.
İşte önümüzde vadinin suya en yakın yerinde, karadenizin buraya has birkaç evi. Vadide çok dar, zıplasan, atlarım sanırsın, öbür tarafa. Ama halk atlamadan geçmenin çözümünü bulmuş. Halatlarla her evin hizasında telesiyej misali hatları hazır bakliyor. Ne türlü lojistik ihtiyacı varsa taşıma bu hattan yapılıyor. Şu dükkanların önünde inelim.
Gidebileceğimiz yeri tahmin edemiyorum. Çünkü önceden rota belirlemedim. Bu dükkanlardan yiyecek takviyesi yapalımda, azığımız kuvvetli olsun. Çamlıhemşin'in merkezini soruyorum dükkandaki bayana. Geldiniz, burası diyor yanındaki kızı. Şiveleri yöreye has, çok hoşuma gidiyor. Dükkandaki otantik yerel malzemelere göz gezdirirken, biraz da konuşuyoruz.
Kendi aralarında anlayamadığım dilde konuşuyorlar.Lazca bu olsa gerek diye düşünüyorum. Dışarısı alabildiğine yağmur sesini fısıldayıp duruyor. Yağmur banyosu devan edeceğe benziyor, bütün bölge için. Dikkatimi, alacaklarımızı toparlarken, yeni çevrenin tanımadığım insanları ile tanışmanın bana verdiği iç huzurun kapladığını hissetmem çekti.
Yola koyulduk, vadilere çökmüş bulutların, orman güllerini okşayarak dev kayın ağaçlarının arasından, gökdelen ladinlerin tepesine takılmalarını izleyerek vadi boyuna doğru gidiyoruz. Ormanların hakimiyeti yükseldikçe artıyor. Arasıra gözume takılan, ağaç aralarındaki evlerin önündeki mısır, karalahana vs. sebze bitkileri görülsede çay bahçeleri kayboldu. Bu ormanlardaki evlerde doğup büyümediyseniz o zaman hiç orman içinde yürümeyi denemeyin.
Gördüm ben, siz de tanıksınız bu kadar alt flora, süceyrat yani sarılıcı bitkiler eh yerdeki otlarında bu pus ve buhar bulutu içinde yosunlandığı bir tarafa, hala yağmur yağıyor. Arazinin topağrafyasının serliği bu yeşil yorgan altında kimseyi aldatmasın. O ne zorluklar, ne tuzaklar taşıyor. Bu ormanların içinde evcil ahır hayvanları gezemez.
Biz sağa sola bakalım derken, ormanın karanlığı, günün karanlığına karışmaya başladı. İşte buranın turizm gelişim merkezi, Ayder. Bu gün akşam oldu. Çok da yorulduk. Sizide fazla meşgul etmeyim. Ben bu varlıkların arasında, yeşil renke boyanan sularda sırılsıklam ıslanıp orman suyunda duş almadan nasıl ayrılırım. Bu günkü kaçarak ıslanmak. sağanağa yakalanmaktı. Ama ben buralılar gibi bu ormanın koynunda mahsur kalmak istiyorum.