Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '12

 
Kategori
Anılar
 

Taksi terleyip hasta olmasın

Taksi terleyip hasta olmasın
 

N.Bilge Ceylan'ın babasının taksisi, 50 yıllarda Amerika'dan getirmiş.


Çanakkale Yenice ilçesi köylerinden derlediğim Nasrettin Hoca'lık ilginç yaşanmışlıklar.

Cesur Yürek İsmail Dayı:

70’li yılların ortalarında Yenice’nin köylerine elektrik geldi. Elektriği önce almak isteyen köyler, elektrik kurumuna parasal katkılar yaptılar o dönemde. Katkı yapan köylere öncelikle elektrik hatları çekildi ve elektrik verildi. Köylerde vatandaşta para yok. Çakır Köyü halkı da orman işletmesinden kesim alarak, kesimden kazandıkları parayı da elektrik kurumuna yatırarak köylerine elektrik gelmesini sağlarlar.

Kesim sırasında imece yapan bir ekip, kestikleri bir çam ağacını başka bir çam ağacının üstüne devirir. Kesilen çam bir türlü yere inmez, asılı kalır. Çakırlı Marangoz Mehmet, (Mehmet Baygün) ;

“Bir kişi yukarı çıkıp şu çamı yere devirsin,” der.

Kimse ilgilenmez. Marangoz;

“Kim bu çamı devirirse iki buçuk lira vereceğim,” der.

İsmail Karadeniz, (İsmil Dayı) parayı duyunca öne atılır;

“Ben çıkar keserim,” der.

Yan yatmış çamı merdiven gibi kullanarak diğer çamın tepesine çıkar. Yatık çamın tutan dallarını keserek yere düşmesini sağlar. Sıra yere inmeye gelmiştir. İsmil Dayı çamdan inmeye başlar. Çam hem kuturlu, hem de yüksek. Kolları çamı kucaklamaz. Dalı budağı olmayan çamdan aşağı inemez. Atlamak mümkün değil. Cesareti kırılır. Kalır çamın tepesinde.  Eli ayağı titrer, aşağı bakamaz. Yapışır kalır çamın tepesindeki dallara. Arkadaşları aşağıda işin gırgırında. İsmail Dayı, aşağı inemeyince, Marangoz Mehmet pazarlığa başlar. İsmil Dayı’dan, aşağı indirmek için beş lira ister. İsmil Dayı beş lira vermeyi kabul eder. Köye giden birinin getirdiği iple İsmil Dayı, çamdan aşağı indirilir. İki buçuk liraya çama çık. Beş lira verip çamdan iner. Gelir o biçim.

İsmil Dayı’nın beş lirası ile köy kahvesinde çaylar içilir.

Ah İsmil Dayı, Nasrettin Hoca bindiği dalı kesti düştü. Sen diğer ağacı kesip, sağlam ağaçta kaldın. Bu nasıl Nasrettin olmak böyle?

    **

Ben Geç Ateş Alırın.

Çakır Köyü, köy kahvesine giren Soğucaklı biri, çoktan beri kızdığı, bir meseleden dolayı “dövmek” istediği köylüsünü görür. Arkasından yaklaşır. Sessizce bir gömülür. Çata pata bir girişir. Garibim, işin ne olduğunu anlamadan sopayı yer. Kahvede bulunanlar kavgaya müdahale ederler, ayırırlar iki Soğucaklıyı. Dayağı yiyen oturur, aynı yerine. Bir çay söyler. Öteki “ben adamı böyle döverim” cesaretiyle oturur kahvenin gerisinde bir yere. Durmadan söylenir. Atıp tutar. Damdan yeni çıkmış dana gibi şımarır da şımarır.

Sopayı yiyen bizim Yörük, çayını bitirince sessizce yerinden kalkar. Kendisini dövene doğru yönelir. Öteki kendinden emin yerinde oturur. Dayağı yiyen efe, bir saldırıya geçer. Tutabilene aşk olsun. Yer misin yemez misin?

Dayak attım diyen, dayak yiyince, çarşamba çanağı gibi dağılır gider.

Büyük zafer kazanmış gibi ortada dolaşan, önce dayak yiyen Yörük bağırmaya başlar.

“Bene bak ben geç ateş alırın. Adamı böle yaparım.”

Geç ateş alandan gorkçen arkideş!

**

Bir acayiplikte Çakıroba Köyü’nden yazalım.

 

Taksi Yolculuğu:

Emekli öğretmenlerimizden R.G, 67’li yıllarda, Çakıroba Köyü’nde çalışmaktadır.

Bir perşembe günü Yenice’ye pazara gelir. Alış veriş yapıp köye dönecektir. Köye araç yoktur. Eşya taşımak zor. Bir araç bulsa tam alışveriş yapacak. Birde bakar Ziraatçı M.Emin.

“Köye gidecek misin?” diye sorar. Ziraatçıya “beni de götür” der. Ziraatçı kabul edince, bizim öğretmen, araba bulduk diye eksiksiz alış veriş yapar. Eşyayı yükleyip, otomobile binerler. Issız Cuma’ya varırlar. Issız Cuma’dan köye yol yokuştur. Ziraatçı taksiyi çınarların dibine gölgeye çeker. İki mazot bidonunu indirir. Öğretmene de inmesini ve eşyaları indirmesini söyler. Öğretmen;

“Köye çıkmıyor muyuz, Emin Amca?” diye sorar.

Ziraatçı;

“Taksiyi burada bırakacağız. Yol yokuş. Taksi hararet yapmasın!” Der. Vurur kendini yola iki bidon mazotla. Öğretmen’in yükü daha da ağır, Yenice pazarını satın almış, taksi buldum diye. Inılıya ınılaya, oflaya puflaya kan ter içinde köye kadar yürür. Köye çıkana kadar, ”Ziraatçı’ya” çok mevlit okur, çok.

“Eeee seninde Öğretmen, kafan hiç basmıyo. Taksi hararet yapınca, terli terli soğuk su falan içer. Nezle olur. Boğazı şişer. Yataklara düşer. Olur mu beyav? Sonra al taksiyi doktora götür, ilaç al, tedavi ettir, olur mu hiç?”

“Ziraatçı M.Emin CEYLAN,  Eğitim görmüş sıra dışı bir adamdı. Yurdumuzun Amerika’da eğitim görmüş, ilk Ziraat Mühendislerinden birisiydi. Ne zaman ne yapacağı belli olmazdı. Amerikalılar yurda dönerken bir otomobil hediye etmişler. Bu otomobili söke taka bozup gitmiştir. Otomobile tarlası içinde bir garaj yapmıştır. Gresleyip kapısız penceresiz uzun süre saklamıştır. (Ormana kaçak yapılan bina yıkıldı. Film gerçek oldu.) Öğleyin iki kara erik, dört bakla yiyerek idare ederdi. Yenice halkına zirai yenilikleri kabul ettiremediği için içine kırgın olduğunu söylerdi tanıyanları ve çok fazla kişiyle ilişkisi olmayan birisiydi. Bisikletle gezerdi hep yürürdü.

Oğlu N.Bilge CEYLAN’nın (Kasaba-Mayıs Sıkıntısı) filmlerinde oynamış, ödüllü oyuncu olmuştur, seksen yaşından sonra.

Allah rahmet eylesin.

Ne yapalım, bu da böyle bir Nasrettin Hoca’ydı işte…

 

 
Toplam blog
: 420
: 1641
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..