​ Sustukça susturuluyoruz! / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '12

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sustukça susturuluyoruz!

İki çeşit insan vardır: Biri sürekli diğerini ezmek ister; ezilmek istenen genelde çok donanımlıdır, dolayısıyla vicdan duygusu da donanımı doğrultusunda yüksektir.

Bir de merhamet duygusu…

Kendi ile barışık olmayan insanların bir türlü bilemediği içten gelen bir duygudur; ne din ile öğretmeye çalışabilirsiniz, tam anlamı ile, ne de klişe laflarla!

Ezmek isteyen, genelde, donanımı tam olmayan, kendisi ile bir türlü barışamamış kişilerdir; yoksa ne diye bir başkasını ezmek istesin?

Merhamet duygusu da işte burada devreye girer: Kin bulunmayan yürekte ancak merhamet duygusu yeşerebilir; zira kin tüm güzel duyguları anında zehirleyebilir!

******

Ezilen, donanımlı olduğundan özgüvenlidir, merhamet duygusu ile birlikte empati yapma kapasitesi fazlasıyla yüksektir, dolayısıyla hoşgörü gösterme yetisine de sahiptir!

******

Mesela, ikili ilişkilere vuralım bu denklemi, acayip işler!

Siyasete uyarlasak, özellikle son yıllarda yaşanan hali ile, vallaha buna da “cuk” diye uyar!

Misal, ikili ilişkide ezmek isteyen taraf hep baskın durumdadır: Yeri gelir küfür eder, yeri gelir masaya oturtur yumruğunu!

Önlenemez bir monolog hakimdir!...

Oysa, söyleyeceği çok sözü olmasına rağmen, ar gelir onları kelimeye dökmek, edebinden karşı tarafın…

O hale düşmeyi kendine yediremez!

Sonra…

Bu durum karşı taraf tarafınca bir haklılık payesi olarak algılanır ve suskunluğu kendini haklı bulan bir suskunluk olarak beynine kazır!

Öyle bir kazır ki; artık kimsenin gücü yetmez olur, geriye döndürülemez!

“Sandığın gibi değildi” demeye kalkılırsa, saatler boyu süren monologlar, polemikler, suçlamalar bezdirir; “Lanet olsun!” dersin içinden, dışından söylersen belki de tokadı yersin!

Sırf bitsin diye “Haklısın” dersin, miden bulanmaya başlamıştır zira… Ne kendini ne de karşındakini o vaziyette görmek istersin…

Anlatmaya kalksan, bilirsin, sonuçsuz kalacaktır, daha öncekiler gibi…

Daha da bir ezilmeye çalışılacaksın; başkaldırmaya başlamışsındır!

Garip bir savunma mekanizmaları vardır: “Daha önceleri böyle demiyordun” gibi…

******

İkili ilişkilerde bu durum iki şekilde ancak sonuçlanır: Ya bu deveyi güdeceksin, ya o deveyi bırakıp yola devam edeceksin!

******

İşin siyasal boyutuna baktığımızda aynen iki seçenek bırakıldığını görüyoruz: Ya bu deveyi güdeceğiz, ya da terk-i diyar edeceğiz!

Açık konuşalım: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da ezilen büyük bir grup vatandaş ile kayırılan, yine, büyük bir grup var!

Ezilen kişiler asgari ücretle çalışanlardan başlıyor, sonra bir anda çıta acayip yükselip yazar-çizerlere, profesörlere, ordu komutanlarına falan uzanıyor.

