- Kategori
- Spor
Sporumuzda kaçan fırsatlar ya da basiretsizlikler

Ceza sistemi her zaman caydırıcılık için kullanılır. Cezaları doğru düzgün uygularsanız, insanlar o suçu işlemekten kaçınır. Ama cezaları doğru uygulamazsanız ya da adamına göre uygularsanız içinden çıkamayacağınız bir kaosa doğru adım adım ilerlerseniz. Aynı spor dünyamızda olduğu gibi…
Dün verilen (ya da daha doğrusu verilemeyen) cezalarla bir adım daha attık kaosa…
Bizi kaosa götürdüğünü düşündüğüm olaylara, yazıyı bağlayacağımız konuyla başlayalım.
Bu ülkede belirlenen en büyük şike, bahis olayında ne yaptık biz. Akçaabatlı, adını sanını bilmediğimiz oyunculara cezalar yağdırırken “milli futbolcumuz” Gökdeniz’e farklı davrandık. Defalarca savunmasını alıp, çokça pişman olduğunu açıklayıp öyle bir ortam çıktı ki ortaya, bir özür dilemediğim kalmıştı Gökdeniz’den: “ ya kusura bakma, işine vazife olmayan biri fark edivermiş işte…”
Geçen seneki “yüz karaları” da kaçan başka bir fırsattı. Amaçsız iki asırlık dev, derbiye hiç beklemediğimiz bir misyon katıvermişlerdi. Sahalarımızda gördüğümüz en büyük kavgada da 5’er maç alıp kurtulmuşlardı 2008’in fatihleri. Avrupa’da enaz 6 aydan başlayan cezalar bizde 5 maçla bitivermişti, üstelik iki takımın da şampiyonluk iddiası azken. Düşünün bir de şampiyonluğa oynasalar belki de hiç ceza verilmezdi. Şu tutarsızlığı da belirtmek istiyorum. Geçen sene birbirlerine yumruklar atıp kavga edenler 5 maç, bu sene birer yumuğa 3 maç. Ya Semih ve Arda’nın cezaları azdı ya da Bilica ve Keita’nın cezaları fazla…
Efes Pilsen Fenerbahçe Ülker serisindeki Kerem Gönlüm'ün doping olayı da kaçan bir fırsattır. Federasyon olayı kişisel görerek ve sadece Kerem Gönlüm'e ceza vererek olayın derinininde birşeyler olup olmadığını araştırmaya gerek görmemiştir. Büyükler her zaman haklıdır.
Diğer bir çaresizlik örneği Ankaraspor-Ankaragücü olayıdır. Ankaraspor başkanı Ankaragücü’nde bir nevi darbe yaparak yönetime gelmiş, federasyonda bunu çaresizce izlemiştir. Gerekli yerlerden olur alındıktan sonra, zaten gözden çıkarılmış Ankaraspor (ki bence bu olaydaki en büyük mağdur) küme düşürülmüştür. Ankaragücü’nü de küme düşüremeyen federasyon, bugünkü “Gökçek manevralarına” (Hikmet Karaman’a yapılanlara) da bir bakıma sebep olmuştur.
Son kaçan fırsat da Galatasaray Cafe Crown’daki Cemal’in Tufanlaşması olayı. Beklediğimiz gibi, yönetici, idareci, menejer, antrenör, Cemal ve Tufan hak mahrumiyetleri cezalarına çarptırıldılar. Ama bence kaçan fırsat, Basketbol Federasyonu’nun Galatasaray Cafe Crown’u küme düşürememesi. Ama verdiği cezalarla küme düşme noktasına getirmesi. Hani hesapta “Ben seni düşüremem, sen kendin düş” diyerek olası taraftar ve kulüp baskılarından kendini sıyırması. İşte bu yazının ana fikri de bu zaten: “ Büyük kulüplerden çekinerek doğru ve hakkaniyetli cezaları veremeyen yönetimler”…
(Ceza veren kurumlar eylemleri hep kişiselleştirerek, kulüplerin cezalarını azaltıyor ya da görmezden geliyor. Oyuncuya cezalar verilerek, kulüpler suçsuz ilan ediliyor. Ceza alan futbolcu için kulübe hiçbir ceza verilmiyor ama taraftarın yaptığı eylemlerde suçlu olarak kulüp görülüyor. Cezalar konusunda daha etkin olacağım oyuncularımda ceza almıyorum ama hiçbir yaptırım gücüm olmayacak taraftar konusunda ben cezalandırılıyorum. Kafa kurcalayıcı değil mi… Bu sorunun cevabını düşünedurun ben kaldığım yerden devam edeyim.)
