Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ağustos '07

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
 

Şu senin gazetecilik

Şu senin gazetecilik
 

Emin Çölaşan’ın gazeteciliği her zaman tartışma konusu olmuştur Türkiye’de. Seveni, sevmeyeni, fanatiği, nefret edeni bir hayli fazladır. Bu nedenledir ki fazla okunur, eleştiri alır, tehdit alır ve koruma ile gezmek zorunda bırakılır.

Onun gazeteciliği döneminde yaşadıklarını anlattığı “Şu Benim Gazetecilik ‘Yaşadıklarım’” kitabı sırf bu sebeple ilgi çekici bir kitaptır.

Kitap, Emin Çölaşan’ın fikirleri beğenirsiniz beğenmezsiniz ama bir çırpıda okunacak bir kitap, yalın anlatımıyla, hiç köşesinden dolaşmadan söyleyeceğini direk söyleyen üslubuyla hemen okunuyor, tıpkı köşe yazıları gibi.

Kitabı okurken beni iki nokta hayrete düşürmüştü; Birincisi Türkiye’de yaşananlar ve medya siyaset ilişkisi, ikincisi Emin Çölaşan’ın düşünceleri!

Türkiye’de köşe yazılarına, haberlere yapılan müdahaleyi, baskıyı zaten sağır sultanın bile duyduğundan hareketle beni asıl şaşırtan Emin Çölaşan’ın fikirleri oldu…

Özellikle “Kahraman” başlığıyla kitapta yer alan bölüm “derin devlet”i ve bundan Emin Çölaşan’ın nasıl övgüyle bahsettiğin kanıtıdır. Sonra bir köşe yazısında adını verdiği Sabah Ketene’den “kahraman” diye bahsettiği yazısında, onun ağzından;

“Abi bu sefer canımız çıktı. Önce ayrıntılı keşifler yaptık. Çevreyi öğrenmek için iki arkadaş simitçi kılığına girdik. Çok iyi Arapça bildiğimiz için dikkat çekmedik. Tam üç ay sabah 4'te kalktım, fırından simit aldım ve binanın çevresinde sattım. Böylece geleni gideni iyice öğrendik. İş geldi bombaları yerleştirmeye. Bir gece sabaha karşı dükkânların kilitlerini usulca söküp içeri girdik ve patlayıcıları yerleştirdik. Bina yok oldu. İçerideki yirmi sekiz kişi de aynı akıbete uğradı. Ama bu sefer çok yoruldum. Zor bir işti. Ankara'ya yolum düşünce size uğramak istedim” deniyordu…

Yine aynı yazıda Ketene’nin ağzından "Kaldığı apartmanda asansörün önünde sıkıştırdık, en az on kurşun yedi. 'Ölmüştür' diye bırakıp gittik. Fakat adam yedi canlıymış. Altı ay hastanede yoğun bakımda kaldı ve sonunda düzelip çıktı. Onu bitiremedik. Fakat bundan sonra işe yaramaz."

Aynı yazıda Ketene’nin yaptığı korkutma amaçlı bombalama eylemlerinden, sabotajlarından bahsediliyordu ve bu son cümleyle bitiyor yazı; “Namussuzları, üçkâğıtçıları, vurguncuları çoğu zaman biliyoruz da, vatana, millete hizmet eden o kesimi tanımıyoruz bile”

Bu yazıyı okuduktan sonra başımdan vurulmuşa döndüm. “Bir suikasttan, yargısız infazdan, sabotajdan, kundaklamadan böyle ‘kahramanlık’ diye bahsedilmesi sizin de kanınızı dondurmuyor mu?” diye sormuştu Yıldırım Türker Radikal’deki köşesinden…

Gerçekten dondurmuyor mu?

***

Emin Çölaşan’ın 22 yıldır köşe yazdığı Hürriyet gazetesinden işine son verildi. Türkiye siyasi hesaplaşmalar kıskacında medyada fikir özgürlüğünün engellendiği sahnelere o kadar çok tanık oldu ki bundan önceki dönemlerde, bu ilişki toplumun hafızasına işlendi. Ondandır ki işine son verilen her gazetecinin ardından toplumun önemli bir bölümünün aklına “acaba” sorusu takılır durur…

Emin Çölaşan olayın ardından yaptığı açıklamada bu ilişkiye gönderme yapmayı ihmal etmedi, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ise bugün yazdığı köşe yazısında, Çölaşan’ın görevine son verilmesinin siyasetle ilgisi olmadığını, Hürriyet’in yeni yayın ilkeleri arasında yer alan “Kişi hakları, hakaret, takıntı gibi konularda daha titiz bir yayıncılık” ilkesinin etkili olduğunu yazdı…

Eğer gerekçe Özkök’ün dediği gibiyse geç bile kalınmıştır, ama Çölaşan’ın dediği gibiyse hiçbir zaman olmamalıydı!

***

Yıldırım Türker’in “Çölaşan’ın kahramanı” isimli yazısı; http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=189970

 
Toplam blog
: 73
: 2878
Kayıt tarihi
: 17.02.07
 
 

1985 yılının bir Nisan sabahında (ki kendisi 15'i olur) sabah ezanından sonra (saat daha bizim kö..