Kayırılan bir grup ise dini bütünlerden başlayıp, İmam Hatip’lilere kadar uzanıp, eğitim düzeyi yok sayılarak “Danışman” olarak millet ve vatandaşlık konusunda hallice para karşılığı “Fikir” vermeleri talep edilenler…

Yıllarca emek harcayıp da, fikirlerlerini beyan ettikleri için “Vatana hıyanet” suçu ile yargılanan bunca değerli vatandaş içeriye tıkılıyor ve yerlerine fikir beyan edecek şahıslar aranıyorsa… Ve… Bizler halihazırda bu duruma sessiz kalabiliyorsak…

Her birimiz korku içinde yaşayıp da,  korkularımızı ifade edemiyorsak; “İfade etsek ne olur? Ya dinleyen olmaz, ya içeri tıkılırız!” endişesi ile boğuşup, üstüne bir de geçim derdi binince…

Dayak yiyip de koca evinden kurtulmayı düşünemeyen kadınların kaderini yaşayıp gidecek bu ülkedeki kadınlardan ziyade erkekler!

******

Aslında var ya; kadınlar daha bir cesurdur bazı konularda, onların yüreği aşk ile çarpar, yapmak, yoktan var etmek gibi bir yetenekleri vardır, doğuştan…

O yüzden daha geç ama daha kararlı adımlar atarlar!

******

Suskunluğun “kabul” olarak algılandığı yerleri sorgularsak: Eğer bir ülkede en basit bir eylem, mesela, üniversite öğrencilerinin harç bedellerini protesto etmesi gibi, bir çeşit var olan hükümete karşı eylem olarak algılanıyor ve bu bağlamda eylemcilere karşı bir operasyon düzenleniyor ve sırf bu isteklerinden dolayı içeri atılanlar oluyor, haklarında davalar açılıyor ve de mahkum oluyorlarsa…

Hiç mi “Durun lan!” diyecek biri çıkmaz?

Bir anne, bir kız kardeş, bir teyze?

Bir baba, enişte?

******

Olmaz mı?

Kim bilir nerelerde kimler bağırıyor; oysa kulaklarımıza dokunan sesler “İktidar Partisi’nin başarıları”, sağlık sektörü, falan…

Son çıkan kararları tam olarak biliyor mu insanlar? Zorunlu sağlık sigortası, mesela… Ah şekerim, para, para…

Kaç özel hastanede sayın başbakanımızın eşinin hisseleri var ve kaç yeni yapılan özel hastaneler civarındaki  Devlet Hastaneleri üç-beş yıllık bakıma alındılar?

******

Bazı kişiler, doğuştan eziktirler; üzerlerinden atamazlar bir türlü!

Bir kinleri vardır, yok edemedikleri, özendikleri insanlara da benzeyememişlerdir bir türlü; önlerine bir güzel çıkar, bir güzel memleket de olabilir… Kendi egoları ile uğraşmaktan dolayı değerini bilemez, bir türü!

İlle de harcamak ister!

Kim bilir, yüreği o kadarına yetmektedir!

Harcadıkça çoğaldığını zanneder bazıları, kinlerinin azaldığını sanır; eşitlenme duygusunu, belki de, böylece hallettiğine inanır!

******

Birileri hep ezilir; genelde ezme yetisine fazlasıyla sahip olanlardır ezilmek istenilenler.

Onlarda bir kendini bilmişlik vardır, bir edep, bir haya…

Bir empati duygusu vardır, genelde, bir sempati… Bir sevgi… Bir merhamet…

Genelde, üç para etmez!

Kendini bir b.k sananlar ille de ezmeye çalışırlar; kendilerinde nasıl olup da o hakkı, o özgüveni buluyorlarsa…  

******

Sonra…

Bir Türkiye Cumhuriyeti tablosu ortaya konuyor: Herkes mutlu, mesut! Ekonomi muhteşem! İleri demokrasi ise hayranlık bir durum!

Kişi başına düşen gelir: Oooo, dudakları uçlatır!

Bir bize uğramıyor!

Cip üstündeki türbanlı kadınlardan değiliz ya; tahminen ondan mütevellittir!


http://twitter.com/Gulgunkaraoglu
gulgun_2006@hotmail.com

 
Toplam blog
: 1269
: 1343
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..