- Kategori
- Kültürler
Şükrü Paşa'nın gülleri...

Şükrü Paşa mahallesi deyince , Edirne’de yaşayanlar çok iyi bilirler… Temiz düzenli bir mahalledir. Ve özellikle Cumartesi günleri ziyaret edilen çok güzel bir Pazar Yeri vardır…
Edirne gariban bir kenttir… İnsanların garibanı olduğu gibi, kentlerin de garibanı vardır. Edirne işte, gözlerden gönüllerden uzak; Türkiye’nin en Batı ucunda , Türkiye’den uzak, daha çok, Bulgaristan’a ve Yunanistan’a yakın bir kenttir… Türkiye siyasi literatüründe dört yılda bir, iki kez adı geçer : Bir, seçimlerde daima muhalefet partisine oy verir, onun için bir kez daha lanetlenmesine yol açar; bir kez daha dört yıl sonra hatırlanmak üzere defterden silinir; iki, Meriç taştığı zaman… Meriç’de Maşallah kendisini hatırlatmak için her yıl taşar durur. Sanki, “Ben bir koca ırmağım, nehirim… Beni ne zaman göreceksiniz, dünya kadar tatlı suyu, şuradan Enez’den Saros Körfezine boşaltıyorum, benden ne zaman yararlanacaksınız…” Diye bağıra çağıra taşar da kimsenin sesi soluğu çıkmaz. Sadece Vali, “Bu yıl da Meriç taştı ama, fazla zarar ziyan yok..” diye bir beyanat verir… Ama kimse de o tarlalarına, evlerine, bahçelerine, bağlarına tonlarca suyun getirdiği tonlarca pislikle, artıklarla kirlenen insanlara bir şey sormaz; o, açta, açıkta kalan insanlar şikayet etmezler… Edirne insanı şikayet etmez… Etse ne yazar ki? Türkiye’nin köşesine atılmış bir kent, ama muhalif… Ama başka…
Edirne, insanlarının davranışıyla; kentin düzeni ve temizliğiyle… Hakiki bir Avrupa kenti gibidir. Gerçi bazı yönlerden Türkiye’nin garipliği, fakirliği yüzünden okunur ama… Orasını boş geç…
Evet Şükrü Paşa Mahallesinden söz ediyorduk, bak nerelere geldik.. Sözün ipi kopunca şallum şullum nerelerde debeleneceğini şaşırırsın..
Şükrü Paşa Mahallesinden ve oradaki Pazar’dan söz etmiştik… Bir de benim hanımdan söz etmek gerekir burada…
İnsanları lafla değiştirmek, geliştirmek, güzelleştirmek, insan etmek mümkün müdür? Zor… Diyorsunuz değil mi? Benim eşim bu zor işin peşindedir… Nasıl mı ? (Biraz daha sabredin Müslüman kardeşlerim.. No’luyorsunuz?)
Bu Şükrü Paşa Pazar’ına , Edirne’nin öz be öz ahalisinden olan, Romanlar’dan epey bir bayan kütlesi maydonos, marul , turp ve diğer zerzevat satmaya gelirler. Kenarda köşede torbalarını açarlar ve bağırmaya başlarlar : “Hani ya taze maydonos.. Turp var turp…” Bu feryadı figanlar sürer gider ama bir yandan da hiç durmadan küfür küfür sigaraların yakıp söndürürler; ciğerleri bayram eder…
Ama benim hanım öyle mi, hemen Pazar’da bu Roman milletine yanaşır (siz ne derseniz deyin.. Ben öyle diyorum!) . Hepsini de adıyla değil, sanıyla tanır.. çünkü de çoğu da takma isimle birbirine hitap ederler … Önce elindeki birikmiş poşetleri dağıtır… Al sana al sana..
Hani bana diyenlere de… “kalmadı…” der… Ondan sonra musallat olur..
“Hani Kavanoz, sen sigarayı bırakacaktın… Ülen bir bıraksan şu suratına renk gelir be.. Parayı da biriktirir, araba alırsın..!” Kavanoz , güleç bir yüzle bakar…
“Ablam.. Mümkün değil.. ben bu laneti bırakamam..!”
“Öyle bir bırakırsın ki … Senin herif bile senden memnun olur..” Bunun üzerine yüzü daha da bir güleç olur Kavanoz’un…” Ondan sonra benim hanım, diğer şişman Roman hanımları ziyaret eder…
“ Hani Ördek… Bu hafta sen sigarayı bırakacaktın… Ne oldu?
“Abla yapamadım be…”
“Hadi seni yalancı… Hani bana söz vermiştin..?”
“Abla İnşallah gelecek haftaya…” Böyle böyle bütün ağzında sigara olan Edirne’nin Esmer vatandaşlarını dolaşır ve tebliğ edilmesi gerçeği yeniden,yeniden tekrarlardı…
“Bana bak Tren Dumanı gelecek hafta görmek istemiyorum… Sigarayı tekleyeceksin.. Hem kendine, hem ailene, hem kesene zarar… “ Ona da bir diskur çeker… böylece en kısa zamanda Maydanos, Dağların kızı, Helva, Dan dan, Deli köpek, Yemiş, Kır Kır da bütün bu öğütlerden nasibini alır… Pazar biter, biz biraz esmer vatandaşları besleriz, biraz onlar bizi besler; alış verişimizi yapar döneriz. Döneriz de ne olur.. Durum değişir mi? Bazen değişir…
Bir Cumartesi günü yine Şükrü Paşa Pazarını ziyaretimiz de, Esmer vatandaşlar , benim Hanıma seslenmeye başladılar..
Tren Dumanı: “Abla.. Allah nimet çarpsın, sigarayı bıraktım… Allah senden razı olsun… bir haftadır rahat nefes alıyorum…”
Ördek : “Ablacığım, ben de bıraktım… Bak ablacığım yüzüme, benzimin rengi yerine gelmiş mi.. Geldi, geldi… Allaha şükür çok rahatım…”
Ve diğerleri de sigarayı bıraktıklarını deklare ettiler… haftalar geçti…
Benim Hanım Pazar da görününce, bir neşe bir şenlik.. hiç sormayın…
“Abla… Allah senden razı olsun… Allah seni…” Ne dualar.. Ne mutluluklar..!
Demek ki oluyormuş… Çok inanınca oluyormuş… İnsanlar değişebiliyorlarmış… İnsanları olumlu bir şekilde değiştirmek mümkünmüş… Yeter ki siz örnek olun, gösterin, söyleyin ve tekrarlayın.. Sonra yaptığınıza inanın… Bak neler olur!