Galatasaray Cafe Crown’a verilen cezaları açıklayarak demek istediğimi açayım. Tüm oynadığı maçlarda hükmen yenilgi cezası neden verildi? Cemal’in 5 maç cezası vardı değil mi, sayarsınız ilk 5 maçı ve hükmen mağlubiyet cezasını verirsiniz. Sonraki maçlarda Cemal’in oynamasına ve takımın galibiyetlerine neden karışıyorsunuz ki? Diyeceksiniz ki “Burada bir kandırma durumu var, bunlar onun cezası”. İşte benim demek istediğim de bu. Bu ceza kişisel bir ceza değildir. Belki de en az suçlu olan Cemal Nalga çevresinde dolanarak ceza verilmemelidir. Galatasaray Cafe Crown’a ceza verilirken, Cemal’in oynadığı maçlar dikkate alınmıştır ve Cemal’in oynadığı 5 lig ve 3 kupa maçında hükmen mağlubiyet kararı verilmiştir. Eğer ilk 5 maçın dışında da ceza verecekseniz, o ceza şimdiye kadar görülmemiş bir skandala imza atan kulübün “küme düşürülmesi” olmalıdır. Ama önceki paragrafta değinildiği “büyük kulüplerden çekinen federasyonlar”ın tipik bir davranışı olarak sadece 5 puan silme cezası veril(ebil)miştir. Yani bu demektir ki Galatasaray Cafe Crown’a verilen ceza 5 maçtır ki bu da Cemalli 8 maçtan daha azdır. Yani yine “bir büyük kulüp kayırması”.
Bu kez ucu kendisine dokunduğundan olacak belki de, “küme düşüremeyen” federasyon, verdiği cezayla takımı “küme düşme potasına” sokmuştur ya da sokar gibi yapmıştır. Galatasaray Cafe Crown’un ligde 24 maçı kaldı. Efes Pilsen’e yenildiğinden aldığı 1 puan ile -5 olan puanı -4’e düştü. Geri kalan 24 maçı kazansa dahi alabileceği maksimum puan 48-4= 44 puan. Galibiyetsiz Daçkadan (belki de Galatasaray Cafe Crown’un şansı olacak) sonraki en kötü takımlar 8 puanlı Oyak Renault ve Mersin Belediye. Bu da demektir ki bu iki takımdan biri tüm maçlarını kaybetse de Galatasaray Cafe Crown’un sadece ve sadece 12 mağlubiyet hakkı var ligde kalabilmek için. Bu da kalan 24 maç için %50’lik bir orandır ki hiç de fena değildir. Hani aklınca federasyon “ipi kendi çekmek yerine Galatasaray Cafe Crown’un eline vermiştir ama bayağı bir kıyak yaparak”. Bu da bir başka kayırma örneği…
Bunu yapanlar ya orta sıra takımlarından biri olsaydı… İşte tüm gerçek bu sorunun cevabında yatıyor.
İşte bu kayırmaların son noktalarına geldik artık, Almanya’dan gelen haberle: “29 Turkcell Süper Lig maçında şike yapıldı”. Davadaki en yüksek rakam, üstelik hepsi de en üst ligde. Şimdi federasyondaki herkes dua ediyordur, bu maçlar üç büyüklerin maçları olmasın diye. Çünkü durum tam “aşağı tükürsen büyük kulüpler, yukarı tükürsen UEFA, FIFA, şike”…
Umarım bizim yapamadığımızı (bir kez daha) Alman Savcı yapar da büyük kulüplerin federasyon üzerindeki etkileri ve federasyon basiretsizlikleri son bulur.