​ Son imparatorluk: Globalizm / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '09

 
Kategori
İnançlar
 

Son imparatorluk: Globalizm

Son imparatorluk: Globalizm
 

firavun


İster geçmişin krallıkları, imparatorlukları, isterse düzenden beslenen saraylılar ve asiller, isterse günümüzün firma imparatorlukları ve bu firmaların sahipleri, yöneticileri olsun, çok zengin bir mutlu azınlık varsa ve çoğunluk yoksulsa, adı ne olursa olsun o düzen çöker!

Sonuçta, farklı kültürleri tanıma, bilgiye ulaşmada kolaylık, iletişiminin yaygınlaşması gibi bir kaç olumlu etkisi dışında, kapitalizm ve devamı olan globalizm özü rekabet değil, paylaşım olan Tanrısal yasalara, ilahi adalete taban tabana zıt, güçlü bir azınlığın, çoğunluğu kendi çıkarına kullanması ve sömürmesini dünya çapında örgütlemek amacına yönelik kabul edilemez bir anlayıştır: Kur’an’da “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” diye bir yaklaşım yoktur. Görece olarak, bir avuç insanın sınırsızca kazanabilmesi için, büyük kitlelerin yoksullaşması istenmektedir. Bu dönüşü olmayan bir şey, bir kader değildir.

Yenidünya düzeninde haklı olanların değil, gücü ve parası olanların kazananlar olarak adlandırıldığı doğrudur. Ancak, genetikten, ülke sınırlarına, insanların inançlarından, etnik yapılarına kadar her konuda dünyayı yeniden düzenlemekte görevli olduğunu zannedenler ve onların işbirlikçileri, askeri, ekonomik ve teknolojik üstünlüğün hiç bir işe yaramayacağını, kendilerini üstün görmekle yanıldıklarını göreceklerdir.

Kur’an’da bazı konularda anlayabilmeleri ve refaha ulaşmaları için insanlara yardım edildiği, ancak insanlar nankörlük ettikleri için daha sonra bu güçlerinin ellerinden alındığı anlatılır. Mısır uygarlığı ve firavunların bu güçten kaynaklanan kendini beğenmişlikleri bunun örneği olarak geçer. Mısır kendi zamanında tıp, astronomi, ölü mumyalama ve yapı tekniği ile çok yetkin bir uygarlık olmuştur. Ama güç kazanan yöneticiler bu güçlerini çoğunluğun çıkarına kullanmamış, güçlendikçe kendilerine olan güven ve hayranlıkları artmış, sonunda kendilerinin tanrı, tanrının oğlu olduklarını iddia etmişlerdir. Bunun üzerine uygarlık yok edilmiş ve firavunlar, sonraki nesillerin bundan ders çıkarması için (müzelerde yer almak üzere!), mumyalanmış, çürümekten kurtarılmış cansız bedenleri ve ulaştıkları güç ve bilgi seviyesi ile geçmişin bir parçası haline gelirken, inançlı küçük bir topluluk olan “Yahudilere verilen söz sabretmeleri sebebiyle tutulmuş”, Musa’nın kavmi, Kızıl denizin öte yakasına geçirilerek yerleşmeleri, yurt kurmaları ve inançlarını günümüze kadar korumaları sağlanmıştır.

“Firavun, haddi aşanların büyüklük taslayanlarından biriydi. Yemin olsun, biz onları bir ilim sayesinde alemlere üstün kılmıştık.”(Dühan, 64/44, 31/32)

“Bugün senin cansız bedenini kurtaracağız ki, arkandan gelenlere ibret olasın. Ama insanların çoğu bizim ayetlerimizden gerçekten habersiz bulunuyorlar.”(Yunus, 51/10, 92)

“De ki: ‘Yeryüzünde dolaşın da öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bir bakın! Onların çoğu şirke sapan insanlardı.”(Rum, 84/30, 42)

Firavun ayrıca “firavunlaşmanın”, yani kendini ve her arzusunu her şeyden önemli görerek bir anlamda kendine tapmanın örneğidir. Bu ayrıca, bir ülke yok olacaksa, zenginliğin, teknolojinin, sanayinin bu yok oluşu engelleyemeyeceğinin de örneğidir.

İnsanların patates, pirinç, ekmek, su, başlarının üstünde bir çatı ve koruyacak kadar giysi için, gerekirse çok çalışmaları, hatta bunlar olmadığı zaman haksız yollara sapmaları bile anlaşılır bir şeydir. Anlaşılmaz olan yeteri kadar olanların, kendilerinde daha fazlası ve daha yenisi olsun diye uğraşmaları ve az olanların ellerindekini bile almaya çalışmalarıdır. Para ve mal-mülk amaç değil, insanların hizmetinde olan araçlardır. Onların bir çeşit idol, insanları onların hizmetçisi, hep daha fazlasına sahip olmak için uğraşan, sonuçta beton, plastik, metal, dokuma, ihtiyaçtan fazlası hesapta gözüken rakam veya kağıt parçaları olan para için çalışıp ömür tüketen, başkalarının zararına taktikler üreten zavallılar haline gelmesi acıdır.

Günümüzde globalizm bir barış, refah ve özgürlük projesi olarak sunulmaktadır. Bu teoriye göre, dünyada sınırlar kalkacak, isteyen herkes istediği ülkede yatırım yapacak, yatırımlar tüm dünya sathına yayılacağı, her yerde fabrikalar kurulacağı için, tüm dünya halkları çalışabilecekleri işe, refaha ve mutluluğa, barışa kavuşacaktır. Ancak dünyanın herhangi bir yerinde yatırım yapabilmesi için firmaların gerçekten dünya devleri olması, bir ülkenin de böyle büyük firmalara sahip olması için firmaları desteklemesi, kendi ülkelerinin firmalarının dünyanın başka yerlerinde iş yapabilmeleri için büyümelerine ve rekabet gücünü artırmalarına yardımcı olmaları gereklidir. Yine teoriye göre bu firmaların çokluğu ve gücü o firmaların kazancını, dolayısıyla kendi ülkelerinin refahını artıracaktır.

Şimdiye kadar olan gelişmeler izlendiğinde bu konuda başı çeken, çok güçlü ülkelerde bile iddia edilenin tam tersi olduğu görülmektedir: Bu ülkeler barış elçileri değil, hem sanayilerinin yarattığı kirlilikle dünyaya en çok zarar veren, aynı zamanda silah sanayisinin en güçlü olduğu ülkelerdir. Sürekli yeni modellerle ve çıkarılan karışıklıklarla daha çok silah satabilmekte, silahlanma yarışına giren ülkelerin değil, kendilerinin zenginleşmesini sağlamaktadırlar.
Dünyanın en büyük firmalarına sahip bu ülkelerde, en büyük firmalar ülke içinde monopol olup, rekabet ortamı bırakmamakta elektrik, gaz vs. fiyatlarını istedikleri gibi belirlemektedirler. Enerji, silah, gen teknolojisi firmalarının çalışanları aynı zamanda devlet yönetiminde yer almakta, kendi firmaları lehine yasalar dikte ettirebilmektedirler.

Bu ülkeler değil sınırlarını açmak, gün geçtikçe sınırlarını güçlendirmeye ve kapatmaya çalışmaktadırlar. (Sınırların olmaması sadece global firmalar ve onların çalışanları için geçerlidir!) Kendi içinde, daha ucuz iş gücünün olduğu ülkelere gitmek için firmalar kapanmakta, gittikçe daha büyük firmaların içinde -rekabet edemeyerek veya çeşitli oyunlarla- eriyen büyük firmalarla, ticaret en büyük bir kaç yüz firmanın eline geçerken, işten çıkarmalarla işsizlik artmakta, mutlu bir zengin azınlık daha zenginleşirken çoğunluk gittikçe daha yoksullaşmaktadır.

Dünya artık bir başka döneme giriyor. Silahlar yıkıcı güçleriyle, hala bir tehdit olma özelliğini henüz koruyorlarsa da, artık topla tüfekle, kukla rejimlerle başka ülkeleri kolayca ele geçirerek yönetme ve sömürme devri kapanmış görünüyor. Süper güçlerin, yönetimi doğru dürüst olmayan ülkelerde bile batağa saplanmış olmaları bize bunu gösteriyor. Onun için artık kaleler içten fethedilmeye çalışılmakta, yandaş politikacılar desteklenmekte, insanlar daha çok demokrasi, daha çok özgürlük adına kendi içinde din veya etnik grup olarak ayrılmanın bir hak ve iyi bir şey olduğuna inandırılmaya çalışılmaktadır.

Görece olarak, bir avuç insanın sınırsızca kazanabilmesi için, büyük kitlelerin yoksullaşması istenmektedir. Bu dönüşü olmayan bir şey, bir kader değildir.

Günümüzde artık güçlü sultanlar, imparatorlar yok. Halkların büyük bir kısmı kendi yönetimlerini kendileri seçiyor. Geçmişte ne firavunların piramitleri, ne kralların sarayları, ne soyluların lüks içinde yüzmeleri kendi halklarının çoğunluğuna refah getirmiştir, ne de yeni global çapta oynayan firmaların çokluğu ve büyüklüğü o ülkedeki çoğunluğa fayda sağlayacaktır. Çok büyük refah farkları, belli bir grubun geniş kitleleri sömürmesi, kendilerini üstün görmeleri, bu oyunlarla, haksızlıkla, kaba kuvvetle kazanılmış gücün dünya durdukça saltanat sürmesine engeldir. Ekmek bulamayan yoksul çoğunluk gün gelir “pasta yemeyi” reddeder. Sonuçta kazananlar, “ezilip horlananlar” olur.

İletişimin az, insanların birbirinden habersiz olduğu dönemlerde yüzyıllarca süren haksız yönetimler var olabilmiştir. Ancak, artık yasaklansa bile dünyanın neresinde ne olduğundan haberdar olan insanları çok uzun süre kandırmak, baskı altında tutmak mümkün görünmemektedir.

“ Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın.”(Haşr, 95/59, 7)

“Ve biz istiyoruz ki, yeryüzünde ezilip horlananlara bağışta bulunalım, onları önderler yapalım, onları mirasçılar haline getirelim.“(Kasas, 49/28, 5)

“Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.”(İsra, 50/17, 16)

“Öğütlenmeye çağrıldıkları şeyi unutunca, her şeyin kapılarını üzerlerine açıverdik. Nihayet, kendilerine verilenle sevinç şımarıklığına daldıkları bir sırada, ansızın onlara yakaladık. Tüm ümitlerini bir anda yitirdiler.” (En’am, 55/6, 44)

Dolayısıyla globalizm şimdiden ayak uydurulması gereken kalıcı bir düzen değil, sonuçta geçici, karmaşa ve kaosla yok olacak veya uzun sürmesi halinde belki tüm yaşamı da kendisiyle birlikte yok edecek bir düzendir. Planlamanın ona göre yapılması, bu evreyi en az zararla atlatabilmek için de onun yöntemleriyle ona karşı mücadele edilmesi tüm insanlığın yararınadır.

 
Toplam blog
: 174
: 4451
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

1958  doğumluyum. Arkeologum. Evliyim. Çocuğum yok. Çalışmıyorum. Yıllarca çalıştıktan sonra, zam..